16 Ağustos 2011 Salı

Âşık Paşazade’nin Tespitleri


Müverrih Âşık Paşazade’ye göre, Kayı Boyu’nun Anadolu’ya gelişinde dört temel unsur var…
1.     Gaziyan-ı Rum (Gaziler yani askerler, silahlı kuvvet);
2.     Ahiyan-ı Rum (Âhilik teşkilatı mensupları ve hukukçular);
3.     Abdalan-ı Rum (dervişler, Horasan Erenleri);
4.     Bacıyan-ı Rum  (kadın önderler= Bu teşkilatın, meşhur yürek adamlardan Ahi Evran’ın eşi tarafından kurulduğu yolunda rivayetler var). [Bak: Âşıkpaşazâde Tarihi, neşr. Ali Beğ. İstanbul 1332, s. 222].
Askerlerin görevi malum: Savaşmak, aşireti korumak, gerektiğinde de fetihler yapmak…
‘Ahiyan’ın görevi hem adaleti (Müslüman, Hıristiyan, Musevi ayrımı yapmadan) tüm hayata hâkim kılmak, hem de ticareti kontrol etmek…
‘Abdalan’ın işlevi dini anlatmak, toplumu dini açıdan eğitmek, bu çerçevede yürekleri diri tutmak…
Burada bence en dikkate değer ve hatta şaşırtıcı olan, ‘Bacıyan’ sınıfıdır…
Eski Anadolu kadınının, bugünkü ortamla karşılaştırıldığında, sosyal hayatın içinde çok daha aktif roller üstlendikleri rahatlıkla görülebilir…
Ama bu Avrupa kadınının tüm insani ve vicdani haklardan mahrum bulunduğu, adeta ‘eşya’ muamelesi gördüğü bir tarihte nasıl olabilirdi?
Yabancı tarihçiler (oryantalistler), Âşıkpaşazâde’nin ‘Bacıyan-ı Rum’ ((Anadolu sihirbazları veya ruhbanları), ya da belki ‘Hacıyan-ı Rum’ (Anadolu Hacıları) olabileceğini zannettiler (meşhur Alman müsteşrik Fr. Taeschner böyle kaydediyor). [Bak: Fr. Taeschner, ‘Futuvva’, Studien İslamica, V. 294 – 291].
Hâlbuki o tarihte Anadolu’da ne büyücü teşkilatı ne de örgütlenecek kadar kalabalık ‘hacı’ vardır…
Zaman içinde yapılan çalışmalar Âşıkpaşazâde’yi haklı çıkardı: ‘Bacıyan-ı Rum’, yani ‘Anadolu Bacıları’ isimli bir teşkilatın varlığı kesinlik kazandı.
Tarihçi Fuat Köprülü, Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasında oluşturulan sosyal kurumları incelerken,  Âşıkpaşazâde’nin  ‘Bacıyan-ı Rum’ diye adlandırdığı zümre üzerinde durdu. Başka kaynaklara yöneldi. Sözün tam manasıyla iz sürdü. (Bak: Fuat Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, Başnur Matbaası Ank. 1972, s. 160)
Teşkilatın varlığı böylece doğrulandı, ancak Köprülü mahiyeti hakkındaki bilgilere ulaşamadı.
Köprülü’den 60 sene sonra Mikail Bayram, aynı konuya eğildi. Kuruluşun oluşumu, mahiyeti, çalışmaları ve sosyal fonksiyonları hakkında çeşitli bilgiler verdi. (Bak: Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları Teşkilatı), Konya 1994).
Ortaya çıktı ki, ‘Bacıyan-ı Rum’ oluşumu içinde yer alan kadın önderler, ‘Bey Ana’, ‘Gazi Ana’, ‘Bacı Bey’ gibi rütbelerle toplumda aktif görev yapmakta, zaman zaman erkeklere dahi kumanda etmektedirler…
Kabul edelim ki, bu kadarını bugünkü Müslüman toplumların çoğunun tasavvur etmesi bile güçtür!
Çünkü Müslüman toplumların çoğunda kadın hala ‘ikinci sınıf’ bir varlıktır!
Bazılarında ise ‘varlık’tan bile sayılmamaktadır!
Acaba, kadını ikinci sınıf sayan Bizans’ı çok kısa süre içinde yerle bir edecek güce ulaşan Osmanlı’nın yükselişinde, kadını ‘birinci sınıf’ sayan Peygamberi anlayışının payı ne kadardır? (Alın size tarihimize ilişkin bir sosyolojik araştırma konusu daha)…
.
.
.
(Yavuz Bahadıroğlu – Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan adlı kitabından – s. 8-9-10)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder