28 Aralık 2014 Pazar

Yoksa Hala Bekâr Mısın?

       


         Yoksa Hala Bekâr Mısın?
         Rachel Gibson
         Çeviren: Gökçe Müderrisoğlu Aktaş
         Nemesis Kitap
        
         Sadece 10.000 kişinin yaşadığı Lovett kasabasında, düğün büyük bir olaydır. Büyük şehirlerden düğüne gelen uzaktaki akrabalar ise dedikodu malzemesi olmaktan kaçamazlar.  
         Sadie Hallowel, kendisinden küçük kuzeninin düğünü için yıllar sonra doğduğu kasabayı ziyaret eder. Kasabadakiler için klasik bir fiskos malzemesi olacakken işler değişir; çünkü Sadie otuz üç yaşındadır ve hala BEKÂRDIR. Bu, kasabalılar için dedikodu değil, çok fazla dedikodu demektir.
         Ancak bilmedikleri bir şey vardır. Sadie, işleri Lovett sakinlerinin bile yetişemeyeceği bir hızda karıştırmaya yetecek bir potansiyele sahiptir.
         (Arka kapaktan)

         İki hafta önce çok hastaydım. Sonra geçti. Geçen hafta iyiydim. Bu hafta sonuna doğru yine kötüleştim ve şimdi daha çok hastayım. Pazartesi finallerim başlıyor ama ben başımın ve vücudumun ağrısından pek çalışamıyorum. Hastayken yapılacak en iyi şey kitap okumaktır bence. Tabii yorgun bedeninizi daha da yormayacak kitapları kastediyorum.
         İşte ben de bu kitabı buldum. Bir önce okuduğum kitaba göre daha çok sevdim açıkçası bunu. Evet, biliyorum bu ara hep çiklet kitap okuyorum. Ama yılın son ayı pek iyi geçmiyor benim için. Hep hasta ve yorgunum.
         Ama bu kitapla ilgili bir sorun var ki; o da bu kitap bir üçlemeymiş. Bu da sonuncu kitabıymış. Ama neyse ki okuduğum yorumlardan anladığıma göre sadece olayın geçtiği kasaba ortakmış. Yani tek başına okunsa da bir şey kaybedilmiş olmayacak.
         Ben dün gece bu bitince birincisini de okumaya başladım serinin.

         Siz okudunuz mu bu kitabı?

23 Aralık 2014 Salı

Mutlu İnsanlar Kitap Okur ve Kahve İçerler

         


         Mutlu İnsanlar Kitap Okur ve Kahve İçerler
         Agnes Martin-Lugand
         Çeviri: Gökberk Çapraz
         Epsilon Yayınları

         Diane kocasını ve kızını ansızın bir araba kazasında kaybetmişti. Ruhu buz tutsa da kalbi atmaya devam ediyordu ama. İnatla. Acı vererek. Gereksiz yere…
            Hatıraların arasında kaybolan Diane için artık hayat belirsizdi. Belki de kendi kendini sürgün ettiği İrlanda topraklarına ayak basmasıyla tünelin sonundaki ışığı görebilecekti. Her şeyini kaybeden ve hayata devam etmekten başka hiçbir seçeneği olmayan bu genç kadının bazen dramatik bazen eğlenceli yolculuğuna kayıtsız kalamayacaksınız.
            “Bu kitap iyi bir espressonun aromasına sahip.” L’Express
            (Arka kapaktan)

Üzücü bir kitaptı aslına bakarsanız. Kadın ailesini kaybediyor bir kazada ve resmen içine kapanıyor. O acıyı hissedebiliyorsunuz.

Tam kitabı çok sevdim diye düşünürken saçma sapan bir şekilde bitiverdi. Acaba devamı gelecek mi diye düşünüyor insan. Günü geçirmelik idare eder bir kitap diyebilirim.

7 Aralık 2014 Pazar

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

        


         Beyaz Zambaklar Ülkesinde
         Grigoriy Petrov
         Koridor Yayıncılık

         Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın üklesdeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabo okumalıydılar. O vakitler, kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran- Kerim’den sonra en çok okunan kitap haline geldi.
            Bu kitap tüm yoksullığa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insnaın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Findlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.
            (Arka kapak)

         Bu kitabı kaç yıldır okuyacağım okuyacağım ama bir türlü okuyamıyordum. Bu yıl Türkan Saylan’ın doğum gününü kutlamak için bu kitap seçildi. 13 Aralıkta bu kitabı tartışıp Türkan Saylan’ı anmış olacağız.

         Kitap Atatürk’ün emriyle Türkçeye çevrilmiş iyi ki de çevrilmiş. Bence Finlandiya’da yapılanlar Türkiye’de de en kısa sürede uygulanmaya başlanmalı. Çok acil hem de. Tabii önce iktidardakilerin de kafalarını değiştirmeleri lazım.

5 Aralık 2014 Cuma

Marilyn Monroe

         


         Marilyn Monroe Notlar, Şiirler, Kişisel Metinler ve Mektuplar
         Editörler: Stanley Buchthal, Bernard Comment
         Çeviren: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
         Artemis Yayınları

         Entelektüel ve sanatsal bir kişiliğin notlarından oluşan bu kitapta yayınlanan dökumanlar, farklı bir Marilyn Monroe’yu gün yüzüne çıkarıyor. Sinemanın bu emsalsiz kadına yakıştırdığı “Güzel Sarışın” imajından farklı, neredeyse cinsiyetsiz bir zekayı gözler önüne seriyor.
            “Ben kimseyi kandırmadım. İnsanların kendilerine kandırmalarına izin verdim sadece. Kimse, gerçekte kim olduğumu, ne olduğumu öğrenmeye zahmet etmedi. Benim için bir karakter yarattılar. Onlara karşı çıkacak gücüm yoktu. Belli ki, olmadığım birini seviyorlardı.” M. M.
            Marilyn Monroe: Notlar, 20. yüzyılın en büyük ikonlarından birini, Marilyn Monroe’yu yeniden tanımlayan benzersiz bir kitap. Ölümünün üzerinden elli yıldan uzun bir süre geçen Marilyn Monroe, karşımıza ilk kez bu kadar savunmasız çıkıyor.
            Marilyn’in imajı öyle evrensel ki, onun hakkında her şeyi bildiğimize inanıyoruz. Ne de olsa onun her sözü ve jesti manşet oldu, tartışmalar yarattı. Ciddi oyunculuk yeteneği bazen şöhretiyle gölgelendi. Ve bu arada kamera ona umutsuzca aşık oldu.
            Marilyn, ya da gerçek adıyla Norma Jeane, dünyanın tanıdığından daha meraklı, araştırmacı, nükteli ve umutlu bir kadındı. Şimdi, okurlar ilk kez o özel Marilyn’le tanışabilecek ve onu çok daha iyi anlayabilecek, Marilyn Monroe: Notlar yazılı kaynaklar bakımından eşsiz bir koleksiyon. Marilyn’in el yazısıyla kendisi için aldığı notlar, yazdığı mektuplar, hatta şiirler daha önce hiç yayınlanmadı.
            Defterlere karalanmış, daktiloyla yazılmış ya da otellerin mektup kağıtlarına alınmış bu notlar, sanatını derinden seven ve onu mükemmelleştirmek için gayret gösteren bir kadını gözler önüne seriyor. Karşımızda kendi hayatını acımasızca analiz eden ama aynı zamanda muzip, komik ve inanılmaz çekici bir Marilyn Monroe var. Performanslarını unutulmaz kılan zahmetsiz zarafeti ve aldatıcı neşesi bu metinlerde de açıkça görülüyor. Marilyn’i bu kadar etkileyici birine dönüştüren, her an patlamaya hazır ızdırabı da öyle.
            “Kusur güzellik, delilik dehadır. Ve saçmalamak kesinlikle sıkıcı olmaktan iyidir.”
            (Arka kapak)


         Marilyn Monroe genelde fotoğraflarında gülümser. Bana da hep acaba gerçekten bu kadar mutlu mu diye merak ederdim. Bu kitapta aldığı notlar, yazdığı şiir ve mektuplar var. Üzücü de biraz. Yani bu kadar parlak ışıklar içinde olup bu kadar mutsuz olmak. Mutsuzluğuyla, korkularıyla başa çıkabilmek için çırpınıp durmak. 

4 Aralık 2014 Perşembe

“Filiz Hiç Üzülmesin”

         


         “Filiz Hiç Üzülmesin”
         Sabahattin Ali’nin Objektifinden, Kızı Filiz’in Gözünden Bir Yaşamöyküsü
         Filiz Ali
         Yapı Kredi Yayınları

         “… üzülecek bir şey yok. Her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin.”
Filiz Ali’nin anılarını, babasının eserleri ve mektuplarıyla harmanlayarak kitaplaştırdığı “Filiz Hiç Üzülmesin”, sadece bir hayata odaklanmakla kalmıyor, Sabahattin Ali’nin usta fotoğrafçılığına da tanıklık ediyor.
Sabahattin Ali’nin Istıranca Dağları’nda öldürülmesinden çok önce, kehanette bulunur gibi kendi sonunu yazdığı dizeleriyle biten “Filiz Hiç Üzülmesin”, edebiyatımızın efsanevi yazarını yattığı yerde de selamlıyor…
“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır.”
(Arka kapaktan)

Sabahattin Ali’yi çok severim. Tüm kitaplarını okumaya çalışıyorum. Eskiden okudum diyordum ama geçen bir yerde farklı isimlerde kitapları da olduğunu okudum. Onları da edinmem lazım en kısa sürede.
Çok severek okuduğum kitapları hep bir hüzün de uyandırır içimde. Bu dünyadan erken ayrılışından sebep olacak. Düşündükçe üzülüyorum, sinirleniyorum hatta. Burası nasıl bir ülke ki bütün aydınları, yazarları sürülüp, öldürülüp, yakılmış olsun?! Utanıyorum resmen kendimden.
Nazımlar, Azizler, Sabahattinler bunları yaşamak zorunda mıydı sanki! Ne zaman gelişmiş, aydınına düşünürüne sahip çıkacak bir ülke olacağız acaba?! Ne zaman hadi doğru söyleyeni de geçtin söz söyleyen dokuz köyden birden kovulmaktan vazgeçilecek? Zor bu ülkede yaşamak… Gençlerin bu ülkede yaşamak istememesinin en büyük nedeni de bu bence. Kendi ülkende özgürce konuşup, yazamıyorsun bile. Yazık!
Filiz Ali, babasını ve anılarını anlatmış kitapta. Birinci baskı 1995'te çıkmış ama ben hiç denk gelmemiştim. Geçenlerde bir kitapseverin instagram hesabında gördüm. Bu ikinci baskı olanı. Çıldırdım tabii. Hemen sipariş verdik. Geldi ve az önce de bitirdim. Yine çok mutlu oldum. Sabahattin Ali’ye biraz daha yaklaştım. Yine çok üzüldüm. Böyle bir aydından yoksunuz ne zamandır. Ve onunla tanışıp, konuşma fırsatını yakalayamayacağım.


         

27 Kasım 2014 Perşembe

İlk Bakışta Aşk’ın İstatiksel Olasılığı

        
,


         İlk Bakışta Aşk’ın İstatiksel Olasılığı
         Jennifer E. Smith
         Çeviren: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
         Artemis Yayınevi
        
         Bazen sadece dört dakikayla uçağınızı kaçırırsınız ve o dakikaların birinde gerçek aşk sizi bekliyordur.
            Hadley, hayatının en kötü günlerinden birini yaşıyordu. Babası Londra’da, Hadley’nin tanımadığı bir kadınla evleniyordu ve düğüne yetişmeye çalışan Hadley uçağını kıl payı kaçırdı. Genç kız, önceleri kadere inanmazdı. Ama havaalanında kısılıp kaldığı o gün Oliver’la tanışması, Hadley için bir dönüm noktası olacaktı. Çekici ve meraklı Oliver, daha ilk anda Hadley’nin başını döndürdü. Üstelik iki genç aynı uçakta yolculuk edecekti. Hadley ve Oliver’ın yirmi dört saat içinde geçen hikayesi, gerçek aşkın en beklenmedik anda karşınıza çıkabileceğine sizi inandıracak.
            “Romantizm ve bilgelik bir arada… Mutlaka okunmalı. Ve Oliver’la tanıştığınız an, bir sonraki uçağınızı kaçırmak için dua edeceksiniz.” –Sarak Mlynowsk-
            “Kalbinizi ısıtacak, ustaca kaleme alınmış göz yaşartıcı bir öykü.”-Lucy Peden, Bliss-
            “Modern bir atmosferde geçen klasik bir aşk hikayesi. Tesadüfi tanışmalar, uzun bakışmalar ve sonsuz olasılıklar.”-Jenny, Blogger-
            “Kalbimi müthiş sızlattı.”-Carla, Blogger-
            (Arka kapak)


         Arka kapak yazısındaki kadar olmasa da birkaç hoş saat geçirdim. Fena değildi. 

25 Kasım 2014 Salı

Karmen (Carmen)


Karmen (Carmen)
Prosper Merimee
Çeviren: Yaşar Nabi
Varlık Yayınları

Ünlü Fransız yazarı Prosper Merimee’den hiçbir şey okumamış olanlar da Bizet’in sık sık oynayan Carmen operasını seyretmiş ya da bu yapıttan esinlenerek çevrilmiş olan tam 21 filimden birini görmek fırsatını bulmuşlardır.
Bu kitapta size dünyanın bütün dillerine çevrilerek yüz yılı aşkın bir süreden beri değerinden bir şey yitirmeden okunmakta devam eden bir küçük başyapıtın yeni bir çevirisini sunuyoruz. Böylece o şaşırtıcı, esrarlı çingene kızının serüvenini ilk kez okurmlarımıza hatırlatman olanağını bulduğumuz için seviniyoruz.
(Arka kapak)

Daha önce bu yazarı ne duymuş ne de bir kitabını okumuştum. Carmen’i de opera olarak biliyordum sadece doğrusu. Öğrenmenin sonu yok. :/
Bu arada kitaptan İspanyol Çingeneleri ve Romanni dili hakkında da epey bilgi edindim. Etimolojiyi de çok severim.

Bol okumayla…

23 Kasım 2014 Pazar

Satranç

           
 
         Satranç
         Stefan Zweig
         Can Yayınları

         Raslantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve gidecek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.’nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.
            Stefan Zweig’in Brezilya’da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942’deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonla sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.
            Avrupa kültürüne elvada derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig’in son  yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.
            (Arka kapak)

         Bugün instagramda dolaşırken farkettim ki bu kitabı bloga yazmamışım. Ben bu kitabı okumadım, dinledim. Okan Bayülgen’in sesinden.
         Okan Bayülgen, radyo programında kitap okuyordu bir ara. Ben de Satranç’a denk gelmiştim.
         Beni çok etkileyen bir kitaptı. Hâlâ okumayanlarınız varsa tavsiye ederim.


22 Kasım 2014 Cumartesi

Uçan Fare – Bir Farenin Yaşamöyküsü

        


         Uçan Fare - Bir Farenin Yaşamöyküsü
         Charlie S.
         Çeviren: Kıvanç Küçükyılmaz
         Say Yayınları
        
         Siz hiç uçan fare gördünüz mü? Hani kuş misali daldan dala, çatıdan çatıya konan, havada süzülüp canı istediğinde pike yapan bir fare… Peki, farelerin marongoz olabileceği aklınıza geldi mi? Tilki avlamak için kocaman sapanlar yapabilecekleri… Hilekâr, düzenbaz, şakacı, bilgiç, dost olabilecekleri… Tavuklar, atlar ve hatta kedilerle anlaşabilecekleri…
            Tanzanya doğumlu Charlie S, benzerine az rastlanır bir hayal gücü ile yazdığı Uçan Fare’de, bugüne değin pek aralanmayan bir pencereden farelere, farelerin özel hayatına, hayvan ve insanlarla olan ilişkilerine bakıyor. Mümkün değilmiş gibi görünen olağanüstü şeyleri (‘uçan fare’ karakteri, kedi-fare ilişlileri… vb.) öylesine canlı, renkli ve eksiksiz betimliyor ki, insana inanmaktan başka şans tanımıyor.
            Uçan Fare, sizi Bayan Gıt Gıt Gıdak, Bay Çürük, Koca Jim, Uğursuz Anna, Fırt Fırt, Fıs Fıs, Fır Fır, Asil Henry, Pamela Hanım… gibi birbirinden ilginç öykü kahramanları ile tanıştıracak, Farematik’in büyülü dünyasında bilmeceler havuzuna daldıracak, meşhur Fare Haritası’nın sırrını çözdürecek. Esrarengiz, heyecan verici ve fantastik olayların geliştiği Huzur Çiftliği’ne, başka bir değişle bu muhteşem öyküye konuk olmak istemez misiniz?
            (Arka kapak)

         Evet, bu bir çocuk kitabı. :) Yazın Kuşadası’nda bir etkinlik olmuştu Kitap ve Edebiyat Günleri adında. Oradan 20 kadar kitap almıştım. Uçan Fare de aralarındaydı tabii ki. Kapağını sevmiştim. Bir de ben kitap alırken kapağına bakıp alanlardan olduğum için içeriğine çok bakmıyorum doğrusu. Zaten bu da çocuk kitabı. Hep sevmişimdir çocuk kitaplarını. :)
         Lale kızımız uçan bir fare. Kitap boyunca onun maceralarını okuyoruz.

         Tavsiye ederim. Çocuklarınız da sevecektir. :)

16 Kasım 2014 Pazar

İstanbul Bir Dişi Orospu, Beyoğlu Altın Dişi

         


         İstanbul Bir Dişi Orospu, Beyoğlu Altın Dişi
         Yelda Karataş
         Telos Yayıncılık

         Acının ve ölümün kucağındaki İstanbul Ona sığınmış aşk çocuklarıyla beraber yitirdiği erdemini geri ister. Bu aşk çocukları sürekli ezber bozarlar: Sevdikleri için o kim? demezler de, o beni, derler, üstüne basa basa.
            Yelda Karataş bu kitabında İstanbul artık yazılamaz, demişse de, tükenişini iliklerinde hissettiği bu şehirden bir sevda masalı yaratmış. Kirlenen bütün insan ilişkilerine inat…
            Evet, İstanbul ve onun altın dişi Beyoğlu çamura batmıştır.
            Ama çamurun dibinde ışık vardır.
            O ışıkta kimsesiz aşklar çırpınıp durur.
            Bence, İstanbul Bir Dişi Orospu, Beyoğlu Altın Dişi adlı bu kitap geçmişin kaybolmuş güzelliklerine ve yitirilmiş masallarına yazılmış cesur bir ağıttır…
                                                                                          Cezmi ERSÖZ
         Yelda Karataş’ı çok severim.
         Ama bu kitap beni çok şaşırttı. Tek kelimeyle çarpıcıydı.
         Bu kadar etkileyici bir kitap beklemiyordum itiraf ediyorum ki.

         Okun efenim…

14 Kasım 2014 Cuma

Yakılmamış Mektuplar

         


         Fatma Cevdet Hanım’dan İhsan Bey’e Yakılmamış Mektuplar
         Hazırlayan: İ. Bahtiyar İstekli
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

         1920 yılının mayıs ayında Tıbbiye öğrencisi İhsan, ortak bir tanıdıkları aracılığıyla Fatma Cevdet’e bir zarf yollar. Bu zarf iki gencin arasında üç yıl sürecek bir mektuplaşmayı başlatır.
         Fatma Cevdet ve İhsan dönemin koşulları gereği kısıtlı şartlar altında görüşür, sevgilerini büyük ölçüde bu mektuplar aracılığıyla ifade eder ve yaşarlar.
         Tiyatrolar, konserler ve sinemalarda görüşme imkanı da bulurlar. İkisinin pek çok dostu da bu kültür çevresinde faaldir:
         Muhittin ve Necmettin Sadık Sadak, Melek Celal, Selami İzzet Sedes, Ali Rıfat Çağatay, Mesut Cemil, Münir Nurettin Selçuk, Celal Sabir Erozan, Kemal Niyazi Seyhun, Karl Berger ve Paul Lange’nin adları mektuplarda sıkça geçer.
         İşgal İstanbul’unda başlayan ve şehrin kurtuluş günlerinde biten bu uzun mektuplaşma, hem son Osmanlı döneminde yetişmiş iki gencin duygu dünyasına hem de İstanbul’un gündelik hayatına benzersiz bir pencere açıyor…
         (Arka kapak)

         Bu kitabın çıkmasını o kadar çok bekledim ki… 2009 ya da 2010 olmalıydı. Çevirmeninden birkaç mektubu ve olay örgüsünü dinlemiştim. O zaman çok heyecanlanmıştım. O zamanlar Osmanlıca okumayı bilmiyordum bu arada. Ama kafama koymuştum öğrenmeyi. Sanırım –nerede olduğunu bilmesem de- bir adet de kartpostal var elimde Fatma Hanım tarafından yazılan.
         Kitap Kasım 2013te çıktı. Ben bir süre başlayamadım kitaba. Elim gitmedi bir türlü. Sonra başladım ama büyük aralar verdim okurken. Az önce de bitirdim. Sonunda bitti diyorum hatta.
         Olayı ve sonunu bildiğimden olsa gerek çok heyecanlanarak okumadım.
         İnternetteki yorumları güzeldi ama. Tanınan çevrelerce olumlu eleştiriler aldı zannımca.
         O zamanın şartlarını da güzel yansıtıyor. Mektup okumaktan hoşlanıyorsanız tavsiye ederim.
         Bu da adıma imzalandı.


         

9 Kasım 2014 Pazar

Kızlar Farkına Varmıyor

         


         Kızlar Farkına Varmıyor
         Boris Vian
         Mitos Yayıncılık

         Boris Vian bu kez, kahramanı Francis’i katıldığı maskeli baloda kadın kılığına sokup, komik ama tehlikeli bir uyuşturucu çetesinin kucağına atıyor. Kahramanımız, kendine asılan lezbiyenlerle sevişmekten, kur yapan homoseksüellerle hoşça vakit geçirmekten fırsat buldukça, kötülerin hakkından kadın kılığında ama erkekçe gelmesini de beceriyor.
Ve kızlar, hiçbir şeyin farkına varmıyor.
(Arka kapak)

Akşamüzeri başladığım şu kitap beş dakika önce bitti. Evet, yarın vizelerim başlıyor ve ben çalışmak haricinde her işi yapıyorum yine. Ne yapayım, sevmiyorum ders çalışmayı. Bugün tam dört farklı kitap okudum ve birini bitirdim. Tamam tamam, arada ders de çalıştım. :/
Kitabın arka kapağını okumadım her zamanki gibi. Çünkü bazen tüm olayı arka kapağa yazıyorlar ve bence o saatten de sonra da okumanın anlamı kalmıyor. Neyse, okumadım işte ve başlarken aman ne eğlenceli bir kitaba benziyor diye geçirdim içimden.
Tamam, öyle çok sıkıldım diyemeyeceğim ama ben daha eğlenceli şeyler beklerken biraz vurdulu kırdılı ilerledi kitap.
Boris Vian da çok meşhurmuş bu arada. Ben ilk kez okudum. Kendi hayatı da oldukça ilginç bu arada. Takma isimlerle de işler yapmış anladığım kadarıyla. Kendi romanlarını başka isimle çevirmiş başka dillere. Çok ilginç geldi bana bu olay.

         Bir çok da mesleği var. Fransız mühendis, yazar, şair, müzik eleştirmeni, caz trompetçisi, şarkı sözü yazarı, sanat yönetmeni. Bunlar az buz şeyler değil doğrusu. 39 yaşında vefat etmiş ne yazık kı. Çok genç.

27 Ekim 2014 Pazartesi

Kocan Kadar Konuş

        


         Kocan Kadar Konuş
         Şebnem Burcuoğlu
         Dex Yayınları

         “Türkiye’de kadınların DNA’larına kodlanmış olan evlenme saplantısı, ne yazık ki bizim ailede daha yoğun. Millete ailesinden genetik miras olarak mavi göz kalır, bize bu evlenme saplantısı kalmış. “Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş” atasözü, anneannem Peyker’in lafıdır. Yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem.
         Sözün özü, kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Hele ki bir de 30’una gelip de bekar kaldıysan bu dünyada yatacak yerin yok!”
         Evli misin?
         Ya nişanlı?
         Sevgilin var mı?
         O da mı yok!
         Yaş kaç?
         Hmm. Anlaşıldı.

         Sen en iyisi bu kitabı bir oku. Yalnız değilsin Türk kızı! Senden çok var –ay bunu da yanlış anlayıp trip atarsın sen şimdi. Yok, öyle demek istemedik. Ailen, çevren, eşin-dostun-arkadaşın-kankan, hepsi evlilik lafı ediyor değil mi? Ama zor iş.
         Koca bulmak ÇOK zor iş arkadaş…
         (Arka kapak)

         Bu kitabı okurken çok eğlendim. Gece uyuyamamıştım ve biraz kitap okumaya karar verdimdi. Sonra işte bu kitaba başladım ve gün ağardığında kitap bitmişti.
         Okurken o kadar çok güldüm ki. Hatta yan odada erkek arkadaşım uyuyordu, uyanmasın diye kıs kıs gülmekten bir hal oldum. :) gerçekten çok eğlendim.
         Fakat tek sevmediğim yeri sonuydu. Öyle bitirilir mi kitap ya. Hani biraz da insanda devamı var hissi bırakmıyor değil.
        


25 Ekim 2014 Cumartesi

Şiir Hikâyeleri

         


         Şiir Hikâyeleri
         Haluk Oral
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
        
         “Haluk Oral, gerçekten de ilgi çekici bir edebiyat arkeologu. Bizim okuyup da geçtiğimiz, sadece bir şiir, bir öykü olarak baktığımız metnin ardındaki gizler, yazılma nedenleri, esin kaynakları onun araştırma alanıdır. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Oral’ın verdiği bilgilerden sonra, o şiire, zenginleşmiş, çeşitlenmiş bir açıdan bakarsınız. Ünlü şairlerinin biyografilerine baktığınızda, o yapıtı niçin, hangi etkilerle yazdığını öğrendiğinizde şiiri onun edebiyat serüveni içinde bir yere oturtursunuz.
            Şiir severseniz, bir şiirin serüvenini, en doğru yazılışını öğrenmek isterseniz bu kitabı okumalısınız.(…)”
                                                                                                                     Doğan Hızlan
            Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı kimdir? Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı’nın geçirdiği değişiklikler… Ahmet Arif ve tek kitabı olarak 60 baskı yapan Hasretinden Prangalar Eskittim… Melih Cevdet Anday’ın Tohum’u ilk nerede yayınlandı? Orhan Veli’nin divan çeşnisinde bir şiiri olarak Efsane… Kaldırımlar ve Nezip Fazıl’ın şair yaşamı… Orhan Veli’nin Sere Serpe uyuyan ilhamı… O Belde için bir sadeleştirme çalışması… Yahya Kemal’den Salim Rıza’ya bir rubai… ve Tutunamayanlar…
                                                                                              Haluk Oral’ın kaleminden…
            (Arka kapak)

         Bu kitabın benim için önemi büyük. Yani bu kitap yıllar önce elime geçtiğinde başladım ben imza koleksiyonu yapmaya. Haluk Oral’da bir imza koleksiyoncusu zaten. O günden beri de imza koleksiyonu yapıyorum ben de. Tabii ki o zaman da okumuştum kitabı ama yeniden okumak istedim. Balıkesir’den dönerken de yanımda getirdim.
         Kitapta o çok ünlü şiirlerin yazılış hikayeleri var. O yüzden çok ilgimi çekiyor kitap. Kendimi yakın hissettiğim dünyaya dokunabiliyorum kitap bitinceye kadar. Belki ileride yeniden okurum, kim bilir.


         Tabii ki bu kitap da yazarından imzalı. :)

20 Ekim 2014 Pazartesi

Kül ve Yel

        


         Kül ve Yel
         Müge İplikçi
         Alkım Yayınevi

         Yalnızlığımıza yeni masallar uydurmalıyız, kabul. Ama nasıl, ama nasıl?
        
         Müge İplikçi, Kül ve Yel’de bir ailenin yıllara yayılan öyküsünü, hatırlamak ve unutmak temalarından hareketle anlatıyor. Romanın ana kahramanı olan Fehime’nin, Yelkovankuşu adlı semtte başlayan serüveni, manolya ağaçlı bir evin odalarında farklı koku ve renklerle şekillenmiştir. Alzheimer hastalığına yakalandıktan sonra bir bakımevine kapatılan Fehime, odasında sürekli olarak televizyon seyreder. Ailesinin yaşadıklarını bir hatırlayıp bir unutur. Ve o sırada çıkan savaşı, Yelkovankuşu’nun hemen yakınlarında, Şerbetçi’deki deri fabrikalarında 20 yıl önce çıkan yangınla özdeşleştirir. Yaşlı Fehime’de şimdiki zaman, geçmiş zamanın içerisindedir; tıpkı, mekanın mekanın içerisinde oluşu gibi.

         Müge İplikçi, hatırlamak-unutmak ve ötesinin dehlizlerine bizi davet ederken, tıpkı diğer kitaplarından olduğu gibi, Kül ve Yel’de de an’ın içerisinde oynamayı seviyor.
         (Arka kapak)

         Alzheimer hastası Fehime’nin sayıklamalarıdan oluşuyor kitap ve çok çok yavaş seyrediyor. Bu kitabı inatla bitirmek için çabalıyordum Doğu turuna gitmeden önce. Giderken de yanımda götürmemiştim. Ama dönünce ben ona o bana bakmaya başladı. Aldım elime ama ömür törpüsü resmen. Yani tamam kitaplara kötü demek istemiyorum. Beğenmemezlik etmek hiç istemiyorum ama hiç ilerlemiyor bir türlü.

         Okudum da kurtuldum diyorum. :/

Duvarların Dili Olsa

         

         Duvarların Dili Olsa
         Alice Clayton
         Doğan Egmont Yayıncılık

         Bazen duvarlar o kadar incedir ki tutku aradan sızıverir.
         “Ah, tanrım.”
         Tak.
         “Ah, aaahhh.”
         Tak tak.
         Neler oluy…
         “Oh, aahh, çok iyi!”
         …
         Caroline, San Francisco’daki yeni dairesinde ilk uykusundan işte böyle uyandı.
         Çapkın komşusunun adeta küçük bir haremi vardı. Her gece başka bir kadınla, Caroline’ın yatak başındaki tabloyu kafasına düşürecek kadar hızla duvarları gümbürdetiyordu. Hatta Caroline’ın kedisi Clive bile bu seslere kayıtsız kalamamış, düz duvara tırmanmaya başlamıştı. Artık uyku haramdı. Kapı deliğinde nöbet tutmasına rağmen bu gizemli adamın neye benzediğini bir türlü göremiyor, meraktan ve sinirden çıldırıyordu. En sonunda, bir gece, bu tantanaya daha fazla dayanamayıp hışımla adamın kapısını çaldı.
         İlk görüşte aşk, hiç bu kadar eğlenceli, komik ve tutkulu yazılmamıştı…
         (Arka kapak)

         Yanii… İşte ne desem bilemiyorum. Vakit geçirmek için iyi. Ama sırf seks kitabı gibi geldi bana. Anladık sevişmişler de niye o kadar detayına inmiş yazar, hiç anlamadım doğrusu. Ben öyle çok muhafazakar akıllı bir insan değilimdir ama bu kitabı sevemedim bir türlü. İçine bolca seks serpiştireyim de okuyucunun ağzının suyu aksın demiş yazarı, başka bir şey değil.

         Bence vakit kaybıydı. 

9 Ekim 2014 Perşembe

Önce Çocuklar ve Kadınlar

         


         Önce Çocuklar ve Kadınlar
         Sunay Akın
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

         Önce Çocuklar ve Kadınlar mı? Önce Kadınlar ve Çocuklar mı? Ya da kimse bu gemiyi terk etmek istemez mi?
            Sunay Akın tarihimizin kıymetli batıklarını: gemilerini, şairlerini, gezginlerini, aşıklarını vd. okurunu saran, sarmalayan üslubuyla adeta karaya çıkarıyor kaleme aldığı öykülerde. Bu kitabı okurken çalan çanları, acele içinde koşuşturup bağıran miçoları ve hatta ayaklarınızı ıslatan dalgaları bile fark edemeyebilirsiniz…
            Telaşa lüzum yok, bu gemi hiç batmaz!
            “Heybeliada’da bulunan Deniz  Harp Okulu’nun öğrencileri, her sabah martı çığlıkları altındaki rıhtımda sıraya dizilirler. Bölüğün sağında yer alan uzun boyluların en arkasında Darüşşafaka’dan gelen, Yetim Orhan durmaktadır. Onun önünde ise cephede şehit düşen bir subayın oğlu olan Niyazi görülür. Niyazi’nin önünde tanınan biri vardır: Osmanlı sultanının yeğeni, Prens Vahit… Ve en ön sırada, Nazım Hikmet, okul limanın bulunduğu koya demirli, bir zamanlar resmini yaptığı Yavuz Sultan Selim kruvazörüne bakmaktadır…”
            (Arka kapak)

         Daha önce Sunay Akın’ın Kız Kulesi’ndeki Kızılderili kitabını okumuştum. O kitapta da Kızılderililer ile ilgili bilmediklerimizi yazmıştı.
         Bu kitapta da batıklarla, gemilerle ilgili bilmediklerimizi yazmış. Klasik Sunay Akın tarzı diyeceğim çünkü nedense iki kitapta da beni çok sarıp sarmalamayan bir yan vardı.
         Doğu turundayken okuyup bitirdiğim bir kitap bu da. Yoklukta iyi gitti doğrusu, itiraf edeyim. Tunç isimli bir arkadaştan ödünç almıştım. Belki şartlar farklı olsaydı kısa sürede bitiremeyebilirdim yani. Çünkü bazı yazılar birbirinin tekrarı gibi ve bu da beni çok sıkıyor.
         Söylemeden geçemeyeceğim. Bir de arka kapak yazısındaki “öykü” söylemi canımı sıktı biraz. Bence öykü denilemez bu yazılara ama neyse…

         Yine de okuyun…

7 Ekim 2014 Salı

Orta Doğu’da Süryanilik


Orta Doğu’da Süryanilik
Dini – Sosyal – Kültürel Hayat
Aziz Koluman
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları (ASAM)

Orta Doğu’da Süryanilik (Dini-Sosyal- Kültürel Hayat) isimli bu kitap; ülkemize akademik yöntemlerle Süryani konusunu inceleyen bir eser kazandırmak amacıyla hazırlanmıştır. Bu çalışma sadece Türkiye’deki değil, Suriye, Irak, Lübnan ve diğer ülkelerdeki (Avrupa-Orta Asya-ABD) Süryanilerini de kapsamaktadır. Kitapta; “Süryanileri ve Süryanileri” okurumuz daha yakından tanıma imkanı bulacaktır.
Yazar; bu çalışmada Süryani tarihini, Hıristiyan dini içerisinde Süryani inancının yerini, dünya Süryanilerini, Türkiye Süryanilerini ve ayrıca Süryani Kiliselerinin özelliklerini ortaya koyarak meseleyi geçmişten günümüze getirmekte, Süryani dini yapılanmasını, diasporasını ve potansiyelini anlatmaktadır.
İlk baskısı kısa zamanda tükenen bu kitap birinci sene içerisinde ikinci baskısını yapmıştır.
(Arka kapak)

Merhabalar efenim…
Belki bahsetmişimdir. 4 – 30 Eylül arasında Türkiye Turu – Doğu Etabını gerçekleştirmek üzere Kuşadası’ndan Ankara’ya doğru hareket etmiştim. 27 günlük turu tamamlayıp döndükten sonra da bayram için ailemin yanına Balıkesir’e geldim. Yani size Balıkesir’den bildiriyorum.
Belki kitap okuyamam diye kitap almamıştım yanıma, sadece tabletimi götürmekle yetinmiştim. Fakat bazen gün boyu otobüs yolculuğumuz yaptığımız oluyordu ki bu da çok sıkıcıydı. Tabletten okumak da çok zorladı nedense beni.
Bu kitap Sevgili Ahmet Hocamın. Tam da Mardin’i gezdikten sonra gördüm kitaplarının arasında ve yalvar yakar aldım okumak için. :) (Giden geri gelmiyor diye kızıyordu da… :) )
Mardin’e gidince Süryaniliğe olan ilgim daha da artmıştı. Bu kitabı tam zamanında okudum bence. Başından sonuna, A’dan Z’ye her şeyi var içinde.
Benim gibi turist rehberliği öğrencileri için güzel bir yardımcı kaynak.
İlgisi olanlar için de oldukça akıcı bir dili var.



1 Eylül 2014 Pazartesi

“elleri kara çocuk”

        


         “elleri kara çocuk”
         Umay Umay
         Umay Umay Eskizleri 1
         Altıkırkbeş Yayın

         Buna pek de kitap denemez aslında. Sol sayfada Barış Kara’nın çizimleri ile Umay Umay’ın eskizleri var. Sağ sayfa ise boş.
         Umay Umay’ın yazılarını, kitaplarını, şarkılarını, fotoğraflarını… çok ama çok sevdiğimden bu çalışmanın da blogda yerini alması gerektiğini düşündüm. Belki bir gün kazara bir okuyucuya denk gelir de ilgisini de çeker, kimbilir.
Belki ilerleyen günlerde eskizlerden yola çıkarak boş sayfalara da ben yazarım ve bir Umay Umay & Elif Ayvaz kitabı çıkar ortaya. Kimbilir bu kitabın amacı da budur.
Bu arada baştan sona kırmızı bir kitap-defter bu çalışma. :)

         

“1833” Osmanlı Cadı Kazanı


“1833” Osmanlı Cadı Kazanı
Osman Nadi
Sokak Kitapları Yayınları

“Kadı efendisine,
Mezar açıldığında bulunan kefensiz ve vücudu mevta iken yanmış cesetler hakkında ahkâm istemektesiniz. Bu vaziyet o kişinin hayatta iken kötü bir kimse olduğuna delalettir. Bu vaziyette bir ölüye ne yapılması sualinize;
… kurtuluş için karna kazık saplama, baş kesme, yakma gibi metotların tecrübe edilebileceği münasiptir.
Şeyhülislam Ebusuud Efendi
26 Cemaziyelevvel 1554”
(Arka kapak)

Bu kitabı Ağustos ortalarında gerçekleşen Kuşadası Kitap ve Edebiyat Günleri etkinliğinden almıştım. Tabii ki yalnız değildi, yanında on dokuz arkadaşı daha vardı. :) O günlerde de hemen okuyup bitirdim çünkü konusu çok ilgimi çekmişti. Ama bir türlü yazma fırsatım olmamıştı. Kısmet bu güneymiş.
Kitap gerçek olaylara dayanarak kurgulanmış ve konusunu oluşturan olaylar da kaynaklarından alınarak yazılmış. Beni çeken bir nokta da bu oldu. Çünkü hep merak ediyordum; Avrupa o kadar cadı, cadı yakma olaylarıyla kavrulurken Osmanlı hiç mi etkilenmemiş diye. Tamam, dinler farklı ama hiçbir şey olmaması da ilginç geliyordu.
Grupla tekne turuna çıktığım bir günde okuyup bitirdim. Çok sürükleyici zaten.
Böyle konular ilginizi çekiyorsa mutlaka okuyun derim ben.
Bol kitaplı günler dilerim. :)


21 Ağustos 2014 Perşembe

Canım Aliye, Ruhum Filiz

         


         Canım Aliye, Ruhum Filiz
         Sabahattin Ali
         Yapı Kredi Yayınları
        
         Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali’yi yakından tanımamızı sağlıyor.
         “Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak.”
         Tarihsiz bir mektuptan…
         “Sen nasılsın? Keyfin yolunda mı? Sevgilim, Filiz’im nasıl? Onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. Kendinin de resmini yolla. İkinizi de fevkalade göreceğim geldi.”
         -24. VIII. 1944 tarihli mektuptan.
         (Arka kapak)

         Siz benim Sabahattin Ali aşkımı biliyor musunuz?
Deli gibi bu kitabı arıyordum her yerde, ya iki güne gelecek oluyordu ya da diğer şubelerinde oluyordu kitapçıların. Ama en sonunda buldum ve bir günde de bitirdim.
Sabahattin Ali, ortaokula giderken İçimizdeki Şeytan ile girdi hayatıma ve yıllardır da benimle. Daha o kitabını okurken kendime çok yakın hissettiğim bir yazar oldu ya da ben ona çok yakındım. O günden sonra da tüm kitaplarını okudum. En son mektupları çıktığını görünce çıldırdım. :)
Mektuplar insanı yazarına daha çok yakınlaştırır bence. Bu kitapta da koca ve baba Sabahattin Ali’yi tanıdım ben. Aliye Hanım’ım yazdığı mektupları okuyamasak da Sabahattin Ali’nin hapis zamanlarında metanetle beklediğini de anladım aynı zamanda. Keza kızının da öyle. Hep bunu merak eder dururdum.
Ayrıca en son Markopaşa Yazıları ve Ötekileri okumuştum. Mektuplarda o dönemlere denk gelen hapis zamanları ve yaşadığı zorluklar da var.
Ayy… Sabahattin Ali hakkında sabaha kadar yazabilirim. En iyisi mi siz kitabı alıp okuyun. :)


11 Ağustos 2014 Pazartesi

Kayıp Aranıyor! Aşk

         


         Kayıp Aranıyor! Aşk
         Pucca
         Elele
        
         Bu kitap başka hiçbir yerde yok yazıyor kitabın üzerinde de. Çünkü Elele dergisinin hediyesi. Dergiyi normalde okumuyorum. Sırf Pucca’nın kitabını veriyor diye aldım. Hoş dergiyi yine okumadım. Sayfalarını çevirip resimlerine baktım sadece.
         Pucca, bu kitabında Hürriyet Gazetesi’nin hafta sonu eklerinde yayınladığı yazılarını toplamış. Büyük bir çoğunluğunu okudum tabii ki. Ama yine de kitap da elimde bulunsun istedim.

         Pucca’yı bilen bilir zaten. Okuyun. Eğleneceksiniz.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım

         


         Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım
         Paulo Coelho
         Çeviren: Aykut Derman
         Can Yayınları

            Brezilyalı Paulo Coelho’dan yayınladığımız Simyacı, büyük bir ilgiyle karşılanmış, üst üste yaptığı baskılarla en çok satan kitaplar listesinin ilk sırasındaki yerini aylarca korumuştu. Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım, yazarın Türkçe’deki ikinci kitabı. Bu kitap, bir tutkunun, bir aşkın öyküsü. Öyle bir aşk ki, bir kadınla bir erkek arasındaki tutkunun, giderek bir sonsuzluk tutkusuna dönüştüğünü görüyoruz. Paulo Coelho, gerçekle gerçeküstünü, ülkesinin mitolojisinden yararlanarak bütünleştirebilen ilginç bir yazar; bu romanında dünyanın gizlerini içinde taşıyan bir aşkın öyküsünü dile getiriyor. Yirmi üç dile çevrilen ve dünyada 2,5 milyon okurla buluşan bu romanın da Simyacı gibi sevilerek okunacağını umuyoruz.
            (Arka kapak)
        
         Paulo Coelho’nun kitaplarını okumak benim için bildiğim sokaklarda yürümek gibi artık. Sıkmıyor da heyecanlandırmıyor da pek.
         Çok geç kalmış bir okumaydı bu kitap benim için. Okudum, aradan çıkmış oldu.