31 Aralık 2013 Salı

Ah ve Mat

         


         Ah ve Mat
         Sedat Balun
         Optimum Kitap
        
         Kaynakça; Hüzün
         (Arka Kapaktan)

         2013’ün son kitabıyla karşınızdayım. Daha önce de Sedat Balun’ndan Canın Cennete!!! kitabını okumuştum. O yüzden ikincisini de okumak istedim.
         Kitap ilk çıkan kitapla aynı formatta yine. Kısa kısa cümlelerden oluşuyor.
         Ben ne çok seviyorum kitaplarını ne de sevmiyorum arasında bir yerlerdeyim. Bilerek yapıyor her halde, sık sık aynı cümleler geçiyor çünkü. Ya da birbirine benzer cümleler. Bu da beni sıkıyor açıkçası.
         Ama yine de twitterda Sedat Balun diye ölüyorlar yahu! Hayret doğrusu.

         Bu yıl hedeflediğim kadar kitap okuyamadım sanırım. Bir iki güne sayar dökerim kaç kitap okuduğumu. 2014 bol kitaplı geçsin. Mutlu yıllar!

29 Aralık 2013 Pazar

Katı

         


         Katı
         Turgut Yüksel
         Çitlembik Yayınları
        
         “…O seni Dran’ın ülkesine hızla götürecektir.” –Sıvı’dan
            “Galiba öldün…
            Aşk üstüne artık kimin yeni söyleyecek bir şeyleri olabilir, yüzyıllardan beri söylenileni farklı dizilimlerde yeniden tekrarlanmaktan başka? Yeni söylenebilecek tek şey şu olmalı: İyi aşk mutlaka bitmeli…
            Bu arada sana ismimi söylemeyi unuttum.
            Ben Dran…
            Ve artık duymayan kulaklarına şınu fısıldayabilirim:
            Hayatını biçimlendiren insanlarla cehennemin dibinde buluşacağım ve onların yüzüne bakacağım.”
            (Arka kapaktan)
        
         Osmanlıca kursuna gidiyorum ben Ekimden beri. Ama son iki haftadır falan kurs Kuşadası İlçe Kütüphanesi’nde veriliyor. Zaten Hocamız da kütüphanenin müdürü. Ben de üye olmuştum kütüphaneye zaten. Daha önce de pazarlamayla ilgili bir sürü kitap alıp bitiremeyip geri vermiştim. Yoğumum zaten de elimde okunmayı bekleyen çok yarım kitap var diye almıyordum kütüphaneden. Ama son gidişimde dayanamadım ve bu kitabı aldım. Artık kabı mı ilgimi çekti yoksa adı mı bilemiyorum.
         Kısa kısa öykülerden oluşuyor kitap. Ve benim sevdiğim gibi kısa cümlelerle örülmüş hepsi. Öyle ağdalı cümlelerden çok hoşlanmıyorum çünkü. Öykü dediğin kolay okunur olacak. Bu kitap da öyle. Ve yine benim sevdiğim gibi durum öykülerinden oluşuyor. O yüzden çok severek bir çırpıda okuyoverdim kitabı.
         Yalnız kitaptaki son iki öykü (Hasar ve Katı) kitaptaki diğer öykülerden farklıydı bence. Ya ben tuhaf bir ruh haline büründüm de öyle oldu ya da giderek ürkünç bir hal aldı öykücü ve anlatımı. Bilemiyorum. Son iki öyküyü okurken korktum biraz açıkçası.

         Ama genel itibariyle sevdiğim bir kitap oldu.

18 Aralık 2013 Çarşamba

Hitit Güneşi

        


         Hitit Güneşi: Mualla Eyuboğlu Anhegger
         Söyleşi: Tûbâ Çandar
         Doğan Kitap

         Hitit Güneşi’nin adı Mualla Eyuboğlu’dur. Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki eğitim seferberliğinin simgesi olan Köy Enstitüleri’nin mimarı. Başta Rumeli Hisarı ve Topkapı Sarayı Harem Dairesi olmak üzere sayısız tarihi eserin restoratörü. Anadolu, Rumeli ve İstanbul’daki Osmanlı mirasını günümüze taşımakla geçen asırlık bir ömrün canlı anıtı…
            Hitit Güneşi aynı zamanda da Türk Aydınlanması’nın öncülerinden Sabahattin Eyuboğlu ile ressam ve şair Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun kız kardeşidir. Alman Türkolog ve tarih araştırmacısı Dr. Robert Anhegger’in de eşi…
            Onun zengin hayatından süzülmüş anılarının eşliğinde, geçmişi bugüne taşımaya çalıştır birlikte.
            “Köy Enstitüleri yüzünden adımızı komüniste çıkardılar. Mevlevi şeyhleriyle dostluğumuzdan dolayı gericiye. He boyaya boyandık anlayacağın. Hepsine de gülüp geçtik. Sabahattin Ağabeyimin dediği gibi, bizden memleketi sevmek… Gerisi boş…” Mualla Eyuboğlu Anhegger
            (Arka kapak)
        
         Anı kitaplarını çok severim. Kurgudan daha çok hem de. Yaşanmışlık barındırdığından herhalde içinde. Hitit Güneşi de o kitaplardan biri işte.
         Mualla Eyuboğlu ismini duyduğum bir restoratördü. Açıkça söylemek gerekirse sadece ismini duymuş, hakkında araştırma yapmamıştım. Fakat bu kitapla öğrendim ki meğer Çok önemli iki değerimizin kız kardeşiymiş kendisi: Sabahattin Eyuboğlu ve Bedri Rahmi Eyuboğlu.
         Asıl beni çok şaşırtan ve bir o kadar da mutlu eden şey ise Mualla Eyuboğlu’nun Köy Enstitüleri’nin kuruluşundan kapatılışına kadar çalışmış olması. O zaman yeni kurulan ve kendi ayakları üzerinde dikilmeye çalışan Türkiye’de ne büyük işler başarmışlar aslında. (Köy Enstitüleri’nin kapatılması Cumhuriyet tarihinde yapılan en büyük yanlışlardan biridir bence.)
         Enstitü haricinde de Mualla Eyuboğlu, bir çok tarihi eserin onarımında da çalışmış. Topkapı Sarayı Harem Dairesi, Buruciye Medresesi, Rumeli Hisarı ilk hatırladıklarım mesela.
         Böyle bir şahsın hayatını kendi ağzından okumak büyük mutluluk doğrusu.
         Şiddetle tavsiye ederim.


         

14 Aralık 2013 Cumartesi

Zargana

         

         Zargana
         Hakan Günday
         Doğan Kitap

         Kimsenin birbirine bakmadığı, yalan, ihanet, şiddet, tecavüz ve acımasızlıkla yoğrulmuş, yalnızca hayallerin göz göze geldiği bir hayattan intikam almanın en iyi yolu yaşamaktır. Anlam aramak boşunadır ve her şeyin “hiç”e dönüşmesi gerekir.
            Henüz on ikisinde Berlin’de dört kişinin tecavüzüne uğrayan Zargana, bu olaydan sonra kendini insan sınıfından sıyırır. Ne var ki insan olmaktan uzaklaşıp “hiç”e yaklaştıkça kendisine döner, âşık olur. Parçalanmış benliğini onarmak için, başkalarının oynadığı bir “hayat oyunu”nu sahnelemeye koyulur…
            Daha ilk romanı Kinyas ve Kayra (2000) ile Türk edebiyatında farklı bir yeri olacağını kanıtlayan Hakan Günday, Zargana’da bunca karmaşık bir öykünün altından yalın ve duru bir anlatımla kalkıyor. Hayat, varlık, hiçlik, oyun, zekâ, kudret ve âcizlik arasında gidip gelen bir metin.
            (Arka Kapak)

         Hakan Günday’ın kitaplarını ne kadar sevdiğimi bildiğizi düşünüyorum artık. Bu kitapta da hayal kırıklığına uğramadım. Yine çok sevdim. Yine beni çok şaşırttı.
         Sanırım Hakan Günday’ın kitaplarının beni bu kadar etkileme sebebi; içinde hiçlik, hayat, varlık, güç, güçsüzlük, şiddet, aşk, tutku gibi birçok ögeyi birden barındırması. İstanbul gibi yani, her an merakımı diri tutuyor.
         Arka kapak yazısı bir fikir veriyor zaten. Daha fazlası için kitabı alın okuyun derim.
         Yeni kitabı da çıktı biliyorsunuz Hakan Günday’ın. Daha. Onu da aldım. Ama henüz okumadım. Daha ve Piç kaldı yani sadece okunacak Günday’dan.

         Siz Hakan Günday’dan okur musunuz ya da hangi kitaplarını okudunuz?

29 Kasım 2013 Cuma

Ben Bir Ağacım

         


         Ben Bir Ağacım / Seçme Parçalar
         Orhan Pamuk
         Yapı Kredi Yayınları

            Herkes için Orhan Pamuk
            “Bu kitapta, şimdiye kadar yazdığım sayfalardan, en kolay anlaşılabilir ve en güçlü olanları seçmeye çalıştım.”
            Çocukluk ve okul hikâyeleri ve tarihten sayfalar
            Orhan Pamuk, diğer kitaplarından bu parçaları kitaba alırken metinlere dokundu, eski yazılarını değiştirdi, cümleler, paragraflar ekledi, başlıklar koydu. Pamuk’un kırk yıllık yazarlık hayatının en güzel sayfalarından yapılan bu seçme hem onun yeni ve genç okurlarının hem de eski takipçilerinin ilgisini çekecek.
            “Kitabın kalbinde, hakkında hayaller kurmaktan hoşlandığım iki konu var: Tarihin esrarlı yüzü ve çocukluk ve öğrencilik yıllarının hatıraları. Romanlarımda ve düzyazılarımda bu iki kaynağa hep geri döndüm. Her seferinde de iki konunun kafamda iç içe geçtiğini hissettim. Yani: Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı.”
            Hiç yayınlanmamış bir hikâye
            Ben Bir Ağacım’da Pamuk, Osmanlı zamanının bir celladını, bir padişahın kıskançlığını anlatıyor, bir ağacı, bir resmi konuşturuyor ve kendi çocukluk, gençlik ve okul hatıralarını hikâye ediyor.
            Pamuk’un yeni romanı Kafamda Bir Tuhaflık’ın kahramanı Mevlut Karataş’ın ortaokul yıllarının hikâyesiyle…
(Arka kapak)

İçinde Orhan Pamuk’un Kar, İstanbul – Hatıralar ve Şehir, Benim Adım Kırmızı, Öteki Renkler ve 2014’te yayımlanacak olan Ben Bir Ağacım’dan seçme parçalar var. (Kafamda Bir Tuhaflık adıyla yayımlanacakmış.)
Kar ve İstanbul – Hatıralar ve Şehir kitaplarını okumuştum daha önce zaten Pamuk’un. (İkisini de sevmemiştim.) Yeniden bu kitapta okurken içimi aynı sıkıntı kapladı. Sıkılarak okudum yani.
Diğer iki kitabını okumamıştım ama yine aynı şey oldu. Şunu fark ettim ki kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım ben Orhan Pamuk okurken fena halde sıkılıyorum. İçimi buruyorlar sanki. Sevemiyorum bir türlü.
Kitabı almamdaki asıl amaç ise 2014’te yayınlanacak romanından bir bölüm içermesiydi. Yani reklamı çok yapıldı. Ve ben de bunun bir satış tekniği olduğunu bile bile gidip aldım kitabı ve onu da se-ve-me-dim.
Ayrıca romanın yayınından önce böyle bir bölümünün yayınlanması albüm öncesi single çıkaran şarkıcıları hatırlattı bana. Yani aynı mantık.  :D
Neyse daha fazla kötülemeyeyim kitabı ben.
Orhan Pamuk okumayı severlerdenseniz ise klasik Orhan Pamuk tarzı; alın, okuyun derim. Yok benim gibi sevemiyorsanız değmeyebilir. Yok ben illa okuyacağım derseniz karışmam tabii ya da asıl kitabın çıkmasını bekleyin. Hoş, ben merakımdan gider onu da alır, okurum çıkınca.
Ha bu arada Pamuk’un tek sevebildiğim kitabı Masumiyet Müzesi’dir. Onun yeri bende ayrıdır. Sanki başkası yazmış gibi hissettiriyor çünkü.


        

         

24 Kasım 2013 Pazar

Toplum Mektupları

         


Toplum Mektupları
Türkan Saylan
Yayımlayan: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

Bizler MEKTUP çocukları olarak büyüdük, geliştik; dünyayı, yaşamı algılamayı, kavramayı hep o gizemli pencereden bakarak yaptık.
Şimdi internet çağındayız. Bilgisayarın klavyeleri inip kalkıyor. Kısa, çoğu dilbilgisinden yoksun ve eksik cümlelerle iletiler gidiyor, geliyor. Evet, işler hızla yürüyor kuşkusuz ama bizim gençliğimizin paha biçilemez meptupçuluğu da yok oldu gitti. Acaba hâlâ kaç kişi birbirine yılda bir iki kez de olsa mektup yazmayı akıl eder bunca hızlı ve kolay iletişim olanakları varken?
Bizler küçücük kızlarken şiir, kitap okumaya, kompozisyon yazmaya, yazdıklarımızı sınıfta okumaya, iyi ve düzgün, okunaklı yazmaya yönlendirilmiştik Cumhuriyet bekçisi değerli öğretmenlerimizce. Her harfin hakkını vermeyi, yazının kurallarını daha 4.-5.-6. Sınıflarda öğrenmiştik. Dilekçe yazabiliyor, hakkımızı yazıya dökerek aramayı biliyorduk.
                                                                        Türkan Saylan
            (Arka kapak)

         Türkan Saylan’ın yazdığı 15 adet mektuptan oluşuyor bu kitap. Toplumdan her kesime mektup var; gençlere, doktorlara, işçilere, öğretmenlere, ev hanımlarına, emeklilere, yaşlanmakta olanlara…
         Hiçbir zaman değerini kaybetmeyecek bir kitap.

         Okumanızı öneririm.

20 Kasım 2013 Çarşamba

Soğuk Kahve (E – Kitap)

         


         Soğuk Kahve
         Ahmet Batman
         Destek Yayınları

         Sıcacık bir kahveden yükselen güzel kokular eşliğinde keyifli bir okuma vaat ediyor Soğuk Kahve.
            İronik ve mizahi olduğu kadar keskin bir dil. Belki de çoğumuzun gündelik hayatında olan konuları anlatırken sizi ters köşeden bir bakış açısına yatırıp golü ustalıkla atıyor. Hınzır bir zekanın ürünü olan cümleleri sizi gülerken duygulandıracak, çoğu zamansa hayretler içinde bırakacak. Kahraman Tazeoğlu
            Batman kendi deyimiyle numune bir adam. En azından yazdıkları öyle. Kolay kolay kimseden duyamayacağınız, cesaret isteyen şeyleri açıkyüreklilikle söylüyor okura. Özellikle kadın erkek ilişkilerinin üzerindeki pembe tozu üfletip altında yatan siyahları ve beyazları soğukkanlılıkla gösteriyor. Ne her erkek bir Romeo, ne de her kadın bir Juliet. Ertürk Aşkun
            Topuklu ayakkabı mı yoksa ben mi?
            Bir kadını zorlayan bir soru olabilir.
            Çikolata mı ben mi? sorusu kadar olmasa da zorlar.
            Sizler topuklu ayakkabısı ayaklarını vuran kadınlarsınız.
            Topuklarınızın altında kağıt mendiller var.
            Bazılarınızın gözyaşlarını silen mendiller işte, yabancı değiller.
            O mendiller hep canınızın yandığı yerlerde…
            Çok adisiniz pembe rujlar, çekici kılıyorsunuz dudakları.

            Boşu boşuna okudum bence bu kitabı. Her yerde o kadar çok bahsedildi o kadar çok anlatıldı ki kendimi zorunlu hissettim okumaya. Herkes -ilginç bir şekilde- çok beğenmiş. Aldım, okudum. Ve fikrimi söylüyorum işte: Bir işe yaramaz bu kitap. Genelde “Bana hitap etmedi, aynı frekansı yakalayamadık, bu kitap için doğru zamanlama içinde değilmişiz.” gibi şeyler düşünürüm beğenmediğim kitaplar için ama bu kitap bambaşka! Gerçekten bir işe yaramaz yani!
         Bir de arka kapak yazısına bakıyor insan. Öyle bir anlatmışlar ki sanırsınız tüm zamanların en iyi kitabı. Ama içinde gerçekten hiçbir şey yok.

         Zaman kaybıydı benim için! 

9 Kasım 2013 Cumartesi

Einstein’ın Buzdolabı

         


         Einstein’ın Buzdolabı / Tuhaf Hikayeler
         Steve Silverman
         Aykırı Yayınları

         Tarihin en tuhaf cinayet planı
            Tarihin en yapış yapış felaketi
            Göl delikten akıp gidiyor!
            Ayak şeysi, adı her neyse işte…
            Hey, dükkan açık kalmış!
            İkinci Dünya Savaşı’nın en tuhaf silahı
            Bir seçim nasıl tüm seçmenleri öldürdü?

            İnanılması zor ama aynıyla vaki!
         Bu kitapta birbirinden tuhaf, inanılması hayli güç öyküler var. Ancak tuhaf olduğu kadar da ilginç ve eğlenceli olan bu öykülerin her biri gerçektir, yaşanmış olaylardır.
            Kafası kesilmiş olduğu halde aylarca yaşayan, hatta şehir şehir dolaştırıp sahibine ufak bir servet kazandıran tavuktan, yangın bombası olarak kullanılmaya kalkışılan yarasalara; petrol için sondaj yaparken açılan delikten akıp giden gölden, seçimi kaybetmek endişesiyle boşaltılmayan şehirle birlikte yanardağ lavlarının altında kalan valiye kadar her şey gerçek, hepsi yaşanmış olaylardır.
            İnsan denilen yaratık gerçekten tuhaf bir hayvan ve bu yeryüzünde zavallının başına gelmedik şey kalmıyor! Evet, okuyunca inanmakta zorluk çekeceksiniz ama hepsi aynıyla vaki!
            (Arka kapak)             
         Yukarıda da yazdığı gibi tuhaf tuhaf hikayeler var kitapta. “Yok artık, bu kadar da olmaz!” diyor insan bazen. Ama içinde daha önceden de bildiğim hikayeler olduğundan ikna oldum ben. Değer görmemiş, bilinmeyen icadlar ve mucidleri de var içinde. :)
         Çok kolay okunur bir kitap bu. Bu aralar çok kitap bitiremediğimden bunu okumayı tercih ettim. Büyük ihtimalle de bunun sebebi birçok kitabı aynı zamanlar içinde okuyor olmam ya da her zaman çok yoğun olmam. O yüzden bu aralar böyle kitaplar okuyorum. Zaten pazartesi günü de vizelerim başlıyor. Haliyle çok çok fena bir haldeyim. Stresli, uykulu, aç ama midesi bulanan (sınav zamanı böyle oluyor), bla bla…
         O yüzden böyle bu aralar.
         Neyse, çok konuştum. Okuyun…


8 Kasım 2013 Cuma

Canın Cennete!!!

         


         Canın Cennete!!!
         Sedat Balun
Üretim Departmanı Yayınları

         Balıklar unutkan falan değildir. Sadece umursamazlar…
            Bir dal papatya olsa da / Sorsak…
            Tanrıya bana vakit ayıramadığı için kırılmıyorum bile! Çünkü o çok ünlü!!!
            Acı… (%100 Doğal).
            Tanrım Umut bitti! Yükler misin…
            Martıların düşlediği cennette, albatroslar yaşar!!!
            O’ / Tanrım söyleyeceklerim bu kadar…
            Bir adaya düşünce yanınıza alacağınız üç şey diye sorulduğunda/
            Neden hiç kimse, 1 sandal 2 kürek demez ki…
            Şemsiye belki de yağmuru insanlardan koruyor.
            1 yıl 365 dündür.
            Acı! Yeryüzünün çekilmiş en net fotoğrafıdır!!!
            (Arka kapak)
           
         Sedat Balun’u Twitter’dan takip ediyordu erkek arkadaşım. Daha sonradan kitabının çıktığını söyledi. Sonra da kitabıyla gelmiş dün Kuşadası’na. Aldım ve bir çırpıda okuyuverdim.
         Kitap cümlelerden oluşuyor. Aforizma tarzı cümleler…
         Yani… Ne çok sevdim ne de beğenmedim diyebilirim.
         Bazıları çok güzeldi ama bazıları da sıradandı bence. Okunabilir yine de.
         Birkaç cümleyi paylaşıyorum:




        
        

         

30 Ekim 2013 Çarşamba

Aztekler: Gizemli Bir Halkın Tarihi (E – Kitap)

        


         Aztekler: Gizemli Bir Halkın Tarihi
         Yılmaz Aydın
         Nokta Yayınları

  Orta Amerika’nın en gizemli uygarlığı olan Aztekler hakkında bilmeniz gereken her şeyi bu kitapta bulacaksınız. Tarihte gizemli bir şekilde nasıl ortaya çıktılar? Nasıl büyük bir uygarlık kurdular ve nasıl İspanyollar tarafından yok edildiler?
  Aztekler, günümüzde oldukça kısıtlı olsa da İspanyol işgal ve soykırımından sağ çıkmayı başarmış birkaç Orta Amerika uygarlığından birisidir. Nereden geldikleri bilinmeksizin günümüzün Meksika’sına göç ederek, tarihin en gizemli ve ileri uygarlıklarından birisini yaratmış bir toplumdur Aztekler. Çağının oldukça ötesinde bir astronomi ve mimari bilgisine sahip olan Aztekler, tarim, şehircilik, gökbilim, mimari ve daha birçok alanda, dünyanın kadim uygarlıklarıyla boy ölçüşecek bir uygarlık yaratmışlar, ancak “uygar dünya”dan “keşif” amacıyla gelen İspanyol denizcileri tarafından kısacık bir zaman dilimi içerisinde neredeyse soyları tüketilerek tarihin derinliklerine gömülmüşlerdir.
 Günümüzde eski güç ve ihtişamlarından hiçbir iz taşımasalar da Meksika’da hala varlıklarını sürdürmektedirler.
 Elinizdeki araştırma, bu büyük toplumun ortaya çıkışı ve yapılanması, yarattığı uygarlık ve Avrupa’nın aç gözlü kolonicileri tarafından nsıl hunharca yok edildikleri hakkında oldukça kapsamlı bilgiler içermektedir. Tarih meraklıları için eşsiz bir eser…
(Arka kapak)

Çocukluğumdan beri Azteklere, Mayalara, İnkalara ilgim var. O piramitleri, takvimleri nasıl yapmışlar anlayamıyorum doğrusu. Neyse elime de bu kitap geçince merakla geçince merakla okumaya başladım hemen. Baştan sonuna kadar hiç sıkılmadan da okudum, onu da hemen söyleyeyim.
(Bugünlerde herkes ciklet kitaplara takmış da kafayı. Malum be de hep sıkıcı kitaplar okuyorum onlara göre. O yüzden belirteyim dedim. ;)  )
Bir kere en çok yüzen tarlaları ilgimi çekti. Çok iyi fikir bence. Sonra rüyalarında gördükleri kaktüse tünemiş kartal çoğu uygarlığın mitolojisinde var. (Oranın ülkeleri olması gerektiğine inanıyorlar ve şehri oraya kuruyorlar.) Sosyal sınıflar olmasına rağmen (nerede yok ki?!) sistemlerini güzel oturtmuşlar. Ve bence en ilginç şeylerinden ikisi de yaptıkları tapınaklar ile kullandıkları takvim.
Okuyun. Çok çok güzel bir kitaptı bence.


9 Ekim 2013 Çarşamba

Boyalı Kuş (E – Kitap)

         

         Boyalı Kuş
Jerzy Kosinski
E Yayınları

         “İkinci Dünya Savaşı’nı konu edinen kayda değer kurgulardan hiçbiri Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş’unun seviyesini yakalayamaz. Görkemli bir sanat eseri ve insan iradesi üzerinde yazılmış en iyi methiye. Bunu okuyan asla unutmayacak, ve mutlaka sarsılacak. Boyalı Kuş edebiyatımızı ve yaşamlarımızı zenginleştiriyor.” – Jonathan Yardley, The Miami Herald –
            “Olağanüstü… Tam anlamıyla sersemletici… Hayatımda okuduğum en güçlü kitaplardan biri.” – Richard Kluger, Harper’s Magazine-
            “En önemli yazarlarımızdan biri.” – Newsweek-
            “En iyilerden biri… Derin bir içtenlik ve duyarlılıkla yazılmış.” – Elie Wiesel, The N. Y. Times –
            (Arka kapak)

         Geçtiğimiz yıllarda neredeyse takip ettiğim her blog yazarı bu kitaptan bahsetti blogunda. O kadar çok merak etmiştim ki bu kitabı aramadığım kitapçı kalmamıştı. Ama bir türlü bulamamıştım. (Bu arada çok popüler kitaplardan hoşlanmıyorum. Daha doğrusu çok satanlar listesindekilerden. Yani hep kesin çok saçma, ciklet bir kitaptır bu diye düşündürüyor bana.)
         Ama bu kitap isminden midir nedir iyi bir kitabım ben diye bağırıyordu resmen. En sonunda e – kitap versiyonunu buldum. Okudum da rahatladım.
         Aslında rahatladım derken öyle yenilir yutulur bir kitap değil bence. Rahatsız edici bir şekilde iç acıtıcı hatta. Arka kapak yazısında da yazdığı gibi asla unutamayacağım bir kitap bu!
         Savaş zamanlarını anlatan kitap çok okudum, hatta dedelerimden, büyüklerimden de o zamanların hikayelerini çok dinledim. Ama her seferinde aynı acıyı hissediyorum içimde. Yine aynısı oldu! Ve bence hikayenin bir çocuğun ağzından yazılmış olması da en vurucusuydu. Gerçek bir hikaye olması da cabası…
         Ne diyeyim ki… Okuyun, okutun.


30 Eylül 2013 Pazartesi

Mitoloji

         

         Mitoloji
         NTV Yayınları
         Başvuru Kitapları

         Her toplumun, dünyanın yaratılışından onun nasıl son ereceğine kadar çeşitli olayları hikaye eden kendi mitleri vardır.
         Bu kitapta Eski Mısır tanrılarından Hindistan’ın Veda tanrılarına, Maya, İnka ve Aztek efsanelerinden Aborjinlerin Düş Zamanı’na, Babil, Sümer ve Asur destanlarından Yunan ve Roma efsanelerine kadar binyıllardır tüm dünya toplumlarını şekillendiren mitler ve yaratılış hikayeleri yer alıyor.
         Her hikaye, onu yaratan toplumla ve bu hikayelerin şekillendirildiği ve esin kaynağı olduğu insanlar ve hareketlerle birlikte ele alınıyor.
         (Arka kapak)

         Bildiğiniz (ya da bilmediğiniz) üzre ben bir turist rehberliği öğrencisiyim. Geçen yıl bahar döneminde de mitoloji dersi almıştım. Bu kitabı da hocamız kaynak kitap olarak önermişti.
         Ne yazık ki herkesin bayılarak okuduğu bu kitabı ben bir türlü sevemedim. Anlatış tarzını sevemedim yani. Yoksa içindeki mitler bildiğimiz aynı mitler. Ya da ben daha önceden hikayeleri bildiğimden de kaynaklanmış olabilir bu. Çünkü lisedeyken falan mitoloji kitabı çok okurdum ilgimi çektiğinden.
         Yine de güzel bir kaynak. Bizim gibilerin de kütüphanesinde bulunması gerekenlerden bence. Kısa kısa olduğundan herkes de okuyabilir gerçi. Sıkmıyor o kadar.
         İleriki zamanlarda bir kez daha okumayı deneyeceğim kendisini. Alanım olduğu için bu hikayeleri unutmamam lazım hem. Hem de belki o okuduğum zaman bu kitabı okumak için uygun bir zaman değilmiştir ve ikinci okuyuşumda daha çok keyif alabilirim. Umarım yani. :)

         Tüm dünya milletlerinin mitleri var neredeyse içinde. İlginiz varsa tavsiye ederim. Görsellerle destekli olduğundan işinize yarayacaktır.

29 Eylül 2013 Pazar

Küçük Prens (E – Kitap)

         

         Küçük Prens
         Antoine de Saint – Exupéry

         Küçük Prens’i hepniz biliyorsunuzdur. Çocukken okuduğum bu güzel kitabın e – kitap versiyonunu bulunca hemen okumak istedim.
         Böyle kitapları seviyorum. Yani Çocuk Kalbi, Alice Harikalar Diyarında, Küçük Kara Balık gibi çocuk kitabı adıyla anılan aslında tüm çocuklara hitap eden, hatta hiç büyüyememiş çocuklara hitap eden kitapları.
         Küçük Prens de onlardan biri benim için. Yine çok severek, yine biraz içim burkularak okudum. Ve yine içimde derinlerde bir yerlere dokundu.

         Her zaman tavsiyemdir. Ki böyle güzel kitapları zaman zaman açıp yeniden okumak lazım bence. 


24 Eylül 2013 Salı

İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür

         


         İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür
         Şiirler
         Ülkü Tamer
         De Yayınevi

         Yine bir çırpıda okuduğum bir şiir kitabı oldu bu da. Zaten ince bir kitap da ben bir başlayıp hemen bitirmeyi seviyorum şiir kitaplarını. Biliyorum bir şiir okuyup, sonra bırakıp üzerine düşünüp, sindirip yine geri gelip okumak da çok güzel bir şey ama ben hepsini bir çırpıda okuyup kafa karışıklığının zevkine varmayı daha çok seviyorum. Evet, deliyim!
         Ülkü Tamer şiirleri güzeldir. Tavsiye edilir.
         Yine imzalı bir kitap bu arada. :)

15 Eylül 2013 Pazar

Bu Şarkıları Beni Ağlatmak İçin Mi Yazdılar?


Bu Şarkıları Beni Ağlatmak İçin Mi Yazdılar?
Jan Devrim
Lamure Kitap

Ölüler özlemez.
Sadece beklerler sessiz sakin çürüyüşlerinde.
Öyle yatarlar upuzun…
Acıkmazlar. Düşünmezler açlığı.
Ölüler bebeklerini özlemezler…
Ölüler sevmez deliler gibi…
Kalpleri sızlamaz her yoksunlukta.
Acılarını nereye gömecekler ki zaten,
Yeterince gömülmüşken kalpleri?
Ölüler üşümez soğuklarda.
Rüzgar eser gider üzerlerinden.
Rutubetli bir korku sarar bedenlerini,
Gözyaşı kadar sakin, sessiz ve temiz.
Ölüler beklemez kimsenin gelmesini.
Ölüler kadar sakin. Dinlenmiş ve huzurlu.
Yok olacakmışcasına yavaş yavaş.
Hayat geçsin, aksın bir rüzgar gibi.
Gömüldüğüm karanlık çukura acı uğramasın.
Zaman kalmasın. Zaman, uçsun.
Ölüler gibi olayım. Ölüler gibi…
(Arka kapak)

Arka kapağındaki bu şiire vurulup aldığım bir kitaptı bu, hatırlıyorum.
Kısa öykülerin yer aldığı bu kitabı çok sevmiştim zamanında. Güzelce bir kitaptı.
Jan Devrim son dönem öykü yazarlarında. Öyle çok ahım şahım bir şey de beklememek gerekiyor yine de. Ben biraz Sait Faik tadı almıştım.



14 Eylül 2013 Cumartesi

Araba Sevdası

         

         Araba Sevdası
         Recaizade Mahmut Ekrem
         Karınca Kitabevi
         İnsanlıkla alâkalı olarak her an ve gün çevremizde meydana gelen ibret verici olaylara ve ortaya çıkan durumlara şiir ve felsefe açılarından bakıldığında bunların çoğu hazin görünür. Bunların bir kısmının gözyaşıyla, diğer bir kısmında şaşkınlık ve gülümsemeyle karşılaşmasındaki fark, olayın acı verici olmasından değil, tarafımızdan değerlendirilmeleri açısındandır.
            Konusu gerçek hayattan alınan ve gerçeklere çok yakın olarak, hayal gücünün yardımıyla yazılan hikâye ve romanlar ise, insanlarla alâkalı olayları ve durumları en güzel biçimde yansıtan birer ibret aynasıdır.
            (Arka kapak)
         Balıkesir’den bildiriyorum. Hâlâ! Okuyalı çok oldu ama blogumda bulunsun istiyorum.
         Vakti zamanında arkadaşımdan ödünç alarak okuduğum ve çok sevdiğim bir kitaptı Araba Sevdası. Daha sonra arkadaşım evlenirken kitaplığını bana devretmişti ve benim olmuştu. (Evet, o koca kütüphane nasıl oluştu sanıyorsunuz!)
         Herhalde bu kitabı bu kadar çok sevmemin nedeni; günümüzle de çok uyuşuyor olması. Çoğu insan –nedense- Türk Klasiklerini sevmez ama bence çok güzel eserler var arasında. Bu kitapta da aşırı özenti yaşayan bir adam ve kendi hayal dünyasında yücelttiği kadın var. Sonra adamın yegane amacının şık giyinip gezmek tozmak olması. Her lafının arasına Fransızca kelimeler sıkıştırması…

         Çok şey değişmemiş o günden bu güne demek ki…

12 Eylül 2013 Perşembe

Muhteşem Gatsby

    


         Muhteşem Gatsby
         F. Scott Fitzgerald
         Türkçesi: Figen Yanık
         Remzi Kitabevi

         “Dünya yalpalaya yalpalaya güneşten uzaklaştıkça malikane aydınlanır; orkestra şimdi sarı bir kokteyl müziği çalıyordur, insan sesleri bir perde yükselir. Kahkahalar giderek kolaylaşıp bol keseden dağıtılır, şen bir sözcük yeter patlamasına.”
         Bir kitaba ölümsüzlük katan, onun zamana meydan okuyan doğasıdır. F. Scott Fitzgerald’ın “Muhteşem Gatsby”sini klasikler arasında bile ayrıcalıklı bir konuma yerleştiren de budur. Eskimeyen dili, anlatımı ve konusu…
         Muhteşem Gatsby, okuru 1920’lerin her daim gönülçelen, yürek burkan dünyasına çağırıyor… Can yakarken göz kırpan, dans ederken yas tutan ışıl ışıl karanlıklar sofrasına, o bir türlü gerçekleşmeyen “Amerikan Rüyasıéna… Orkestranın caz adımları eşliğinde yarınsız ve dünsüz bir zamandan bakmak için…
         (Arka kapak)
        
         Merhaba!
         Balıkesir’den bildiriyorum şu an. Okullar açılmadan son bir kez evime geleyim dedim.
         Bu kitabı okumayı çok istemiştim ama Kuşadası’nda sadece İngilizcesini bulabilmiştim. Daha sonradan –geçtiğimiz haftalarda- filmini izleme fırsatım oldu. Hemen bir iki gün sonrasında da Türkçesini buldum. Önce Türkçesini okudum ben de.
         Filmini de izledim madem karşılaştırmasını da yapayım. Filmiyle son bölümü hariç çok büyük fark yok arasında bir kere. Filmde de görsellik, anlatım tarzı çok güzeldi. Kitabı da zaten çok sevdim.
         Filmde Daisy’i biraz daha masum göstermişler ama kitapta öyle değil.
         Kitapta son bölüm daha detaylı işlenmiş ama filmde biraz hızlı geçilmiş bence. Daha çok üzerinde durulabilirdi bence ki en çarpıcı bölümü de buydu belli ki.
         Filmde Daisy’nin kuzeni Carraway hep yalnız, yapayalnız bir adam olarak kalakalıyor en sonda da ama kitapta golfçü bayanla az da olsa yakınlaşıyor ve kitabın en sonunda da Gatsby’e en yakın olan yine o.
         Ama hangisini daha çok sevdin derseniz ikisini de aynı oranda sevdim.


         

4 Eylül 2013 Çarşamba

Arada

               

         Arada
         Behçet Necatigil
         Varlık Yayınları

         İçinde 35 adet şiir bulunan ve yazarından imzalı bir kitap daha. Taze bitti. :)
         Şiir okumayı çok severim. Ama sesli okumayı beceremem. Hatta bir şiir okuyup gidip düşünüp sonra gelip tekrar okuyanlardan da değilim. Hepsini aynı anda okuyup bitirmeyi severim. Sonra da beynimde, gözlerimin önünde uçuşan kelimeler…
Kafa karışıklığını seviyorum yani.
Yine çok severek okuduğum bir kitap oldu. İki şiirini çok sevdim özellikle. Biri “Kirli Soru” isimli şiiri, diğeri de kitaba da ismini vermiş olan “Arada” şiiri.
Buyrun o zaman:

Kirli Soru

Benim oralarda hiçbir işim yoktu,
Şeytana uydum.
Aç ahtapotlar kaynaşırken dipte,
Kaypak karanlıkta sürükleniyordum.

İnce yüzünüzde üzgünce bir bakış
Birden sizi gördüm.
Açtı arı doruklarda bir safran
Durdum.

İlk sevgili güldü yitik anılardan
Mutsuz, yalnız.
Sessiz kınamanızı, utançlarda küçülmüş,
Aldım, geri döndüm.

Gelsem,
Siz yine orda mısınız?





         

3 Eylül 2013 Salı

Markopaşa Yazıları ve Ötekiler

         


         Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
         Sabahattin Ali
         Derleyen: Hikmet Altınkaynak
         Cem Yayınevi

         Cem Yayınevi, toplumcu gerçekçi Türk öyküsünün öncülerinden Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini sunmaktadır. Atilla Özkırımlı’nın basıma hazırladığı kitaplarının yanısıra, 1930-1947 yıllarını kapsayan dönemde Sabahattin Ali’nin çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan yazıları da Hikmet Altınkaynak tarafından derlendi. Toplu eserleri arasında bulunmasının gerekliliğine inandığımız bu yazıların bugün de anlamından, öneminden ve güncelliğinden hiçbir şey kaybetmediği görülecektir.
         (Arka kapak)

         Arka kapak yazısında da dediği gibi hâlâ çok önemli ve güncelliğini kaybetmeyen yazılar var kitabın içinde. Hele ki son 11 yılda yaşadıklarımıza “cuk” diye oturuyor.
         Sabahattin Ali, benim en sevdiğim yazardır. Bu kitap haricinde tüm kitaplarını okumuştum. Bu kitabı da Balıkesir’in tüm kitapçılarında arayıp bulamamıştım. Nitekim varlığından bile haberdar değillerdi. Daha sonra İstanbul’dan çok sevdiğim bir büyüğüm buldu, yolladı sağolsun. Yolladı yollamasına da –ki bu 2008-2009 yıllarında falandı- ben kitabı anca okudum. Elim gitmemişti bir türlü. Nedeni belliymiş. Son zamanlarda yaşadıklarımızı yeniden gözden geçirmeme yaradı kitap.
         Kitapta, Sabahattin Ali’nin çeşitli dergilerde yayınlanan köşe yazıları ve kendi çıkarttığı Markopaşa, Merhumpaşa ve Malumpaşa dergilerinden çıkan yazıları yer alıyor. Yani 1935’ten 1947’ye kadar çıkmış yazılar var.
         Bu arada Markopaşa birilerinin işine çomak soktuğu için kapattırıldı. Merhumpaşa ve Malumpaşa da öyle. Ki Sabahattin Ali, yazdıklarından dolayı hapis yatmıştır. Hatta Sinop Cezaevinde yatarken “Aldırma Gönül Aldırma” şiirini duvara yazdığı söylenir. Başka bir söylenti ise şiiri başka bir mahkumun duvara yazdığı, Sabahattin Ali’nin de onu kitabına koyduğudur.
         Sabahattin Ali’nin tüm kitaplarını okudum okumasına da bu kitap haricinde başka hiçbir kitabı yok elimde. Bence hepsini almalıyım, kütüphaneme katmalıyım, kitaplığım da bayram etmeli. Hatta bir ara da yeniden okumalıyım.



21 Ağustos 2013 Çarşamba

Hani

         


         Hani
         Oruç Aruoba
         Metis Yayınları             
         Evet, bu kitap da bitti. Daha önce hiç Oruç Aruoba kitabı okumamıştım. Tamam, internette çoğu yazısını okudum ama hiç kitap olarak okumamıştım. Bazı bölümlerinin müptelası oldum diyebilirim. :)
         Zaten ince bir kitap ve yazım dili de gayet akıcı yazarın. Kolayca okuyabileceğinizi düşünüyorum sizin de. Son bölümdeki şiirli felsefeli, hayalli gerçekli kısım ise –gerçekten- yormadan okutuyor kendini.

         Ama bugün bu kitabın başka bir güzel yanı daha var benim için. Dün itibariyle yapmakta olduğum stajım bitti ve bu kitapta staj sürem boyunca (75 gün) okuduğum 17. kitap. :) Kendimi tebrik ediyor, daha fazla kitap okumayı diliyorum. :)