18 Haziran 2017 Pazar

Deliduman

         


         Deliduman
         Emrah Serbes
         İletişim Yayınları
        
         Tek başıma da kalsam, dünyanın bütün hükümetleri ve onlara oy verenler bana karşı da olsa, dünyanın bütün hükümetlerine karşı ayaklananlar ve onlara destek verenler bana karşı da olsa; bütün dünya, yedi milyar küsur insan tek tek bana karşı da olsa…
            On yedi yaşındaki Çağlar İyice konuşuyor. Kız kardeşi Çiğdem’i, onu meşhur etme ümitlerini, belediye başkanı dayısını, yakın arkadaşı Mikrop Cengiz’i, taşra muhabbetlerini, depresyonun eşiğindeki annesini, hiç unutamadığı dedesini, hatırlarken katlettiği babasını anlatıyor.
            Deliduman, dermansız ve güdük bir ilçeden haykırmaya başlıyor, İstanbul’a uzanıyor. Çocukluğumuzun, hatıralarımızın ve bütün sokaklarımızın üzerinden dangır dungur geçen imar ve para iştahına lanet! Riyakâr dünyaya, Allahsız sermayeye, martılara, küçük bir kızın kalbini kıranlara isyan ediyor. Barikatların arkasında, soluk soluğa, yapayalnız, erken kaybeden bir delidumanın öfkesini çemkiriyor.
            Emrah Serbes, zamanın ruhunu, Gezi’nin isyancılarını, hürriyetleri için öksürenleri, yerinde duramayanları, küfredenleri, ağlamayı unutmak için yumruğunu sıkanları resmediyor.
            Deliduman, büyük zamanın ve her zaman kenarda kalanların romanı.
            (Arka kapaktan…)

         Çağlar İyice’yi dinliyorsunuz kitap boyunca. Günümüz gençlerinin haleti ruhiyesini ve günümüz aile yapısını anlayabilmek için önemli olduğunu düşünüyorum.
Ben kitapta Gezi’ye dair daha fazla şey okuyacağımı düşünmüştüm ama o kadar fazla değinilmemiş. Zaten Çağlar İyice’nin yaşadığı Kıyıdere’den başlayıp sonra İstanbul’a uzanıyor.

Kitap oldukça akıcıydı bu arada. Yolda işe gidip gelirken okumama rağmen hemen bitti. 

16 Haziran 2017 Cuma

Black Beauty

           

         Black Beauty
         Anna Sewell
         Scholastic Publisher

            A horse is a horse of course unless of course the horse is Black Bauty. Animal-loving childeren have been devoted to Black Beauty throuhout this century, and no doubt will continue through the next. Although Anna Sewell’s classic paints a clear Picture of turn-of-the-century London, its massege is universal and timeless: animals will serve humans well if they are treated with consideration and kindness. Black Beauty tells the story of the horse’s own long and varied life, from a well-born colt in a pleasant meadow to an elegant carriage horse for a gentleman to a paintfully overworked cab horse. Throughout, Sewell rails- in a gentle, 19th-century way- against animal maltreatment. Young readers will follow Black Beauty’s fortunes, good and bad, with gentle masters as well as cruel. Children can easily maket he leap from horse-human relationships to human-human relationships, and begin to understand how their own consideration of others may be a benefit to all.
         (Arka kapaktan)
        
         Bu ayın e-kitabı ve İngilizce kitabı olarak sayıyorum kendisini. Aslında geçen ay başlamıştım ama yoğunluktan bitiremedim.
         Kitabı oldukça sevdim. Sonradan Black Beauty ismini alan bir atın hayatını anlatıyor kısaca tanımlayacak olursak. Aslında daha çok at ve insanlar arasındaki ilişki üzerinden insanın insanla olan ilişkisinden bahsediyor.
         Kitabın seviyesine bakmadım ama kolay okunur bir kitaptı. Muhtemelen seviye 2 ya da 3 falandır. O yüzden az çok İngilizce bilen birinin rahatlıkla okuyabileceğini düşünüyorum.
         Normalde her ay bir İngilizce kitap bitirme projem var kendimce –evet,ben uydurdum- ama her ay okuyamadığım da bir gerçek. Yine de bu düşümden vazgeçmeyerek kendimi zorlamaya devam edeceğim.


11 Haziran 2017 Pazar

Adam ve Oyun

         


         Adam ve Oyun
         Ali Ulvi Özdemir
         Alter Yayıncılık
        
         Dünyamız büyük güçlerce kaleme alınmış. Son derece planlı ve organize oyunların hemen her yerde oynandığı bir arenaya dönüşmüştür.
      Bu büyük oyunlar her şeyden habersiz milyonlarca masum insanın gündelik yaşamlarını derinden etkilemekte ve onların ızdırap çekmelerine neden olmaktadır.
    (Arka kapaktan)

         Kitap, üniversitede istatistik hocası olan adamın hikâyesi. Daha doğrusu hayatının birkaç gününden bir kesit var içinde. Adam sürekli hesaplamalar yaparak yaşadığından çoğu zaman yaşamayı bile ıskalıyor bana göre. Ve kitabın yine sonu yok! Sonu olmayan kitaplardan hoşlanmıyorum. Bu kitap da bir sona bağlanmıyor işte. Ama normalde çok akıcı bir kitaptı.

         Kararsızım hala kendisi hakkında. 

3 Haziran 2017 Cumartesi

Pesimisyon

         


         Pesimisyon
         Aşk Yasaklı Kelime
         Erdi Karadeniz
         Cinius Yayınları

         Hayat, zamanın parçalara bölünmüş hali. Bölünen parçalara eylemlerimizi sığdırmak, bunun için mücadele vermekse yaşamın ta kendisi. İşi çetrefilli bir hale sokmanın anlamı yok, bu kadar basit. Ve zaman kısıtlı. Ve zaman yok. Ve yolun sonu yakın, çok…
            Ve dedim ki:
            Hayatı orijinal kılmak adına;
            Marjinal davranışlara ihtiyaç duyacaksın!
            Kim ne derse dedin…
            (Arka kapaktan)

         Erdi benim arkadaşım. Daha önce blogda okuduğum başka bir kitabını da anlatmıştım. Arama kısmından ismini yazıp ulaşabilirsiniz.
         Pesimisyon’u bilerek okumayı erteliyordum çünkü bunu da okuyunca elimde kitabı kalmayacaktı Erdi’nin. Hakan Günday’da da aynı şey olmuştu. Tüm kitaplarını okudum, şimdi adam kitap yazsın diye bekliyorum. Zor oluyor.
         Kitabın ilk kısmında şiirler var ve bence çok güzeller.
         İkinci kısımda ise deneme ve hikâyeler var. Onlar da ayrı güzel.
         Ama benim için kitabı mükemmel kılan bir cümle var:
         “Hüzün;

         Çekiştirme saç diplerimi”

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Valla Kız Değilim

         


         Valla Kız Değilim
         Füsun Önal
         İnkılap Yayınları

         Bu kitabımı, 5 Temmuz 1995’te yitirdiğimiz dünya insanı, büyük yazar, gerçek bir Türk aydını olan, çok sevdiğim ve hep seveceğim Aziz Nesin’in çok değerli anısına adıyorum.
            Füsun Önal
            (Arka kapaktan)

         Eğer Aziz Nesin kitapları okumayı seviyorsanız bu kitabı da seversiniz bence.
         Kitap birkaç hikayeden oluşuyor. Tarzı gerçekten Aziz Nesin’in tarzına benziyor. Anladığım kadar Önal ve Nesin çok yakınlarmış. Benzemesi de normal bu durumda.


25 Mayıs 2017 Perşembe

Türk ve Batı Kültürü Üstüne Denemeler

         


         Türk ve Batı Kültürü Üstüne Denemeler
         Tanrı-İnsan-Mekan Kavramları
         Aydın Kezer
         Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

         Türk ve batı kültürü üstündeki incelemelerin ikincisini teşkil eden bu küçük kitap, temas edilen kültürlerdeki ideal ayrılıklarının bir bölümünü ihtiva eder. Temelde özdeş olmayan bu iki düşünce sistemi arasındaki fark, öncelikle insan anlayışından kaynaklanır. Bu düşünceler gerek fert, gerek toplum bazında farklı değerlendirmelere yönelirler. İki ayrı anlayıştan birinin temelinde Yusuf Has Hacib’in, diğerinde Nicolo Machiavelli’nin sistemleştirdiği fikirler yatar.
            Evreni maddeden; kendi dışındaki insanı, toplumu sömürü alanından; ister fert, ister toplum bazında olsun, insanlararası ilişkileri çıkardan ihanet sayan, materyalist bir dünya görüşü ile insanı “eşref-i mahlûk”, toplumu “Tanrı vediası”, insanlararası ilişkileri, insan oluşumuzun farklı değerlerine bağlayan bir başka dünya görüşü arasında ayrılıklar, hatta aykırıklar olması tabiidir.
            Bu farklı eğilimler, Tanrı/İnsan/Mekân kavramlarını nasıl oluşturmuştur?
            Türk düşüncesindeki “sorumlu insan” ile batıdaki “sorumsuz insan”; Türk düşüncesindeki soyut, sonsuz güçlü, insan-üstü Tanrı kavramı ile, batının insanlaşan Tanrı’sı veya tanrılaşan insanları ve bütün bunların taşlaşarak, mekana yansıması ve sebepleri, elinizdeki kitapta, tartışma konusudur.
            Bu arada, Türk’ü sanatsızlığa, göçebeliğe, barbarlığa mahkûm eden; hatta yok sayan görüşlerin, çeşitli perspektiflerden ele alınarak, gündem maddelerini oluşturmalarını, olağan karşılamak gerekir. Aslında sebep-sonuç ilişkisi içinde, konuyu başka türlü açıklamak da mümkün değildir.
            (Arka kapaktan)
        
         Bu kitap ile geçenlerde yeni keşfettiğim bir kitapçının kapı önündeki sepetinde karşılaştım. İlgim ve mesleğim gereği Türk kültürü üzerine okuma yapmayı seviyorum.
         Açıkçası kitabı alırken daha geniş konular üzerine denemeler okuyacağımı düşünmüştüm ama kitap sadece Osmanlı’daki mimari ve hatta Topkapı ile ilgili.
         Osmanlı’da camiler daha anıtsal iken saraylar daha küçük ve yalındır. Kitap bu konu etrafında dönüyor ve Batı dünyası ile karşılaştırmasını yapıyor.
         Hatırladım, aydınlandım diyeyim.

         Tavsiye ederim.

14 Mayıs 2017 Pazar

Suni Teneffüs

         


         Suni Teneffüs
         Ricardo Piglia
         İngilizceden Çeviren: Şen Süer Kaya
         Ayrıntı Yayınları

         Suni Teneffüs, Arjantin edebiyatının son yıllardaki en çarpıcı örneklerinden biri ve Ricardo Piglia’nın da Türkçede yayımlanan ilk kitabı. 1981’de, faşist cuntanın binlerce Arjantin yurttaşını “kaybettiği” bir dönemde yayımlanan kitap, kısmen ülke tarihinin baskı, terör ve dehşet dolu en trajik kesitinin bir yansıması. Ancak roman salt devlet terörü üzerine bir kurgudan ibaret değil… Suni Teneffüs bir arayışın romanı; aynı zamandı bir felsefi roman; edebiyat üzerine bir edebiyat eseri; siyasi bir gerilim romanı; artık modası geçmiş bir tarzda, “mektup” tarzında yazılmış bir roman.
            Ödüllü bir roman olarak Suni Teneffüs, baskı ve şiddet dolu acılı tarihi boyunca Arjantin’in hayatına yön vermiş çok çeşitli etkenleri, değişik gizem katmanlarını çözümlemeye çalışarak inceliyor. Romanın anlatıcı konumundaki yazar Renzi, ortadan kaybolan dayısını bulmaya çalışmaktadır. Aile içinde yıllardır kulak verdiği ve hepsi de birbiriyle çelişen hikâyelerden ve yazışmalarından tanır sadece bu adamı. Mektuplarından dayısının, 19. yüzyılda yaşamış Enrique Ossorio üzerine bir araştırma yaptığını öğrenir. Arjantin diktatörü Rosas’ın özel sekreteri olan Ossario, diktatörün baş düşmanına bilgi sızdıran iki taraflı bir casustur. Renzi’nin arayışı ve dayısının çalışmaları üzerine araştırmaları sürerken, edebiyat düşkünü satranç arkadaşıyla yaptığı sohbetlerin de yardımıyla Arjantin’in edebiyatı, tarihi ve Avrupa’yla, demokrasiyle ilişkisi gibi temaları serilmeyerek gelişen dopdolu bir roman buluruz karşımızda. Romanın doruklarında biri, Kafka adında bir Çek entelektüeli ile Hitler adında Avusturyalı bir asker kaçağının Prag’daki bir kahvede karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma, romandaki keşif serüveninin asli hedefini gösterir bize: Tarih ile edebiyat arasındaki ilişkidir bu; çünkü edebiyat, tarihin boğucu havasında bir suni teneffüstür.
            “Asla unutamayacağınız bir entelektüel deneyim…” Ariel Dorfman

         Bu kitap yıllardır kitaplığımda bekliyor. Birkaç kez okuma girişimim de oldu hatta ama nedense birkaç sayfadan öteye gidemedim hiç. Bu yıl da #kitaplarkitaplıkbeklemesin etiketiyle kitaplarımı okumaya devam ettiğim için yeniden bir şans vermek istedim kitaba. Nisan başlarında falan başlamış olmalıyım ama daha bugün bitirebildim.
         O kadar çok sıkıldım o kadar çok sıkıldım ki kendimi paraladım resmen kitabı bitirebilmek için. Çok sıkıcı bir kitaptı ve aşırı yavaş akıyordu. Kitaptan genel itibariyle çok sıkıldım ve hiçbir zevk almadım. Sadece son 20 sayfa ilgimi çekti. Orası da ilginç geldi doğrusu. Kafka ile Hitler’in karşılaşmalarından bahsediyor o kısımda da.
         Sondan anlatmaya başladım ama kitapta Renzi isimli bir şahıs var ve sadece etraftan duyduğu dayısını ve onun çalışmalarını araştırmaya başlıyor. Onunla buluşmak için gittiği yerde de dayısının arkadaşıyla hem dayısını bekliyor hem de sohbet ediyorlar. Edebiyat, sanat, felsefe, siyaset üzerine bir sürü konuşuyorlar.
         Kitap mektup tarzında yazıldığı için de okumakta biraz zorlandım ben. Bir de bazı paragraflar sayfalar sürüyordu.
         Dayı… Dayı ile ilgili gerçek kitabın en sonunda. Şimdi söylemeyeyim. Belki okumak isteyen olur. Ama kitap bana Godot’u Beklerken’i anımsattı. :)

         Siz bu kitabı okudunuz mu? Okuduysanız beğendiniz mi?

16 Nisan 2017 Pazar

Zarf

         


Zarf
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınevi

AÇIK CÜMLE
Bazen hiçbir şey çıkmaz zarftan
Hiçbir cümle doldurmaz bir mektubu
Ne günışığı sızar ne akşama ermenin saadeti
Kapalı bir yara gibi gezer öyle mektuplar
Kim açsa, kim dokunsa eli yanar
Bazen sözler boşa gider mektuplar boşa
Bazen bir cümleden mektup yanar
(Arka kapaktan)

Haydar Ergülen, tanışma şerefine eriştiğim ve sohbet ettiğim yazarlardan. 2013 İzmir Tüyap Kitap Fuarı’ndan almıştık kitaplarını ve epeyce de sohbet etmiştik. Daha önce de Üzgün Kediler Gazeli’ni okumuş ve çok beğenmiştim.
Zarf’ı da çok sevdim. Kitabın hepsi zarf ve mektup temasının etrafında dönüyor bu arada.
Ama benim için kitabın en güzeli en sonunda karşıma çıktı kitapta.
“… Bir sırrı yurt tutmayacaksın
Onu unutmak için dolaşacaksın
Dünyayı, durmayacaksın, durursan
Ruhundan olursun hani kardeşin olan,
Ruhuna gövde ve gövdene komşu
Duran ahşabı uykusundan edersin,
Görmediği rüyalarla göz göze bırakması
Gibi gelir bu hayatın insanı
Yorulur ahşap, acır, şiiri de yorar

(Ahşap Mektup şiirinden, S: 117)


3 Nisan 2017 Pazartesi

O Adam Babamdı

                

         O Adam Babamdı
         Altay Öktem
         Esen Kitap

            “Daha önce hiç görmediğim babamla karşılaşınca, mecburen kendi hayatımla da yüzleşmek zorunda kaldım, diyor Altay Öktem. “Bu kitapta anlatılanlardan dolayı hepinizden özür diliyorum. Ama unutmayın: Haydar Bey’in hayatına giren insanlardan biri, sizin anneniz, babanız, dedeniz ya da uzak bir akrabanız olabilir. Paniğe kapılmayın. Sakin olun ve ipuçlarını yakalamaya çalışın.”
            Hatay kasap ayaklanmasından bugün adını bile hatırlamadığımız sosyalist Esat Adil’e, Kızılcahamam Islahevi’nden Bakırköy Akıl Hastanesi’ne, Balya’nın Çınar sinemasından Karaağaç ormanlarına uzanan duygusal, bir o kadar da kanlı bir macera. Yolları hep kesişen, kesiştikçe yara alan insanlar… Hepsinin merkezinde de maalesef Haydar Bey var!
            Haydar Bey size göre azılı bir katil ya da iflah olmaz bir sapık olabilir. Asında o, gerçek bir beyefendi. O benim babam.
            (Arka kapaktan)

         Altay Öktem’i hangi dergiden tanıyorum hatırlamıyorum ama O Adam Babamdı kitabını çıktıktan sonra fuardan almıştım ve 2015’ten beri de kitaplıkta bekliyordu. Sonunda okumaya başladım iki gün önce ve kendimi kaptırdım resmen.
         Kitabın baş kahramanı Haydar Bey resmen kibar kibar işlediği cinayetleri anlatıyor! Tüyler ürpertici bir kitap bence, aynı zamanda da harika. Çok beğendim kısacası.


31 Mart 2017 Cuma

Yazı Odasında Yolculuklar

         


         Yazı Odasında Yolculuklar
Paul Auster
Çeviren: Taciser Ulaş Belge
Can Yayınları

Bir yatak, bir yazı masası ve bir iskemleden başka bir şey bulunmayan, tek kapılı, tek pencereli bir oda. Yaşlı bir adam, bu odada belleğini yitirmiş olarak uyanır. Kim olduğunu, buraya nasıl geldiğini anımsamaz. Odaya gelen belli belirsiz kişiler, Baş Boş’a anımsayamayacağı suçlar yöneltirler, kimliği ve geçmişine ilişkin örtük sözler ederler. Tavana gizlenmiş bir kamera durmadan fotoğrafını çeker, bir mikrofon odadaki her sesi kaydeder. Biri izlemektedir sanki. Günümüz Amerikan edebiyatının en yaratıcı yazarı Paul Auster’in yeni romanı Yazı Odasında Yolculuklar, gizemli metinleri, bilmece kimlikleri, kahramanının gizli geçmişi ve belirsiz işkencecisiyle belki de yazarın en tuhaf romanı. Ama Bay Boş’un dünyasının bizim dünyamızdan çok da farklı olmadığını düşünürsek, belki de o kadar tuhaf değil. Bay Boş’un kurmaca yaşamı, Kafka, Beckett ve Borges’in yarattıkları dünyadaki yerini alırken, günümüz gerçekliğini tüm ürkünçlüğüyle sezdiriyor okura.
(Arka kapaktan)

Merhabalar,
Mart ayının son kitabı ile sendeyim bilog.
İlginç bir kitaptı Yazı Odasında Yolculuklar. Bay Boş, hafızasını yitirmiş bir şekilde uyanıyor bir gün. Bir odanın içinde ve pencere kilitli. Kapının da kilitli olup olmadığını bir türlü anlayamıyor. İçeri insanlar girip çıkıyor ve ona çeşitli suçlar yöneltiyorlar. Kitap bu şekilde ilerliyor.
Dediğim gibi kitabı ilginç buldum ve son sayfalarına kadar çok sevdim. Ama sonunu hiç sevmedim. Sanki yazar ters köşe yapmaya çalışmış da yapamamış gibi, bir fıkra anlatmış da kimse gülmemiş gibi ya da. Bütün kitabı o sonu okumak için mi öğrendik yani?!
Neyse, okuduk artık. Bu da en az beş yıldır kitaplık bekleyen bir kitaptı. Canım Can Yayınları’ndan bir kitap okumak istediği için okuyayım dedimdi, çıktı aradan.
Bu arada instagramda kitaplık bekleyen kitaplarımı #kitaplarkitaplıkbeklemesin etiketiyle paylaşıyorum. İnsragram kullanıcı adım: @elif_ayvaz.

11 kitapla Mart ayını kapatmış oldum. Daha çokları Nisan’ın başına. 

27 Mart 2017 Pazartesi

Merhaba Anadolu

         


         Merhaba Anadolu
         Halikarnas Balıkçısı
         Derleyen: Şadan Gökovalı
         Bilgi Yayınevi

         Anadolu… Evrenselliğin eşsiz simgesi… Ve Halikarnas Balıkçısı… Gerçek bir Anadolu uzmanı, bir Anadolu sevdalısı. Yalnız öykü ve roman yazarı değil, engin kültür sahibi bir düşünür.
            Balıkçı’nın kitaplaşmamış yazılarından derlenen bu yapıt, bir yandan yurdumuzun tarih, sanat ve uygarlığını sergileyen, öte yandan Anadolu birikiminin nesnel temellerine ışık tutuyor.
            Kitapta ayrı bir bölüm oluşturan Anadolu efsaneleri ise, okuru, Önasya insanının gizlerine götüren bir keşif yolculuğu olacaktır.
            (Arka kapaktan…)

         Balıkçı’nın bu Bilgi yayınevinden çıkan kitaplarını tamamlamaya çalışıyorum. Geçen yıl İzmir Kitap Fuarı’ndan aldım bir çoğunu ama daha yeni okuyorum. Balıkçı’yı çok seviyorum ve özlüyorum işin doğrusu. Okurken hep hüzünlendiğimden biraz yavaş tutuyorum okumayı.

         Merhaba Anadolu, muhteşem bir kitap. İçinde öyle bilgiler var ki herkes okumalı bence. Turist rehberleri ya da rehber adayları ise içmeli hatta. Ben şimdi bu kitabı bitirdim ya yine dönüp okurum. Okumam lazım. Herkesin okuması lazım. 

23 Mart 2017 Perşembe

Dante's Peak

         


         Dante's Peak
         Dewey Gram
         Pearson Education Yayıncılık

         Scientist Harry Dalton knows about volcanoes. His boss Paul Dreyfus, send him to Dante’s Peak, a small town in the Cascade Mountains, because one of the mountains is moving. Can Harry hep the town’s people before the volcano explodes? Why is Paul stopping him? How much time have they got?
         (Arka kapaktan)

         Yılbaşında her ay bir İngilizce kitap bitirme kararı almıştım ama anca Mart ayında okuyabildim bir tane. Dante Yanardağı adından da anlaşılabileceği üzere bir yanardağı anlatıyor, yıllar sonra harekete geçen bir yanardağ.
         Güzel bir hikayeydi ama bana göre kısaydı. Daha detaylandırılabilirdi. Yine de sevdiğimi söyleyebilirim.


18 Mart 2017 Cumartesi

Yalnız Kızların 41 Kuralı

         


         Yalnız Kızların 41 Kuralı
         Canan Saka
         Nemesis Kitap

         On dakika özene bezene gözlerime kalem çekmeme erkek yorumu: “Nabtın, yüz nakli mi yaptırdın üç saattir!” İşte biz de bu kalaslar için süsleniyoruz ya kızlar, Allah bizim de cezamızı versin!
            Yalnız kızların en çok karşılaştığı durumlar var bu kitapta. İlk gecede seksten, ayrılık sendromuna, tek gecelik ilişkilerden, sosyal medyaya, iş yerinde aşktan, eski sevgililerin dedikodusuna, yas tutmaktan, aşık olmaya, acaba ne demek istedi’den, yalnız kalmaya, içmeye, kusmaya dair kızların yaşadığı ya da dinlediği her şey…
            “Bir gün gelir, sevgilinin kutsal eşya muamelesi yaptığın evde kalmış tişörtünü, toz bezi yaparsın. Aşk biter. İçinizi acıtan her detay zamanla unutulup gider…” cümlesi sizi yanıltmasın. Kalan detaylar ve büyük eğlence kitaptaki kurallarda saklı!
            (Arka kapaktan)

         Uykumun kaçtığı bir gece telefonumdaki e-kitapları karıştırırken buldum Yalnız Kızların 41 Kuralı’nı. Nereden bulmuşum da yüklemişim telefona bilmiyorum. Normalde hemen okuyabileceğim çerezlik bir ciklet kitap arıyordum. Bulamazsam çocuk kitaplarından birini okurum diye geçiriyordum içimden ki bu kitabı gördüm. Belki güzeldir deyip okumaya başladım.
         Ama doğrusunu söylemek gerekirse çok zorlama buldum ben bu kitabı. Tüm bunlar için kitap yazmaya ne gerek vardı düşüncesi hakimdi kafamda hep okuduğum süre boyunca. Bir de küfürler falan aşırı iticiydi bana göre. Kısacası sevemedim yani.
         Belki yalnız olmadığımdan, uzun süredir devam eden ve evliliğe giden bir ilişkim olduğundandır diyeceğim ama ben aşk acısı çekerken bile böyle şeyler hissetmemiştim ya da yapmamıştım. Yapmam deyip de büyük konuşmak istemiyorum tabii ki çünkü her şey insan için. İşte bu nedenledir ki her şey gelir geçer, yaşanır biter. Bir gün en büyük acılar bile unutuluyor, en büyük yaralar kapanıyor. Çok da şey yapmamak lazım yani.
         Benim için vakit kaybıydı. Artık ciklet kitaplar konusunda eskisi gibi düşünmüyorum halbuki. Keyifli vakit geçirtiyorsa tamamdır ama bu hakikaten olmamış.


17 Mart 2017 Cuma

Ormandan Gelen Ses

         


         Ormandan Gelen Ses
         Jack London
         Çeviren: Nihal Önol
         Altın Kitaplar Matbaası

         Jack London ile tanışmam sekizinci sınıfa tekabül eder. O günden beri çok severek okuyorum kitaplarını. Ama tüm kitaplarını henüz bitiremedim.
         Bu kitabı da Yeniköy İlkokulu’nun kitaplığından almıştım. Köyde Şenlik Var Projesiyle (ÇYDD’nin projesi) okulu yenilerken kitaplığını da yenilemiştik ve eski ve çocukların yaşlarına uymayan kitapları okul müdürü almamıza izin vermişti. (Çünkü birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar eğitim vardı) Bu kitap da hem oradan hatıra kaldı bana hem de Jack London’un bir kitabını daha okumuş oldum.
         Kitapta iki hikaye var. İlki kitaba da ismini veren Ormandan Gelen Ses isimli hikaye. Buck isimli bir köpeğin yaşadıklarını kendi ağzından okuyoruz. Buck çok güçlü bir köpek. Yaşadığı sıcak yerlerden ve sahibinden alınıp kuzey kutbuna götürülüyor ve kızak çekmeye başlıyor. O günden sonra da hayatının nasıl değiştiğini, nasıl güçlendiğini ve o genlerinde yatan vahşi doğasına nasıl döndüğünü görüyoruz.
         İkinci hikaye ise Ateş Yakmak. Bu hikayede de bir adamın eksi elli dereceden fazla soğukta geçirdiği bir günlük yolculuk anlatılıyor. Donmak üzereyken ateş yakmak için verdiği mücadele anlatılmış. Ama bu Ormandan Gelen Ses kadar uzun değil. Yirmi sayfalık kısa bir hikaye.

         Bu kitap çocuk kitabı olarak geçse de 14-15 yaşa falan öneririm ben. Tabii büyükler de okuyabilir. Tavsiye ederim. 

14 Mart 2017 Salı

Eski Dünya Seyahatnamesi

         

            Eski Dünya Seyahatnamesi
         İlber Ortaylı
         Timaş Yayınları

            “Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginiz vazgeçemediği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor.”
İlber Ortaylı
            Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya hem okuyup hem de gezme imkanı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Balkanlarsan Avrupa’ya, Akdeniz’den Uzakdoğu’ya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylı’ya eşlik etmek isterseniz ESKİ DÜNYA SEYAHATNAMESİ tam size göre!
            Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Girit, Berlin, Japonya, Kafkasya, Hindistan, Bosna… Günümüzün Evliya Çelebi’si İlber Ortaylı’nın henüz Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerine eşlik ederken ülke ve şehirlerin büyülü zamanlarına gidecek ve seyahat notları üzerinden, artık değişen, izleri silinmeye başlayan Eski Dünya’nın kapılarını aralayacaksınız.
            Atalarımızın Anadolu’ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hala da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği Ortadoğu’dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokan Balkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz’den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu’dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren, sanatın ve tarihin merkezi Avrupa’ya kadar bir uçtan bir uca muhteşem bir yolculuk…
            (Arka kapaktan…)

         İlber Ortaylı ile tanışma kitabım oldu Eski Dünya Seyahatnamesi. Yani tabii ki İlber Ortaylı’yı biliyorum. Hatta üniversitedeyken Ayasofya ile ilgili bir belgeselini izletip sınavda sorumlu tutmuştu Bizans Sanatı dersine giren hocamız. Aslında sevdiğim, takip ettiğim bir kişi ama kitaplarını nedense hiç okumamıştım.
         Eski Dünya Seyahatnamesi’ni sevdim ben açıkçası. Gezip gördüğü ülke ve şehirleri bildikleri ve gözlemledikleriyle harmanlamış Ortaylı.
         Bazı platformlarda kitabın çok yüzeysel tutulduğu yönünde yorumlar okudum ama bana öyle gelmedi. Bence gayet doyurucu ve akıcı bir kitaptı.
         Okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.

         

10 Mart 2017 Cuma

Bir Kadın Öyküleri

         


         Bir Kadın Öyküleri
         Yazarlar: Elif Ayvaz, Hale Nur Durmuş, Hamiyet Akan, İlknur Güllü, Miray Oruç, Şerife Öztürk, Şeyma Baş
         Tosbağa Kitap

     Kadının değeri hiç kuşkusuz ölçülemez. Hayatın her alanında, yapılan her şeyde bir kadın dokunuşuna ihtiyaç var. Buna rağmen kadının değerinin hiçe sayıldığı, kadının dışlandığı, mental ya da fiziki şiddetlere maruz kaldığı dönemler yaşıyoruz.  Bu nedenle iki bin on yedi yılının sekiz mart gününde, kadının önemine atıfta bulunan bu temsili günde, desteğimiz ve savunduğumuz, tarafı olduğumuz düşünceyi göstermek adına bu elektronik kitabı yayınladık. Sadece kadın yazarların öykülerinden oluşan ve kadını konu edinen, bir kadının hikâyesini anlatan öyküler var bu kitapta.
      (Arka kapaktan)

         Merhaba,
         İlk defa kendi ismimin de içinde yer aldığı bir kitaptan bahsedeceğim blogda. Çok heyecanlıyım. :)
         Bir Kadın Öyküleri, bir elektronik kitap yayıncısı olan Tosbağa Kitap’tan yayına sunuldu. İçinde ben de dâhil olmak üzere bir çok kadının hikâyeleri var ve tüm kadınlar için çok anlamlı olan bir günde yayınlandı.
         Herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir kitap olduğuna inanıyorum.
         Kitabı Tosbağa Kitap’ın sitesinden ücretsiz olarak pdf ya da epub formatında indirip okuyabilirsiniz. Link için tıklayınız.
        
           


8 Mart 2017 Çarşamba

Tanrıyla Raks Edenler

       
 
Tanrıyla Raks Edenler
Kenan Cengiz Güler
Sokak Kitapları Yayınları

Ben göklerde Musa’yım,
Yerde Zerdüşt.
Bedende Buda’yım,
Erkânda Haydar.
Sofrada Bektaşi’yim,
Kaderde İsa.
Âlemde Zerre’yim,
Ulu divanda kul.
(Arka kapaktan)

         Aslında bu kitap için ne söyleyeceğimi pek bilemiyorum. Yani ilk okumaya başladığımda çok etkilenmiştim. Kitap ilk önce Aleviliğin dinler üstü bir kültür olduğundan ve en eski tarihte ortaya çıkışından başlıyor.
         Semavi dinlerle ilgili çok çarpıcı bilgiler var içinde, Kuran’ın onlarcasının içinden birinin oy birliğiyle seçilip, tek kabul edilmesi ve onun kitaplaştırılması gibi. Kitabın öne sürdükleri oldukça ilginç. Yazarın Hz. Muhammed hakkında yazdıkları da çok ilginç.
         Fakat kitapla ilgili şöyle de bir şey var ki; kitabın yarısından sonra Aleviliği övüp, bütün dinleri ve felsefeleri yerin dibine gömüyor yazarı. Sanırım kendisi Alevi. Bilemedim. Sorun değil tabii neye inanıp neye inanmadığı. Ama Aleviliğin onca dinden de üstün olduğunu söyleyip sonra da dinlere inananları yerin dibine sokması biraz çelişkili geldi bana.
         Kitapla ilgili bazı sıkıntılarım da var. Birincisi yazar hakkında hiçbir bilgi bulamadım. Sadece Ezra isimli başka bir kitabı daha varmış. İkincisi de verdiği bilgileri hiçbir kaynakçaya dayandırmadığı için ben doğruluğu konusunda şüpheye düştüm bazı bilgilerin. Üçüncüsü de kitapta yer alan yazım ve imla hataları. Kitabı okurken o kadar sinirlendim ki okumayı bırakmakla bırakmamak arasında çok gittim geldim. Kitabın künyesine baktığımda DMS Editörlük Hizmetleri diye bir yerden editörlük hizmeti almış ve redaksiyonunu da burası yapmış güya ama ne yapmak! Yani sanki sokaktan geçen birinin konuşmalarını alıp kitap yapmışlar. Basım yılı 2013 imiş. Belki yeni baskısı yapıldıysa hatalar düzeltilmiştir diye umut etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Belki bir kaynakça eklenmiş bile olabilir. Yani umarım.

         

6 Mart 2017 Pazartesi

Kayda Geçen Metinler

         

         
         Kayda Geçen Metinler
         Bünyamin Aydın
         Tosbağa Kitap

         Hayatımın son demleriydi sanki o gün hissettiklerim
     Ürperdim bir an ayağa kalktım
     Yavaş yavaş mutfağa yürüdüm
     Kapıyı açtım ve ışığı yaktım
     Sonra ocağı yaktım
     Çakmağı yaktım
     Sigaramı yaktım
     Oturdum
     Bekledim
     (Arka kapaktan)
        
         Bir gecede okuyup bitirdiğim bu kitabın ilk kısmında denemeler var. Dili oldukça basitti ve akıcı bir okuma yapabiliyorsunuz. Bende sanki yazarın yaşının küçük olduğu izlenimini bıraktı.
         İkinci kısım ise şiirlerden oluşuyor.
         Kolay bir okuma olsa da çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim bu kitabı.




5 Mart 2017 Pazar

Pulbiber Mahallesi

         


         Pulbiber Mahallesi
         Didem Madak
         Metis Yayınları

         Öyle çok şimşek çaktı ki gece
     Ben sonu Z harfi olarak düşündüm
     Son harf olarak
     Ben Zeni düşündüm ahbap.

     Bu basıma eklediğimiz “Ardından” bölümünde şairin kitaplarında yer almamış şiirlerine yer verdik.
     (Arka kapaktan)

         İnsan ne diyeceğini, ne yazacağını bilemiyor. Pulbiber Mahallesi’nin her hüzünlü sokağında ayrı ayrı dolaştım okurken. Didem Madak’ın hüznü tam olarak karşısındakinin içine işlemesi gibi bir yeteneği var bence.
         Bir de kitabın sonuna eklenen “Ardından” bölümünü de çok sevdim. Özellikle de “Yağmur ve Çilingir” şiirini.
         Diğer Didem Madak kitapları için tıklayınız.


3 Mart 2017 Cuma

Ah’lar Ağacı

         


         Ah’lar Ağacı
         Didem Madak
         Metis Yayınları

         Güçlü bir el silkeledi beni sonra
     Sanırım tanrının eliydi,
      Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan
      Çok şey görmüşüm gibi,
      Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
      Ah dedim sonra,    
      Ah!

      İç ses, diye söylendim
      Gel!
     Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.
     (Arka kapaktan)
        
         Mart ayının ilk kitabıyla merhaba;
         Didem Madak’ın daha önce de Grapon Kağıtları isimli şiir kitabını okumuştum. Onun yazısını da buradan okuyabilirsiniz.
         Bu kez de ikinci kitabı olan Ah’lar Ağacı’nı okudum. Diğer kitapta da olduğu gibi Madak’ın hüznünü iliklerinize kadar hissettiğiniz bir kitaptı.

         Didem Madak severler eminim ki çoktan okumuşlardır bu kitabını ama hala okumayanınız varsa tavsiye ederim.

28 Şubat 2017 Salı

Tehlikeli Spor Ayakkabılar

         


         Tehlikeli Spor Ayakkabılar
         Susan Gates
         Çevirmen: Çiğdem Köfüncü
         Martı Yayınları

         “Ağabeyim bir çift mor spor ayakkabı aldı, ama bu ayakkabılar hiç de normal değil. Gerçekten değil, çünkü gece olunca kendi kendilerine hareket ediyorlar… Ve ben bunu size kanıtlayabilirim!”
            (Arka kapaktan)
           
         Çocuk kitabı severlerde bugün yine güzel bir kitap var.
         Küçük kardeş, ağabeyinin yeni aldığı spor ayakkabılarının canlı olduğunu ve geceleri dışarı çıkıp avlandığını iddia ediyor. :)
         Anlatım dili akıcı ve çizimleri çok güzeldi. İtiraf ediyorum, ben bu kitapları hep çizimleri için okuyorum. :) Hala resimlerine bakıyorum yani, yaş 27. :)
         Olsun. Çocuk kitabı okumak için illa çocuk olmak gerekmez bence. :)
        


27 Şubat 2017 Pazartesi

Milena'ya Mektuplar

                  


         Milena'ya Mektuplar
         Kafka
         Çeviren: Adalet Cimcoz
         Ataç Kitabevi

         Franz Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupları birleştiren bu kitap umutsuz bir aşkın yarattığı korkunç acıları yansıtmaktadır.
            Büyük sanatçının kişiliğini ve felsefesini bütün içtenliği ile belirdiği bu unutulmaz eserin üçüncü baskısını yayınlamakla onur duyuyoruz.
            (Arka kapaktan)

         Kafka ile ilgili yazılmış her kitaba, söylentiye, kurguya bayılıyorum. Ama Kafka’nın kendi eserlerini müthiş sıkıcı buluyorum ve okurken kendimi yerden yere atıyorum adeta. Kitapları hiç akmıyor, ilerlemiyor benim elimde.
         Milena’ya Mektuplar’a da yıllar önce başlayıp, sıkıntıdan devam edememiştim. Ama bu yıl yarım kitaplarımı da okuyup bitirmeye çalıştığım için yeniden okumayı deneyeyim dedim ve evet, bu kez inat edip bitirdim.
         Okurken yine çok sıkıldım. Kafka’nın gözünden gördüğüm Milena’ya kızdım. Kocası var ve kocasını seviyor. Bir de Franz Kafka var ve onu da seviyor. Bu beni çok sinirlendiriyor doğrusu. Tabii sadece Kafka’nın yazdığı mektupları okuduğumuzdan, Milena’nın yaşadığı dünyayı ve hislerini tam olarak bilemiyoruz. Bunu da belirtmek isterim.
         Ama kitabın sonuna Kafka’nın arkadaşı olan Max Brod’un yayınladığı mektupları da eklemişler. Bu mektupları Milena, Max’e yazmış. Mektuplar, Kafka hakkında. Açıkça söylemek gerekirse kitapta en beğendiğim bölüm de burası oldu. Milena’nın dili Kafka’ya göre daha akıcı geldi bana.
         Siz bu kitabı okudunuz mu İnstagramda paylaştığımda birkaç kişi de benim gibi sıkıldığını söyledi. Siz nasıl buldunuz kitabı?
         Az daha unutuyordum. Kitabım çevirmeni Adalet Cimcoz tarafından imzalı. :) İmzalı kitap koleksiyonumun güzel bir parçası bu kitap da. :)


25 Şubat 2017 Cumartesi

PuCCa Günlük #6 Şimdi Biz Neyiz?

         


         PuCCa Günlük #6 Şimdi Biz Neyiz?
         PuCCa
         Dex Plus
         Doğan Egmont Yayıncılık

            “Yaşarken hiç komik değildi…”
            BLOGGER’LARIN ATASI,
            MONÇİÇİ BAKIŞLI,
            ZALİM STALKER,
            FAKE EVLİYA PUCCA SUNAR!
           
            Bir blog yazıp hayatı değişen, hatta o hayattan bir de film yapılan, geçmişinden kaçarken bile yine ona sığınan PuCCa, çok acı çekti, inanılmaz eğlendi, hep yanlış kişilere aşık oldu, çok çalıştı, bazen aç uyudu, böbreğini satmayı bile düşündü, gün geldi hayvanlar gibi para saçtı, inanılmaz güzel dedikodu yaptı, kaymak gibi işin içinden sıyrıldı, sürekli burnunu boka batırdı, çok gezdi, çok sarhoş oldu, tek gözü kör bir köpeği evlat edindi, hayal ettiği eve taşındı sonra pişman oldu, çok kınadı ve hepsini tek tek yaşadı.
            Şimdi de, neredeyse hiç tanımadığı ama bütün acılarını ezbere bildiği bir adamla evlenecek… Ve sonunda ilk kez mutlu sona ulaşacak… mı acaba?
           
            “O kadar hızlı gidiyorduk ki, çarpacağım duvarı bile kaçırmıştım.”
            (Arka kapaktan)

         PuCCa, altıncı günlüğünü yayınladı. Bu günlükte Osi ile maceralarını anlatıyor. Zaten instagramdan falan takip ettiğimizden Osi ile evlendiklerini ve şimdi de bebek beklediklerini biliyoruz. O yüzden ilk defa bir kitabının sonu sürpriz olmadı ama yine de çok eğlenceli bir kitaptı, zaman zaman da hüzünlü tabii. Özellikle ben aileden bahsedilen kısımlarda fazla üzülüyorum, buruluyorum falan.
         Bir bölüm okuyayım diye başlayıp bir oturuşta bitirdim yine kitabını. PuCCa’nın yazı dili çok akıcı zaten. Kendisi mahşere kadar yazacağını söylüyor. Umarım öyle de olur. Zira ben kendisini çok seviyorum. Çok da saygı duyuyorum açıkçası. Ülkemizde genelde yazarların günlükleri öldükten sonra yayınlanır, bilirsiniz. Ama kendisi hayattayken günlük yayınlayan ender kişilerden biri bence. Ben günlük yayınlama konusunda biraz çekimser davranırdım mesela. Günlük bu sonuçta. İnsan en mahremini, en acısını da yazıyor en mutlusunu da. PuCCa o yüzden çok güçlü, çok cesaretli bence.
         Hayatının film olmasından rahatsız olduğunu söylediğinde eleştirildiğinden bahsediyor kitabının bir yerinde. Neden rahatsız olduğunu anlayabiliyorum. Ama o insanları anlayamıyorum. Sonuçta bizim “Aaa PuCCa’nın kitabı çıktı.” diye alıp okuduğumuzu o yaşıyor da yazıyor.

         PuCCa kitapları ile hala tanışmadıysanız şiddetle tavsiye ederim.