16 Nisan 2017 Pazar

Zarf

         


Zarf
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınevi

AÇIK CÜMLE
Bazen hiçbir şey çıkmaz zarftan
Hiçbir cümle doldurmaz bir mektubu
Ne günışığı sızar ne akşama ermenin saadeti
Kapalı bir yara gibi gezer öyle mektuplar
Kim açsa, kim dokunsa eli yanar
Bazen sözler boşa gider mektuplar boşa
Bazen bir cümleden mektup yanar
(Arka kapaktan)

Haydar Ergülen, tanışma şerefine eriştiğim ve sohbet ettiğim yazarlardan. 2013 İzmir Tüyap Kitap Fuarı’ndan almıştık kitaplarını ve epeyce de sohbet etmiştik. Daha önce de Üzgün Kediler Gazeli’ni okumuş ve çok beğenmiştim.
Zarf’ı da çok sevdim. Kitabın hepsi zarf ve mektup temasının etrafında dönüyor bu arada.
Ama benim için kitabın en güzeli en sonunda karşıma çıktı kitapta.
“… Bir sırrı yurt tutmayacaksın
Onu unutmak için dolaşacaksın
Dünyayı, durmayacaksın, durursan
Ruhundan olursun hani kardeşin olan,
Ruhuna gövde ve gövdene komşu
Duran ahşabı uykusundan edersin,
Görmediği rüyalarla göz göze bırakması
Gibi gelir bu hayatın insanı
Yorulur ahşap, acır, şiiri de yorar

(Ahşap Mektup şiirinden, S: 117)


3 Nisan 2017 Pazartesi

O Adam Babamdı

                

         O Adam Babamdı
         Altay Öktem
         Esen Kitap

            “Daha önce hiç görmediğim babamla karşılaşınca, mecburen kendi hayatımla da yüzleşmek zorunda kaldım, diyor Altay Öktem. “Bu kitapta anlatılanlardan dolayı hepinizden özür diliyorum. Ama unutmayın: Haydar Bey’in hayatına giren insanlardan biri, sizin anneniz, babanız, dedeniz ya da uzak bir akrabanız olabilir. Paniğe kapılmayın. Sakin olun ve ipuçlarını yakalamaya çalışın.”
            Hatay kasap ayaklanmasından bugün adını bile hatırlamadığımız sosyalist Esat Adil’e, Kızılcahamam Islahevi’nden Bakırköy Akıl Hastanesi’ne, Balya’nın Çınar sinemasından Karaağaç ormanlarına uzanan duygusal, bir o kadar da kanlı bir macera. Yolları hep kesişen, kesiştikçe yara alan insanlar… Hepsinin merkezinde de maalesef Haydar Bey var!
            Haydar Bey size göre azılı bir katil ya da iflah olmaz bir sapık olabilir. Asında o, gerçek bir beyefendi. O benim babam.
            (Arka kapaktan)

         Altay Öktem’i hangi dergiden tanıyorum hatırlamıyorum ama O Adam Babamdı kitabını çıktıktan sonra fuardan almıştım ve 2015’ten beri de kitaplıkta bekliyordu. Sonunda okumaya başladım iki gün önce ve kendimi kaptırdım resmen.
         Kitabın baş kahramanı Haydar Bey resmen kibar kibar işlediği cinayetleri anlatıyor! Tüyler ürpertici bir kitap bence, aynı zamanda da harika. Çok beğendim kısacası.


31 Mart 2017 Cuma

Yazı Odasında Yolculuklar

         


         Yazı Odasında Yolculuklar
Paul Auster
Çeviren: Taciser Ulaş Belge
Can Yayınları

Bir yatak, bir yazı masası ve bir iskemleden başka bir şey bulunmayan, tek kapılı, tek pencereli bir oda. Yaşlı bir adam, bu odada belleğini yitirmiş olarak uyanır. Kim olduğunu, buraya nasıl geldiğini anımsamaz. Odaya gelen belli belirsiz kişiler, Baş Boş’a anımsayamayacağı suçlar yöneltirler, kimliği ve geçmişine ilişkin örtük sözler ederler. Tavana gizlenmiş bir kamera durmadan fotoğrafını çeker, bir mikrofon odadaki her sesi kaydeder. Biri izlemektedir sanki. Günümüz Amerikan edebiyatının en yaratıcı yazarı Paul Auster’in yeni romanı Yazı Odasında Yolculuklar, gizemli metinleri, bilmece kimlikleri, kahramanının gizli geçmişi ve belirsiz işkencecisiyle belki de yazarın en tuhaf romanı. Ama Bay Boş’un dünyasının bizim dünyamızdan çok da farklı olmadığını düşünürsek, belki de o kadar tuhaf değil. Bay Boş’un kurmaca yaşamı, Kafka, Beckett ve Borges’in yarattıkları dünyadaki yerini alırken, günümüz gerçekliğini tüm ürkünçlüğüyle sezdiriyor okura.
(Arka kapaktan)

Merhabalar,
Mart ayının son kitabı ile sendeyim bilog.
İlginç bir kitaptı Yazı Odasında Yolculuklar. Bay Boş, hafızasını yitirmiş bir şekilde uyanıyor bir gün. Bir odanın içinde ve pencere kilitli. Kapının da kilitli olup olmadığını bir türlü anlayamıyor. İçeri insanlar girip çıkıyor ve ona çeşitli suçlar yöneltiyorlar. Kitap bu şekilde ilerliyor.
Dediğim gibi kitabı ilginç buldum ve son sayfalarına kadar çok sevdim. Ama sonunu hiç sevmedim. Sanki yazar ters köşe yapmaya çalışmış da yapamamış gibi, bir fıkra anlatmış da kimse gülmemiş gibi ya da. Bütün kitabı o sonu okumak için mi öğrendik yani?!
Neyse, okuduk artık. Bu da en az beş yıldır kitaplık bekleyen bir kitaptı. Canım Can Yayınları’ndan bir kitap okumak istediği için okuyayım dedimdi, çıktı aradan.
Bu arada instagramda kitaplık bekleyen kitaplarımı #kitaplarkitaplıkbeklemesin etiketiyle paylaşıyorum. İnsragram kullanıcı adım: @elif_ayvaz.

11 kitapla Mart ayını kapatmış oldum. Daha çokları Nisan’ın başına. 

27 Mart 2017 Pazartesi

Merhaba Anadolu

         


         Merhaba Anadolu
         Halikarnas Balıkçısı
         Derleyen: Şadan Gökovalı
         Bilgi Yayınevi

         Anadolu… Evrenselliğin eşsiz simgesi… Ve Halikarnas Balıkçısı… Gerçek bir Anadolu uzmanı, bir Anadolu sevdalısı. Yalnız öykü ve roman yazarı değil, engin kültür sahibi bir düşünür.
            Balıkçı’nın kitaplaşmamış yazılarından derlenen bu yapıt, bir yandan yurdumuzun tarih, sanat ve uygarlığını sergileyen, öte yandan Anadolu birikiminin nesnel temellerine ışık tutuyor.
            Kitapta ayrı bir bölüm oluşturan Anadolu efsaneleri ise, okuru, Önasya insanının gizlerine götüren bir keşif yolculuğu olacaktır.
            (Arka kapaktan…)

         Balıkçı’nın bu Bilgi yayınevinden çıkan kitaplarını tamamlamaya çalışıyorum. Geçen yıl İzmir Kitap Fuarı’ndan aldım bir çoğunu ama daha yeni okuyorum. Balıkçı’yı çok seviyorum ve özlüyorum işin doğrusu. Okurken hep hüzünlendiğimden biraz yavaş tutuyorum okumayı.

         Merhaba Anadolu, muhteşem bir kitap. İçinde öyle bilgiler var ki herkes okumalı bence. Turist rehberleri ya da rehber adayları ise içmeli hatta. Ben şimdi bu kitabı bitirdim ya yine dönüp okurum. Okumam lazım. Herkesin okuması lazım. 

23 Mart 2017 Perşembe

Dante's Peak

         


         Dante's Peak
         Dewey Gram
         Pearson Education Yayıncılık

         Scientist Harry Dalton knows about volcanoes. His boss Paul Dreyfus, send him to Dante’s Peak, a small town in the Cascade Mountains, because one of the mountains is moving. Can Harry hep the town’s people before the volcano explodes? Why is Paul stopping him? How much time have they got?
         (Arka kapaktan)

         Yılbaşında her ay bir İngilizce kitap bitirme kararı almıştım ama anca Mart ayında okuyabildim bir tane. Dante Yanardağı adından da anlaşılabileceği üzere bir yanardağı anlatıyor, yıllar sonra harekete geçen bir yanardağ.
         Güzel bir hikayeydi ama bana göre kısaydı. Daha detaylandırılabilirdi. Yine de sevdiğimi söyleyebilirim.


18 Mart 2017 Cumartesi

Yalnız Kızların 41 Kuralı

         


         Yalnız Kızların 41 Kuralı
         Canan Saka
         Nemesis Kitap

         On dakika özene bezene gözlerime kalem çekmeme erkek yorumu: “Nabtın, yüz nakli mi yaptırdın üç saattir!” İşte biz de bu kalaslar için süsleniyoruz ya kızlar, Allah bizim de cezamızı versin!
            Yalnız kızların en çok karşılaştığı durumlar var bu kitapta. İlk gecede seksten, ayrılık sendromuna, tek gecelik ilişkilerden, sosyal medyaya, iş yerinde aşktan, eski sevgililerin dedikodusuna, yas tutmaktan, aşık olmaya, acaba ne demek istedi’den, yalnız kalmaya, içmeye, kusmaya dair kızların yaşadığı ya da dinlediği her şey…
            “Bir gün gelir, sevgilinin kutsal eşya muamelesi yaptığın evde kalmış tişörtünü, toz bezi yaparsın. Aşk biter. İçinizi acıtan her detay zamanla unutulup gider…” cümlesi sizi yanıltmasın. Kalan detaylar ve büyük eğlence kitaptaki kurallarda saklı!
            (Arka kapaktan)

         Uykumun kaçtığı bir gece telefonumdaki e-kitapları karıştırırken buldum Yalnız Kızların 41 Kuralı’nı. Nereden bulmuşum da yüklemişim telefona bilmiyorum. Normalde hemen okuyabileceğim çerezlik bir ciklet kitap arıyordum. Bulamazsam çocuk kitaplarından birini okurum diye geçiriyordum içimden ki bu kitabı gördüm. Belki güzeldir deyip okumaya başladım.
         Ama doğrusunu söylemek gerekirse çok zorlama buldum ben bu kitabı. Tüm bunlar için kitap yazmaya ne gerek vardı düşüncesi hakimdi kafamda hep okuduğum süre boyunca. Bir de küfürler falan aşırı iticiydi bana göre. Kısacası sevemedim yani.
         Belki yalnız olmadığımdan, uzun süredir devam eden ve evliliğe giden bir ilişkim olduğundandır diyeceğim ama ben aşk acısı çekerken bile böyle şeyler hissetmemiştim ya da yapmamıştım. Yapmam deyip de büyük konuşmak istemiyorum tabii ki çünkü her şey insan için. İşte bu nedenledir ki her şey gelir geçer, yaşanır biter. Bir gün en büyük acılar bile unutuluyor, en büyük yaralar kapanıyor. Çok da şey yapmamak lazım yani.
         Benim için vakit kaybıydı. Artık ciklet kitaplar konusunda eskisi gibi düşünmüyorum halbuki. Keyifli vakit geçirtiyorsa tamamdır ama bu hakikaten olmamış.


17 Mart 2017 Cuma

Ormandan Gelen Ses

         


         Ormandan Gelen Ses
         Jack London
         Çeviren: Nihal Önol
         Altın Kitaplar Matbaası

         Jack London ile tanışmam sekizinci sınıfa tekabül eder. O günden beri çok severek okuyorum kitaplarını. Ama tüm kitaplarını henüz bitiremedim.
         Bu kitabı da Yeniköy İlkokulu’nun kitaplığından almıştım. Köyde Şenlik Var Projesiyle (ÇYDD’nin projesi) okulu yenilerken kitaplığını da yenilemiştik ve eski ve çocukların yaşlarına uymayan kitapları okul müdürü almamıza izin vermişti. (Çünkü birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar eğitim vardı) Bu kitap da hem oradan hatıra kaldı bana hem de Jack London’un bir kitabını daha okumuş oldum.
         Kitapta iki hikaye var. İlki kitaba da ismini veren Ormandan Gelen Ses isimli hikaye. Buck isimli bir köpeğin yaşadıklarını kendi ağzından okuyoruz. Buck çok güçlü bir köpek. Yaşadığı sıcak yerlerden ve sahibinden alınıp kuzey kutbuna götürülüyor ve kızak çekmeye başlıyor. O günden sonra da hayatının nasıl değiştiğini, nasıl güçlendiğini ve o genlerinde yatan vahşi doğasına nasıl döndüğünü görüyoruz.
         İkinci hikaye ise Ateş Yakmak. Bu hikayede de bir adamın eksi elli dereceden fazla soğukta geçirdiği bir günlük yolculuk anlatılıyor. Donmak üzereyken ateş yakmak için verdiği mücadele anlatılmış. Ama bu Ormandan Gelen Ses kadar uzun değil. Yirmi sayfalık kısa bir hikaye.

         Bu kitap çocuk kitabı olarak geçse de 14-15 yaşa falan öneririm ben. Tabii büyükler de okuyabilir. Tavsiye ederim. 

14 Mart 2017 Salı

Eski Dünya Seyahatnamesi

         

            Eski Dünya Seyahatnamesi
         İlber Ortaylı
         Timaş Yayınları

            “Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginiz vazgeçemediği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor.”
İlber Ortaylı
            Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya hem okuyup hem de gezme imkanı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Balkanlarsan Avrupa’ya, Akdeniz’den Uzakdoğu’ya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylı’ya eşlik etmek isterseniz ESKİ DÜNYA SEYAHATNAMESİ tam size göre!
            Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Girit, Berlin, Japonya, Kafkasya, Hindistan, Bosna… Günümüzün Evliya Çelebi’si İlber Ortaylı’nın henüz Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerine eşlik ederken ülke ve şehirlerin büyülü zamanlarına gidecek ve seyahat notları üzerinden, artık değişen, izleri silinmeye başlayan Eski Dünya’nın kapılarını aralayacaksınız.
            Atalarımızın Anadolu’ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hala da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği Ortadoğu’dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokan Balkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz’den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu’dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren, sanatın ve tarihin merkezi Avrupa’ya kadar bir uçtan bir uca muhteşem bir yolculuk…
            (Arka kapaktan…)

         İlber Ortaylı ile tanışma kitabım oldu Eski Dünya Seyahatnamesi. Yani tabii ki İlber Ortaylı’yı biliyorum. Hatta üniversitedeyken Ayasofya ile ilgili bir belgeselini izletip sınavda sorumlu tutmuştu Bizans Sanatı dersine giren hocamız. Aslında sevdiğim, takip ettiğim bir kişi ama kitaplarını nedense hiç okumamıştım.
         Eski Dünya Seyahatnamesi’ni sevdim ben açıkçası. Gezip gördüğü ülke ve şehirleri bildikleri ve gözlemledikleriyle harmanlamış Ortaylı.
         Bazı platformlarda kitabın çok yüzeysel tutulduğu yönünde yorumlar okudum ama bana öyle gelmedi. Bence gayet doyurucu ve akıcı bir kitaptı.
         Okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.

         

10 Mart 2017 Cuma

Bir Kadın Öyküleri

         


         Bir Kadın Öyküleri
         Yazarlar: Elif Ayvaz, Hale Nur Durmuş, Hamiyet Akan, İlknur Güllü, Miray Oruç, Şerife Öztürk, Şeyma Baş
         Tosbağa Kitap

     Kadının değeri hiç kuşkusuz ölçülemez. Hayatın her alanında, yapılan her şeyde bir kadın dokunuşuna ihtiyaç var. Buna rağmen kadının değerinin hiçe sayıldığı, kadının dışlandığı, mental ya da fiziki şiddetlere maruz kaldığı dönemler yaşıyoruz.  Bu nedenle iki bin on yedi yılının sekiz mart gününde, kadının önemine atıfta bulunan bu temsili günde, desteğimiz ve savunduğumuz, tarafı olduğumuz düşünceyi göstermek adına bu elektronik kitabı yayınladık. Sadece kadın yazarların öykülerinden oluşan ve kadını konu edinen, bir kadının hikâyesini anlatan öyküler var bu kitapta.
      (Arka kapaktan)

         Merhaba,
         İlk defa kendi ismimin de içinde yer aldığı bir kitaptan bahsedeceğim blogda. Çok heyecanlıyım. :)
         Bir Kadın Öyküleri, bir elektronik kitap yayıncısı olan Tosbağa Kitap’tan yayına sunuldu. İçinde ben de dâhil olmak üzere bir çok kadının hikâyeleri var ve tüm kadınlar için çok anlamlı olan bir günde yayınlandı.
         Herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir kitap olduğuna inanıyorum.
         Kitabı Tosbağa Kitap’ın sitesinden ücretsiz olarak pdf ya da epub formatında indirip okuyabilirsiniz. Link için tıklayınız.
        
           


8 Mart 2017 Çarşamba

Tanrıyla Raks Edenler

       
 
Tanrıyla Raks Edenler
Kenan Cengiz Güler
Sokak Kitapları Yayınları

Ben göklerde Musa’yım,
Yerde Zerdüşt.
Bedende Buda’yım,
Erkânda Haydar.
Sofrada Bektaşi’yim,
Kaderde İsa.
Âlemde Zerre’yim,
Ulu divanda kul.
(Arka kapaktan)

         Aslında bu kitap için ne söyleyeceğimi pek bilemiyorum. Yani ilk okumaya başladığımda çok etkilenmiştim. Kitap ilk önce Aleviliğin dinler üstü bir kültür olduğundan ve en eski tarihte ortaya çıkışından başlıyor.
         Semavi dinlerle ilgili çok çarpıcı bilgiler var içinde, Kuran’ın onlarcasının içinden birinin oy birliğiyle seçilip, tek kabul edilmesi ve onun kitaplaştırılması gibi. Kitabın öne sürdükleri oldukça ilginç. Yazarın Hz. Muhammed hakkında yazdıkları da çok ilginç.
         Fakat kitapla ilgili şöyle de bir şey var ki; kitabın yarısından sonra Aleviliği övüp, bütün dinleri ve felsefeleri yerin dibine gömüyor yazarı. Sanırım kendisi Alevi. Bilemedim. Sorun değil tabii neye inanıp neye inanmadığı. Ama Aleviliğin onca dinden de üstün olduğunu söyleyip sonra da dinlere inananları yerin dibine sokması biraz çelişkili geldi bana.
         Kitapla ilgili bazı sıkıntılarım da var. Birincisi yazar hakkında hiçbir bilgi bulamadım. Sadece Ezra isimli başka bir kitabı daha varmış. İkincisi de verdiği bilgileri hiçbir kaynakçaya dayandırmadığı için ben doğruluğu konusunda şüpheye düştüm bazı bilgilerin. Üçüncüsü de kitapta yer alan yazım ve imla hataları. Kitabı okurken o kadar sinirlendim ki okumayı bırakmakla bırakmamak arasında çok gittim geldim. Kitabın künyesine baktığımda DMS Editörlük Hizmetleri diye bir yerden editörlük hizmeti almış ve redaksiyonunu da burası yapmış güya ama ne yapmak! Yani sanki sokaktan geçen birinin konuşmalarını alıp kitap yapmışlar. Basım yılı 2013 imiş. Belki yeni baskısı yapıldıysa hatalar düzeltilmiştir diye umut etmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Belki bir kaynakça eklenmiş bile olabilir. Yani umarım.

         

6 Mart 2017 Pazartesi

Kayda Geçen Metinler

         

         
         Kayda Geçen Metinler
         Bünyamin Aydın
         Tosbağa Kitap

         Hayatımın son demleriydi sanki o gün hissettiklerim
     Ürperdim bir an ayağa kalktım
     Yavaş yavaş mutfağa yürüdüm
     Kapıyı açtım ve ışığı yaktım
     Sonra ocağı yaktım
     Çakmağı yaktım
     Sigaramı yaktım
     Oturdum
     Bekledim
     (Arka kapaktan)
        
         Bir gecede okuyup bitirdiğim bu kitabın ilk kısmında denemeler var. Dili oldukça basitti ve akıcı bir okuma yapabiliyorsunuz. Bende sanki yazarın yaşının küçük olduğu izlenimini bıraktı.
         İkinci kısım ise şiirlerden oluşuyor.
         Kolay bir okuma olsa da çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim bu kitabı.




5 Mart 2017 Pazar

Pulbiber Mahallesi

         


         Pulbiber Mahallesi
         Didem Madak
         Metis Yayınları

         Öyle çok şimşek çaktı ki gece
     Ben sonu Z harfi olarak düşündüm
     Son harf olarak
     Ben Zeni düşündüm ahbap.

     Bu basıma eklediğimiz “Ardından” bölümünde şairin kitaplarında yer almamış şiirlerine yer verdik.
     (Arka kapaktan)

         İnsan ne diyeceğini, ne yazacağını bilemiyor. Pulbiber Mahallesi’nin her hüzünlü sokağında ayrı ayrı dolaştım okurken. Didem Madak’ın hüznü tam olarak karşısındakinin içine işlemesi gibi bir yeteneği var bence.
         Bir de kitabın sonuna eklenen “Ardından” bölümünü de çok sevdim. Özellikle de “Yağmur ve Çilingir” şiirini.
         Diğer Didem Madak kitapları için tıklayınız.


3 Mart 2017 Cuma

Ah’lar Ağacı

         


         Ah’lar Ağacı
         Didem Madak
         Metis Yayınları

         Güçlü bir el silkeledi beni sonra
     Sanırım tanrının eliydi,
      Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan
      Çok şey görmüşüm gibi,
      Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
      Ah dedim sonra,    
      Ah!

      İç ses, diye söylendim
      Gel!
     Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.
     (Arka kapaktan)
        
         Mart ayının ilk kitabıyla merhaba;
         Didem Madak’ın daha önce de Grapon Kağıtları isimli şiir kitabını okumuştum. Onun yazısını da buradan okuyabilirsiniz.
         Bu kez de ikinci kitabı olan Ah’lar Ağacı’nı okudum. Diğer kitapta da olduğu gibi Madak’ın hüznünü iliklerinize kadar hissettiğiniz bir kitaptı.

         Didem Madak severler eminim ki çoktan okumuşlardır bu kitabını ama hala okumayanınız varsa tavsiye ederim.

28 Şubat 2017 Salı

Tehlikeli Spor Ayakkabılar

         


         Tehlikeli Spor Ayakkabılar
         Susan Gates
         Çevirmen: Çiğdem Köfüncü
         Martı Yayınları

         “Ağabeyim bir çift mor spor ayakkabı aldı, ama bu ayakkabılar hiç de normal değil. Gerçekten değil, çünkü gece olunca kendi kendilerine hareket ediyorlar… Ve ben bunu size kanıtlayabilirim!”
            (Arka kapaktan)
           
         Çocuk kitabı severlerde bugün yine güzel bir kitap var.
         Küçük kardeş, ağabeyinin yeni aldığı spor ayakkabılarının canlı olduğunu ve geceleri dışarı çıkıp avlandığını iddia ediyor. :)
         Anlatım dili akıcı ve çizimleri çok güzeldi. İtiraf ediyorum, ben bu kitapları hep çizimleri için okuyorum. :) Hala resimlerine bakıyorum yani, yaş 27. :)
         Olsun. Çocuk kitabı okumak için illa çocuk olmak gerekmez bence. :)
        


27 Şubat 2017 Pazartesi

Milena'ya Mektuplar

                  


         Milena'ya Mektuplar
         Kafka
         Çeviren: Adalet Cimcoz
         Ataç Kitabevi

         Franz Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupları birleştiren bu kitap umutsuz bir aşkın yarattığı korkunç acıları yansıtmaktadır.
            Büyük sanatçının kişiliğini ve felsefesini bütün içtenliği ile belirdiği bu unutulmaz eserin üçüncü baskısını yayınlamakla onur duyuyoruz.
            (Arka kapaktan)

         Kafka ile ilgili yazılmış her kitaba, söylentiye, kurguya bayılıyorum. Ama Kafka’nın kendi eserlerini müthiş sıkıcı buluyorum ve okurken kendimi yerden yere atıyorum adeta. Kitapları hiç akmıyor, ilerlemiyor benim elimde.
         Milena’ya Mektuplar’a da yıllar önce başlayıp, sıkıntıdan devam edememiştim. Ama bu yıl yarım kitaplarımı da okuyup bitirmeye çalıştığım için yeniden okumayı deneyeyim dedim ve evet, bu kez inat edip bitirdim.
         Okurken yine çok sıkıldım. Kafka’nın gözünden gördüğüm Milena’ya kızdım. Kocası var ve kocasını seviyor. Bir de Franz Kafka var ve onu da seviyor. Bu beni çok sinirlendiriyor doğrusu. Tabii sadece Kafka’nın yazdığı mektupları okuduğumuzdan, Milena’nın yaşadığı dünyayı ve hislerini tam olarak bilemiyoruz. Bunu da belirtmek isterim.
         Ama kitabın sonuna Kafka’nın arkadaşı olan Max Brod’un yayınladığı mektupları da eklemişler. Bu mektupları Milena, Max’e yazmış. Mektuplar, Kafka hakkında. Açıkça söylemek gerekirse kitapta en beğendiğim bölüm de burası oldu. Milena’nın dili Kafka’ya göre daha akıcı geldi bana.
         Siz bu kitabı okudunuz mu İnstagramda paylaştığımda birkaç kişi de benim gibi sıkıldığını söyledi. Siz nasıl buldunuz kitabı?
         Az daha unutuyordum. Kitabım çevirmeni Adalet Cimcoz tarafından imzalı. :) İmzalı kitap koleksiyonumun güzel bir parçası bu kitap da. :)


25 Şubat 2017 Cumartesi

PuCCa Günlük #6 Şimdi Biz Neyiz?

         


         PuCCa Günlük #6 Şimdi Biz Neyiz?
         PuCCa
         Dex Plus
         Doğan Egmont Yayıncılık

            “Yaşarken hiç komik değildi…”
            BLOGGER’LARIN ATASI,
            MONÇİÇİ BAKIŞLI,
            ZALİM STALKER,
            FAKE EVLİYA PUCCA SUNAR!
           
            Bir blog yazıp hayatı değişen, hatta o hayattan bir de film yapılan, geçmişinden kaçarken bile yine ona sığınan PuCCa, çok acı çekti, inanılmaz eğlendi, hep yanlış kişilere aşık oldu, çok çalıştı, bazen aç uyudu, böbreğini satmayı bile düşündü, gün geldi hayvanlar gibi para saçtı, inanılmaz güzel dedikodu yaptı, kaymak gibi işin içinden sıyrıldı, sürekli burnunu boka batırdı, çok gezdi, çok sarhoş oldu, tek gözü kör bir köpeği evlat edindi, hayal ettiği eve taşındı sonra pişman oldu, çok kınadı ve hepsini tek tek yaşadı.
            Şimdi de, neredeyse hiç tanımadığı ama bütün acılarını ezbere bildiği bir adamla evlenecek… Ve sonunda ilk kez mutlu sona ulaşacak… mı acaba?
           
            “O kadar hızlı gidiyorduk ki, çarpacağım duvarı bile kaçırmıştım.”
            (Arka kapaktan)

         PuCCa, altıncı günlüğünü yayınladı. Bu günlükte Osi ile maceralarını anlatıyor. Zaten instagramdan falan takip ettiğimizden Osi ile evlendiklerini ve şimdi de bebek beklediklerini biliyoruz. O yüzden ilk defa bir kitabının sonu sürpriz olmadı ama yine de çok eğlenceli bir kitaptı, zaman zaman da hüzünlü tabii. Özellikle ben aileden bahsedilen kısımlarda fazla üzülüyorum, buruluyorum falan.
         Bir bölüm okuyayım diye başlayıp bir oturuşta bitirdim yine kitabını. PuCCa’nın yazı dili çok akıcı zaten. Kendisi mahşere kadar yazacağını söylüyor. Umarım öyle de olur. Zira ben kendisini çok seviyorum. Çok da saygı duyuyorum açıkçası. Ülkemizde genelde yazarların günlükleri öldükten sonra yayınlanır, bilirsiniz. Ama kendisi hayattayken günlük yayınlayan ender kişilerden biri bence. Ben günlük yayınlama konusunda biraz çekimser davranırdım mesela. Günlük bu sonuçta. İnsan en mahremini, en acısını da yazıyor en mutlusunu da. PuCCa o yüzden çok güçlü, çok cesaretli bence.
         Hayatının film olmasından rahatsız olduğunu söylediğinde eleştirildiğinden bahsediyor kitabının bir yerinde. Neden rahatsız olduğunu anlayabiliyorum. Ama o insanları anlayamıyorum. Sonuçta bizim “Aaa PuCCa’nın kitabı çıktı.” diye alıp okuduğumuzu o yaşıyor da yazıyor.

         PuCCa kitapları ile hala tanışmadıysanız şiddetle tavsiye ederim.

24 Şubat 2017 Cuma

İçimdeki “Sen” Kırıntıları

        


         İçimdeki “Sen” Kırıntıları
         Özgür Gümüşsoy
         Nemesis Kitap

         Özgür Gümüşsoy’un şiirleri açıkçası beni çok şaşırttı. Hınzır, delişmen ve asi bir tarzı var Gümüşsoy’un. Nasıl ki geçmişte Orhan Veli o zamanlarda egemen olan şiir anlayışının kalıbını değişmiş ve enine boyuna sorgulamışsa bugün de Gümüşsoy, sözüm ona entelektüel ama kasıntı ve yüksek gönüllülük tuzağına düşen günümüz egemen şiirini derinden sarsıyor. Bunu yaparken de şiir yazıcısının gururunu ve egosunu ayaklar altına alıyor. Günümüz şiirinde kendinden menkul bir saflık anlayışı sürüp giderken, onun şiirlerinde adeta ari bir şiir ırkı yaratılıyor. İşte bir noktada Özgür gibi genç şairlerin çıkışını çok önemsiyorum. Çünkü hergelelik ve delişmenlik tam da burada başlıyor. Şair; giderek bir retorik halini alan duygu ifadelerini eğip büküyor, buruşturuyor ve bir serseri mayın haline dönüştürüyor. Kendinden hayli memnun olan okurlar, anında en kuytularına dek parçalayabilecek bir serseri mayın…
            Öte yandan Özgür Gümüşsoy, sunduğu sözcük zenginliği ile de göz kamaştırıyor.
                                                                                                                      Cezmi Ersoy

            İnsan kendisi dışındaki nesnel gerçekliği duyum organları ile algılar. Algı dünyasında nesnel gerçekliği başka bilgi ve gerçekliklerle ilişkilendirir. Ardından algıladığı gerçekliği yeniden yapılandırır ve sonra da bu gerçekliği ifade eder. Edebiyatçı ise gerçekliği diğer insanlardan farklı olarak yaratmış olduğu bir tasarımla yazılı bir şekilde sunar. Bu tasarım içerisinde dili kullanım yetisi ve üslubu belirgin olarak kendini hissettirir. Tasarım estetik kaygıları ifade ettiği kadar, ifade ettiği gerçekliğin iç dinamiklerini göstermesi bakımından ayrıca bir önem arz eder. Özgür Gümüşsoy’un yazdığı şiirler işte bu bakımdan, bir şairin hem “algılama dünyasının” genişliğine, hem görünür gerekliliğin ardındaki iç dinamiklerini hissetmesine, hem kullandığı dilin özgünlüğüne, hem gerçekliğin yerel boyutuna, hem bu gerçekliği evrensel gerçekliklerle ilişkilendirmesine, hem de bunu özgün bir üslup ve bir ritimle “arabeskleşmeden” yapabilmesine güzel bir örnektir.
                                                                                                          Mete Kaynaroğlu

            “İmgeleri” jilet gibi, acısını sonradan hissetmeye başlıyorsunuz. “Şiiri” ise ışıktaki gizli karanlık gibi. Bulmak için önce yanmanız gerekiyor!
                                                                                                                     Murat Çelik (Düş Sokağı Sakini)
               (Arka kapaktan)

         Özgür Gümüşsoy’un şiirlerini taa Tabut zamanından sever ve takip ederim. Kitabı çıkınca da koşa koşa gidip almıştım 2012’de. Ama okuma konusunda o kadar hızlı davranmadığımı söylemek zorundayım. Kitaba o zamanlarda başlamış olsam da yavaş yavaş okudum. Bir kere yenir, yutulur denilen şiirler değil bunlar. Hemen okuyayım, bitireyim diyemiyorsunuz. O kadar vurucuydu ki okuduklarım bir süre durmam gerekiyordu çoğunlukla. Durup o şiiri tüm iliklerime kadar duyumsamak, o şiiri yaşamak gerekiyordu. Bu bazen günler sürebildiği gibi bazen de yıllar sürdü. Şiir kafamda sürekli dönüp duruyordu.
         İnsan kelimelerin dönüşümüne şaşıyor! Nasıl bu forma bürünebiliyorlar diye hayretler içinde kalıyor. Ama yapmış adam! Tek tek yazmış.
         Benimkisi güzel, uzun bir yolculuktu bu kitapta. Tabii ki diğer kitaplarını da okuyacağım.
         Şiddetle tavsiye ediyorum Özgür Gümüşsoy’un kitaplarını.

         Okuyunuz efenim. 

22 Şubat 2017 Çarşamba

Caniler Uyumaz

         


         Caniler Uyumaz
         Mickey Spillane
         Çeviren: Adnan Semih Yazıcıoğlu
         Başak Yayınevi
        
         Bu yıl insanlık için küçük, kendim için büyük kararlar aldım. Bunlardan biri de sevmediğim türlerde de kitaplar okuyacağım idi. İşte Dedektif/polisiye kitapları da sevmediğim türler arasında.
         Aslında bu kitap İzmir’deki kitaplığımda yoktu ama ben geçen hafta Balıkesir’e gidince oradan biraz kitap getirdim. Hepsi gelecek de gittikçe azar azar getiriyorum işte. Aslında Balıkesir Muhasebecisi’ni bitirmemiştim bu kitabı çantama attığımda ama o kitap çok eski olduğundan bir daha çantaya koymayı göze alamadım. Un ufak olacaktı yoksa.
         Neyse gelelim kitabın konusuna. Konumuz New York’ta geçiyor. Çekişmeli iki farklı kötü adam var şehri yöneten ve bir gün herkesin deli gibi korktuğu Vetter adında bir adam çıkıyor ortaya ama kimse adamı görmemiş, hakkında bir malumatı yok. Yine de kendisinden deli gibi korkuyorlar.
         Her dedektiflik hikayesinde olduğu gibi olay kitabın sonunda çözülüyor ama ben ilk on sayfasından sonra olayı çözdüğümden çok sıkılarak okudum. Bu tip kitapları sevmememin nedeni de bu zaten. Hemen çözüyorum, sonra heyecanı kalmıyor okumanın. Yarım bırakmayayım diye okudum yine de. Ama okurken belki değişik bir şey olur diye de hep bekledim ama cık, hiçbir şey olmadı.
         Belki de bu tip kitapların olayı budur, önceden çözmek gerekiyordur sonucu ama bilemiyorum doğrusu. Ben sevemedim pek.


20 Şubat 2017 Pazartesi

Balıkesir Muhasebecisi

         


         Balıkesir Muhasebecisi / Tanrı Dağı Ziyafeti
         Reşat Nuri Güntekin
         Milli Eğitim Basımevi

         Bu kitabı birkaç ay önce Kızlarağası Hanı’ndan almıştım. İtiraf ediyorum ki adında Balıkesir geçiyor diye almıştım. Geçen gafta Balıkesir’e giderken de çantama attım otobüste okurum diye ama pek okuyamadım. Çünkü otobüste rahatsızlandım. Kitap sadece –gidip gelirken- iki kez çantaya girmesine rağmen kapağı ufalanmaya başladı. Kitabı güneşte bırakmışlar çünkü. İçinde öyle bir şey yok ama kapakları fena olmuş. Kaplamayı düşünüyorum ciddi ciddi.
         Kitap, tiyatro oyunu metni tarzında yazılmış.
         Balıkesir Muhasebecisi bana Şener Şen’in oynadığı Namuslu filmini hatırlattım. Acaba uyarlama mı diye araştırdım ama bir şey bulamadım.
         Tanrı Dağı Ziyafeti ise dünümüzün koltuk savaşları, bugünümüzün diktatörleri; hep aynı hikaye yani.
         Şu an görseldeki Caniler Uyumaz ile okuma eylemime devam ediyorum.

         Siz bu aralar neler okuyorsunuz?

12 Şubat 2017 Pazar

Arkeoloji'nin Delikanlısı

         


         Arkeoloji'nin Delikanlısı Muhibbe Darga Kitabı
         Söyleşi: Emine Çaykara
         İş Kültür Yayınları
        
         1940’larda, at üstünde, Anadolu’da keşif gezilerine katılmış, çok değerli bilim adamlarının yanında eğitim görme şansına erişmiş, Hititlerin dünyasını yaşamının merkezi yapmış bir arkeolog, bir dilbilimci, bir Hititolog… Ve anneliği için mesleğine ara vermiş bir kadın, gençlere arkeolojiyi sevdirmek için yıllarca üniversitede dersler vermiş bir hoca…
            İçten, sakınmasız cevaplarıyla hayatını anlatan Prof. Muhibbe Darga, 1900’lerin başında İstanbul’da Acıbadem’de, Darugazade Mehmet Emin Bey Köşkü’nde başlamış bir yaşamın kahramanı; en büyük tutkusu da arkeoloji…
            Hitit dünyası için dönüm noktası olmuş Karatepe’nin keşfi; 1 Mayıs Arkeoloji Bayramları; 1960’ların ve 1980’lerin İstanbul Üniversitesi; bin bir emekle yürütülen kazılar; maskeli balolar; sosyal arkeolojinin cazibesi; Hititler, kadınları, efsaneleri, binlerce yıl öncesinden bugüne gelen kelimeleri; Güneydoğu’da Wagner dinleyen Fırat balıkçısı… Bunlar, çok renkli yaşantısından bazı izler sadece…
            Hemen her kasabasında tarih yatan ülkemizde hayatını arkeoloji aşkı doğrultusunda şekillendirmiş bir büyük hocanın yaşamında, üzerine çöp dökülen tarihi alanlar, kazısı için cebinden para harcayan arkeologlar olduğu gibi sanat, sinema, edebiyat dünyasından ilginç anılar da var. “Anadolu’nun birinci bin yılına bak, bu uygarlıklar, İyonya’yı o kadar etkilemiş ki bir İyon medeniyeti çıkmış ve bu kıta Yunanistan’a geçmiştir. Medeniyet Yunanistan’da doğmadı, Anadolu olmasaydı Yunanistan’daki bu mucizevî medeniyet doğamazdı”, diyen hocası Prof. Bossert’in yaklaşımını benimsemiş Prof. Darga, ilgi alanları ve yaşam enerjisiyle sürekli genç kalacak ender insanlardan…
                                                                                                          -Emine Çaykara
            (Arka kapaktan…)

         Prof. Muhibbe Darga’nın adı çokça geçerdi Arkeoloji derslerinde. Ama işte her ne kadar turist rehberliği okumuş olsam da eğitim bizde de yetersizdi. Sadece adı geçerdi. Ama hiç başka bir şeyini bilmezdim ben. Bu kitabı alınca çok heyecanlandım. Ama ne zamandır elimde olmasına rağmen anca okuyabildim.
         Muhibbe Darga müthiş bir insan. Arkeoloji alanında öncü insanlardan biri. Çok çalışmış, çok savaş vermiş hem de.

         Kitabı okurken o kadar çok kitap ismi, o kadar ok arkeolog, dilbilimci, sanatçı ismi not aldım ki anlatamam. Sayfalar dolusu not var şu an elimde. Bir insanın hayatıyla dünyaları tanıdım. Hepsiyle tek tek tanışmak dileğiyle. 

6 Şubat 2017 Pazartesi

Cezmi

         


         Cezmi
         Namık Kemal
         Akvaryum Yayınevi
        
         Merhabalar;
         Neredeyse bin yıldır kitaplık bekleyen bir kitapla geldim bugün. Yanlış hatırlamıyorsam 2008 ya da 2009’da almış olmam lazım bu kitabı. O zamandan beri Balıkesir’deki kitaplığımda bekliyordu. En son Balıkesir’e gidince buraya getirdim ben de. Artık okumak istiyordum çünkü.
         Bu arada 20013’ten beri çok fazla kitap alışverişi yapmıyorum pek. Yani üniversitede hocalarımın söylediği kitaplar ya da çoook merak ettiğim kitaplar haricinde genelde kitap fuarını bekliyorum. Nereden duydum bilmiyorum ama sürekli kitap almak da bir hastalıkmış. Yani tüm kitaplara sahip olma isteği. Bundan korktuğum için çok fazla kitap almıyorum işte. Yani tamamiyle kesemiyorum da öyle gidip bir çanta sırtlanıp dönmüyorum artık eve. Bu arada artık kitaplıkta bekleyen kitaplarımı okudukça #kitaplarkitaplıkbeklemesin etiketiyle paylaşacağım instagram hesabımda.
         Gelelim Cezmi’ye. Normalde Türk Klasiklerinin bir çoğunu okudum aslında ben. Ama elim bu kitaba gitmiyordu hiç. Okumaya başladıktan sonra ise çok keyif aldım ama. Cezmi bir asker, Adil Giray da. Kitabın büyük bir kısmında Cezmi’nin yaşadıklarından bahsediliyorsa da bir kısmında da Adil Giray’dan bahsediyor. Zaten iki karakter de bağlantılı. Okurken gerçekten bu karakterler var mıydı Osmanlı’da diye geçiriyor insan içinden. Ama ikisi de kurgu tabii ki. Yalnız kitapta dikkatimi çeken şey şu oldu: İyiler fazla iyi ve mükemmel, kötüler ise çok kötü. O noktada biraz uçlarda olmuş bana göre.
         Bu arada roman Namık Kemal’in en kötü yapıtlarından biri sayılıyormuş. O dönemin şartlarına göre çok da kötü değil bana göre. Zaten sürgün zamanlarına denk geliyor yazılış zamanı.

         Bu arada bendeki baskı Akvaryum Yayınları’ndan. Zaman zaman yazım hataları vardı. Çok rahatsız etmese de göze batıyordu yine de.