2 Haziran 2011 Perşembe

Kinyas ve Kayra



Hakan Günday

'Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. 


Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım. 




Kayra, bir gün bana 'Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun' demişti.' 




(Arka Kapak) 



Evet, en sonunda bu kitabı okudum, okuyabildim yani. Zaten biraz da uzun sürdü okumam. Daha doğrusu bilerek uzattım. Hep araya başka kitaplar da soktum. (Bilerek)

Bence okunması gereken bir kitap. Günümüz insanının içinde bulunduğu girdapları çok sert bir dille anlatıyor Günday. Aslında diğer kitapları da okunmalı ama önce Kinyas’ı da Kayra’yı da sindirmeli, içimizdeki Kinyas’ı ve Kayra’yı bulup kabullenmeli. Sonra da onlarla başa çıkılmalı.

Kitabı okurken de bitirdikten sonra da hep aklımda aynı soru vardı – var. 
-Sen hangisisin Elif? Kinyas mı Kayra mı?!



1 yorum: