20 Ekim 2014 Pazartesi

Kül ve Yel

        


         Kül ve Yel
         Müge İplikçi
         Alkım Yayınevi

         Yalnızlığımıza yeni masallar uydurmalıyız, kabul. Ama nasıl, ama nasıl?
        
         Müge İplikçi, Kül ve Yel’de bir ailenin yıllara yayılan öyküsünü, hatırlamak ve unutmak temalarından hareketle anlatıyor. Romanın ana kahramanı olan Fehime’nin, Yelkovankuşu adlı semtte başlayan serüveni, manolya ağaçlı bir evin odalarında farklı koku ve renklerle şekillenmiştir. Alzheimer hastalığına yakalandıktan sonra bir bakımevine kapatılan Fehime, odasında sürekli olarak televizyon seyreder. Ailesinin yaşadıklarını bir hatırlayıp bir unutur. Ve o sırada çıkan savaşı, Yelkovankuşu’nun hemen yakınlarında, Şerbetçi’deki deri fabrikalarında 20 yıl önce çıkan yangınla özdeşleştirir. Yaşlı Fehime’de şimdiki zaman, geçmiş zamanın içerisindedir; tıpkı, mekanın mekanın içerisinde oluşu gibi.

         Müge İplikçi, hatırlamak-unutmak ve ötesinin dehlizlerine bizi davet ederken, tıpkı diğer kitaplarından olduğu gibi, Kül ve Yel’de de an’ın içerisinde oynamayı seviyor.
         (Arka kapak)

         Alzheimer hastası Fehime’nin sayıklamalarıdan oluşuyor kitap ve çok çok yavaş seyrediyor. Bu kitabı inatla bitirmek için çabalıyordum Doğu turuna gitmeden önce. Giderken de yanımda götürmemiştim. Ama dönünce ben ona o bana bakmaya başladı. Aldım elime ama ömür törpüsü resmen. Yani tamam kitaplara kötü demek istemiyorum. Beğenmemezlik etmek hiç istemiyorum ama hiç ilerlemiyor bir türlü.

         Okudum da kurtuldum diyorum. :/

Duvarların Dili Olsa

         

         Duvarların Dili Olsa
         Alice Clayton
         Doğan Egmont Yayıncılık

         Bazen duvarlar o kadar incedir ki tutku aradan sızıverir.
         “Ah, tanrım.”
         Tak.
         “Ah, aaahhh.”
         Tak tak.
         Neler oluy…
         “Oh, aahh, çok iyi!”
         …
         Caroline, San Francisco’daki yeni dairesinde ilk uykusundan işte böyle uyandı.
         Çapkın komşusunun adeta küçük bir haremi vardı. Her gece başka bir kadınla, Caroline’ın yatak başındaki tabloyu kafasına düşürecek kadar hızla duvarları gümbürdetiyordu. Hatta Caroline’ın kedisi Clive bile bu seslere kayıtsız kalamamış, düz duvara tırmanmaya başlamıştı. Artık uyku haramdı. Kapı deliğinde nöbet tutmasına rağmen bu gizemli adamın neye benzediğini bir türlü göremiyor, meraktan ve sinirden çıldırıyordu. En sonunda, bir gece, bu tantanaya daha fazla dayanamayıp hışımla adamın kapısını çaldı.
         İlk görüşte aşk, hiç bu kadar eğlenceli, komik ve tutkulu yazılmamıştı…
         (Arka kapak)

         Yanii… İşte ne desem bilemiyorum. Vakit geçirmek için iyi. Ama sırf seks kitabı gibi geldi bana. Anladık sevişmişler de niye o kadar detayına inmiş yazar, hiç anlamadım doğrusu. Ben öyle çok muhafazakar akıllı bir insan değilimdir ama bu kitabı sevemedim bir türlü. İçine bolca seks serpiştireyim de okuyucunun ağzının suyu aksın demiş yazarı, başka bir şey değil.

         Bence vakit kaybıydı. 

9 Ekim 2014 Perşembe

Önce Çocuklar ve Kadınlar

         


         Önce Çocuklar ve Kadınlar
         Sunay Akın
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

         Önce Çocuklar ve Kadınlar mı? Önce Kadınlar ve Çocuklar mı? Ya da kimse bu gemiyi terk etmek istemez mi?
            Sunay Akın tarihimizin kıymetli batıklarını: gemilerini, şairlerini, gezginlerini, aşıklarını vd. okurunu saran, sarmalayan üslubuyla adeta karaya çıkarıyor kaleme aldığı öykülerde. Bu kitabı okurken çalan çanları, acele içinde koşuşturup bağıran miçoları ve hatta ayaklarınızı ıslatan dalgaları bile fark edemeyebilirsiniz…
            Telaşa lüzum yok, bu gemi hiç batmaz!
            “Heybeliada’da bulunan Deniz  Harp Okulu’nun öğrencileri, her sabah martı çığlıkları altındaki rıhtımda sıraya dizilirler. Bölüğün sağında yer alan uzun boyluların en arkasında Darüşşafaka’dan gelen, Yetim Orhan durmaktadır. Onun önünde ise cephede şehit düşen bir subayın oğlu olan Niyazi görülür. Niyazi’nin önünde tanınan biri vardır: Osmanlı sultanının yeğeni, Prens Vahit… Ve en ön sırada, Nazım Hikmet, okul limanın bulunduğu koya demirli, bir zamanlar resmini yaptığı Yavuz Sultan Selim kruvazörüne bakmaktadır…”
            (Arka kapak)

         Daha önce Sunay Akın’ın Kız Kulesi’ndeki Kızılderili kitabını okumuştum. O kitapta da Kızılderililer ile ilgili bilmediklerimizi yazmıştı.
         Bu kitapta da batıklarla, gemilerle ilgili bilmediklerimizi yazmış. Klasik Sunay Akın tarzı diyeceğim çünkü nedense iki kitapta da beni çok sarıp sarmalamayan bir yan vardı.
         Doğu turundayken okuyup bitirdiğim bir kitap bu da. Yoklukta iyi gitti doğrusu, itiraf edeyim. Tunç isimli bir arkadaştan ödünç almıştım. Belki şartlar farklı olsaydı kısa sürede bitiremeyebilirdim yani. Çünkü bazı yazılar birbirinin tekrarı gibi ve bu da beni çok sıkıyor.
         Söylemeden geçemeyeceğim. Bir de arka kapak yazısındaki “öykü” söylemi canımı sıktı biraz. Bence öykü denilemez bu yazılara ama neyse…

         Yine de okuyun…

7 Ekim 2014 Salı

Orta Doğu’da Süryanilik


Orta Doğu’da Süryanilik
Dini – Sosyal – Kültürel Hayat
Aziz Koluman
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları (ASAM)

Orta Doğu’da Süryanilik (Dini-Sosyal- Kültürel Hayat) isimli bu kitap; ülkemize akademik yöntemlerle Süryani konusunu inceleyen bir eser kazandırmak amacıyla hazırlanmıştır. Bu çalışma sadece Türkiye’deki değil, Suriye, Irak, Lübnan ve diğer ülkelerdeki (Avrupa-Orta Asya-ABD) Süryanilerini de kapsamaktadır. Kitapta; “Süryanileri ve Süryanileri” okurumuz daha yakından tanıma imkanı bulacaktır.
Yazar; bu çalışmada Süryani tarihini, Hıristiyan dini içerisinde Süryani inancının yerini, dünya Süryanilerini, Türkiye Süryanilerini ve ayrıca Süryani Kiliselerinin özelliklerini ortaya koyarak meseleyi geçmişten günümüze getirmekte, Süryani dini yapılanmasını, diasporasını ve potansiyelini anlatmaktadır.
İlk baskısı kısa zamanda tükenen bu kitap birinci sene içerisinde ikinci baskısını yapmıştır.
(Arka kapak)

Merhabalar efenim…
Belki bahsetmişimdir. 4 – 30 Eylül arasında Türkiye Turu – Doğu Etabını gerçekleştirmek üzere Kuşadası’ndan Ankara’ya doğru hareket etmiştim. 27 günlük turu tamamlayıp döndükten sonra da bayram için ailemin yanına Balıkesir’e geldim. Yani size Balıkesir’den bildiriyorum.
Belki kitap okuyamam diye kitap almamıştım yanıma, sadece tabletimi götürmekle yetinmiştim. Fakat bazen gün boyu otobüs yolculuğumuz yaptığımız oluyordu ki bu da çok sıkıcıydı. Tabletten okumak da çok zorladı nedense beni.
Bu kitap Sevgili Ahmet Hocamın. Tam da Mardin’i gezdikten sonra gördüm kitaplarının arasında ve yalvar yakar aldım okumak için. :) (Giden geri gelmiyor diye kızıyordu da… :) )
Mardin’e gidince Süryaniliğe olan ilgim daha da artmıştı. Bu kitabı tam zamanında okudum bence. Başından sonuna, A’dan Z’ye her şeyi var içinde.
Benim gibi turist rehberliği öğrencileri için güzel bir yardımcı kaynak.
İlgisi olanlar için de oldukça akıcı bir dili var.



1 Eylül 2014 Pazartesi

“elleri kara çocuk”

        


         “elleri kara çocuk”
         Umay Umay
         Umay Umay Eskizleri 1
         Altıkırkbeş Yayın

         Buna pek de kitap denemez aslında. Sol sayfada Barış Kara’nın çizimleri ile Umay Umay’ın eskizleri var. Sağ sayfa ise boş.
         Umay Umay’ın yazılarını, kitaplarını, şarkılarını, fotoğraflarını… çok ama çok sevdiğimden bu çalışmanın da blogda yerini alması gerektiğini düşündüm. Belki bir gün kazara bir okuyucuya denk gelir de ilgisini de çeker, kimbilir.
Belki ilerleyen günlerde eskizlerden yola çıkarak boş sayfalara da ben yazarım ve bir Umay Umay & Elif Ayvaz kitabı çıkar ortaya. Kimbilir bu kitabın amacı da budur.
Bu arada baştan sona kırmızı bir kitap-defter bu çalışma. :)

         

“1833” Osmanlı Cadı Kazanı


“1833” Osmanlı Cadı Kazanı
Osman Nadi
Sokak Kitapları Yayınları

“Kadı efendisine,
Mezar açıldığında bulunan kefensiz ve vücudu mevta iken yanmış cesetler hakkında ahkâm istemektesiniz. Bu vaziyet o kişinin hayatta iken kötü bir kimse olduğuna delalettir. Bu vaziyette bir ölüye ne yapılması sualinize;
… kurtuluş için karna kazık saplama, baş kesme, yakma gibi metotların tecrübe edilebileceği münasiptir.
Şeyhülislam Ebusuud Efendi
26 Cemaziyelevvel 1554”
(Arka kapak)

Bu kitabı Ağustos ortalarında gerçekleşen Kuşadası Kitap ve Edebiyat Günleri etkinliğinden almıştım. Tabii ki yalnız değildi, yanında on dokuz arkadaşı daha vardı. :) O günlerde de hemen okuyup bitirdim çünkü konusu çok ilgimi çekmişti. Ama bir türlü yazma fırsatım olmamıştı. Kısmet bu güneymiş.
Kitap gerçek olaylara dayanarak kurgulanmış ve konusunu oluşturan olaylar da kaynaklarından alınarak yazılmış. Beni çeken bir nokta da bu oldu. Çünkü hep merak ediyordum; Avrupa o kadar cadı, cadı yakma olaylarıyla kavrulurken Osmanlı hiç mi etkilenmemiş diye. Tamam, dinler farklı ama hiçbir şey olmaması da ilginç geliyordu.
Grupla tekne turuna çıktığım bir günde okuyup bitirdim. Çok sürükleyici zaten.
Böyle konular ilginizi çekiyorsa mutlaka okuyun derim ben.
Bol kitaplı günler dilerim. :)


21 Ağustos 2014 Perşembe

Canım Aliye, Ruhum Filiz

         


         Canım Aliye, Ruhum Filiz
         Sabahattin Ali
         Yapı Kredi Yayınları
        
         Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali’yi yakından tanımamızı sağlıyor.
         “Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak.”
         Tarihsiz bir mektuptan…
         “Sen nasılsın? Keyfin yolunda mı? Sevgilim, Filiz’im nasıl? Onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. Kendinin de resmini yolla. İkinizi de fevkalade göreceğim geldi.”
         -24. VIII. 1944 tarihli mektuptan.
         (Arka kapak)

         Siz benim Sabahattin Ali aşkımı biliyor musunuz?
Deli gibi bu kitabı arıyordum her yerde, ya iki güne gelecek oluyordu ya da diğer şubelerinde oluyordu kitapçıların. Ama en sonunda buldum ve bir günde de bitirdim.
Sabahattin Ali, ortaokula giderken İçimizdeki Şeytan ile girdi hayatıma ve yıllardır da benimle. Daha o kitabını okurken kendime çok yakın hissettiğim bir yazar oldu ya da ben ona çok yakındım. O günden sonra da tüm kitaplarını okudum. En son mektupları çıktığını görünce çıldırdım. :)
Mektuplar insanı yazarına daha çok yakınlaştırır bence. Bu kitapta da koca ve baba Sabahattin Ali’yi tanıdım ben. Aliye Hanım’ım yazdığı mektupları okuyamasak da Sabahattin Ali’nin hapis zamanlarında metanetle beklediğini de anladım aynı zamanda. Keza kızının da öyle. Hep bunu merak eder dururdum.
Ayrıca en son Markopaşa Yazıları ve Ötekileri okumuştum. Mektuplarda o dönemlere denk gelen hapis zamanları ve yaşadığı zorluklar da var.
Ayy… Sabahattin Ali hakkında sabaha kadar yazabilirim. En iyisi mi siz kitabı alıp okuyun. :)


11 Ağustos 2014 Pazartesi

Kayıp Aranıyor! Aşk

         


         Kayıp Aranıyor! Aşk
         Pucca
         Elele
        
         Bu kitap başka hiçbir yerde yok yazıyor kitabın üzerinde de. Çünkü Elele dergisinin hediyesi. Dergiyi normalde okumuyorum. Sırf Pucca’nın kitabını veriyor diye aldım. Hoş dergiyi yine okumadım. Sayfalarını çevirip resimlerine baktım sadece.
         Pucca, bu kitabında Hürriyet Gazetesi’nin hafta sonu eklerinde yayınladığı yazılarını toplamış. Büyük bir çoğunluğunu okudum tabii ki. Ama yine de kitap da elimde bulunsun istedim.

         Pucca’yı bilen bilir zaten. Okuyun. Eğleneceksiniz.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım

         


         Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım
         Paulo Coelho
         Çeviren: Aykut Derman
         Can Yayınları

            Brezilyalı Paulo Coelho’dan yayınladığımız Simyacı, büyük bir ilgiyle karşılanmış, üst üste yaptığı baskılarla en çok satan kitaplar listesinin ilk sırasındaki yerini aylarca korumuştu. Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım, yazarın Türkçe’deki ikinci kitabı. Bu kitap, bir tutkunun, bir aşkın öyküsü. Öyle bir aşk ki, bir kadınla bir erkek arasındaki tutkunun, giderek bir sonsuzluk tutkusuna dönüştüğünü görüyoruz. Paulo Coelho, gerçekle gerçeküstünü, ülkesinin mitolojisinden yararlanarak bütünleştirebilen ilginç bir yazar; bu romanında dünyanın gizlerini içinde taşıyan bir aşkın öyküsünü dile getiriyor. Yirmi üç dile çevrilen ve dünyada 2,5 milyon okurla buluşan bu romanın da Simyacı gibi sevilerek okunacağını umuyoruz.
            (Arka kapak)
        
         Paulo Coelho’nun kitaplarını okumak benim için bildiğim sokaklarda yürümek gibi artık. Sıkmıyor da heyecanlandırmıyor da pek.
         Çok geç kalmış bir okumaydı bu kitap benim için. Okudum, aradan çıkmış oldu.

         

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Çılgın ve Özgür

         


         Çılgın ve Özgür
         Neyzen Tevfik’in Romanı
         Hıfzı Topuz
         Remzi Kitabevi

         Aldıkça al, daldıkça dal, çaldıkça çal
         İsterse ver yüz arzuhal, ne sorgu var ne sual

         Hıfzı Topuz, bu kez inişli çıkışlı ömrü birbirinden, renkli serüvenlerle geçen, Türk aydınları arasında kendine özgü duruşuyla dikkat çeken Neyzen Tevfik’in yaşamını romanlaştırdı.
            İstibdat ve ardından gelen Cumhuriyet döneminin ilginç kişiliklerinden biri olan Neyzen Tevfik’in tüm yaşamı, ney üflemesiyle, özgür yaşam mücadelesiyle, yergileriyle ve hatta sinema oyunculuğuyla bir biyografik romanda öne çıkıyor.
            Çılgın ve Özgür’de Neyzen Tevfik’in dönemin sanatçılarıyla yakın ilişkileri de ele alınıyor. Bunlar arasında özellikle Ahmet Rasim, Şair Eşref, Mehmet Akif, Arif ve Abidin Dino, Fikret Adil, Fikret Mualla, Mesut Cemil, Necip Fazıl, Cahit Irgat tanıklıkları ve anekdotlarıyla romana renk katıyor.
            (Arka kapak)
        
         Bu kitaba ba-yıl-dım. Başka bir şey yazmayacağım. Sadece bu kadar. :)
         Şaka şaka… Bu kitap hakkında sabaha kadar konuşabilirim. Çok sevdim. Neyzen Tevfik’i çok severdim. Bu kitapta başka yerlerde rastlamadığım şiirleri de vardı.
         Doğumundan ölümüne kadar tüm hayatını bir film gibi gözümün önünde canlandırdı Hıfzı Topuz.
         Neyzen, tam bir devrimci. Onunla tanışmayı çok isterdim doğrusu.

         Mutlaka okuyun bu kitabı. 

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Yüzleşme

        


         Yüzleşme
         Nora Roberts
         Epsilon Yayınları

         Yüz elliden fazla romanıyla, Amerika'nın en çok satan kadın yazarı Nora Roberts, gerilim ve aşk dolu bir hikayeyle okuyucuyla buluşuyor…
            Phoebe MacNamara’nın aile hayatı da iş hayatını aratmayacak sorun ve travmalarla doludur. Evden dışarı adımını atmayan bir anne, babasız yetişen bir kız çocuğu ve ölmüş olmasına rağmen, varlığıyla evi kuşatan dominant büyük kuzen… Ve işiyle ailesine olan bağlılığı yüzünden yıllardır uzak kaldığı aşk…
            Phoebe, bunca olay içinde tutku ve heyecan dolu bir ilişkiyi yürütmeyi başarabilecek midir?
            (Arka kapak)

         Kuşadası o kadar sıcak ki hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. İşe gitmeyecek olsam gündüz uyur gece serinde ayaklanırdım hatta ama maalesef olduramıyorum bunu.
         Çok sık kitap bitiremiyorum zaten yoğunluktan, yorgunluktan. Aynı zamanda da ağır kitaplara tahammül de edemiyorum bu ara. Gerçi böyle kitaplarda cinlerimi tepeme çıkarıyor ama okumak da lazım. Neyse ki bu kitap vıcık vıcık bir aşk kitabı değildi.
         İçine biraz polisiye ve gizem de serpiştirilmişti de okuyabildim.

         Dili bana çok yüzeysel gelse de okunabilir. Bu sıcaklar bitinceye kadar bir iki tane daha böyle kitap okuyabilirim, kim bilir. 

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Deliler Boşandı

        


         Deliler Boşandı
         Aziz Nesin
         Adam Yayınları
        
         Aziz Nesin’i çok severim çoğu insanın aksine. Severek okudum bugüne kadar elime geçen kitaplarını.
         Ama bu kitabı sevmemin başka bir sebebi daha var. Bu kitabı Kuşadası-Yeniköy İlköğretim Okulu’nun kitaplığından aldım. 17-23 Nisan 2014 tarihleri arasında derneğimizin (ÇYDD) Köyde Şenlik Var isimli projesiyle okulu boyamış, tadilatlar yapmıştık. Kitaplığını da düzenlemek için (çünkü yaş gruplarına uygun kitapları yoktu hiç) üniversitede 1,2,3 ve 4. sınıflara yönelik bir kitap kampanyası da düzenledik. Kitaplığı düzenlerken de çocukların yaş gruplarına uygun olmayan kitapları okul müdürü (okulda sadece 2 öğretmen var ve yeni açılan ana sınıfının öğretmeni var) istediğimiz kitabı alabileceğimizi söylemişti. Bu kitap da seçtiklerim arasında.
         Kitabı her alışımda o bir haftayı, eğlenerek, gülerek çalışmalarımızı, nasıl da yorulduğumuzu ama ortaya güzel bir şey çıkardığımızı hatırladım hep. :)
         Kitaba gelecek olursak da klasik Aziz Nesin tarzı diyebilirim. Öykülerden oluşuyor bu kitap ve güldürürken hep düşündürüyor. En sevdiğim yazı ise kitabın son yazısı olan “Nasıl Yazıyormuşum?” isimli yazısı. Buna öykü denilemez pek. Daha çok röportaj gibi. Böyle yazılarla insan kendini yazara bir adım daha yaklaşmış hissediyor.

         

17 Temmuz 2014 Perşembe

Ben Nojoud 10 Yaşında Bir Dulum

         


         Ben Nojoud 10 Yaşında Bir Dulum
         Bir Çocuk Gelinin Dramı
         Nojoud Ali

         Yemenli Nojoud henüz on yaşındayken evlendirilmek üzere otuzlu yaşlardaki bir adama satıldı. Ailesinden, çok sevdiği kardeşlerinden koparılıp zorla Yemen’in izbe bir köyüne gönderildi. Ailesine, kocasının Nojoud’un ergenlik çağına girene kadar dokunmayacağına dair söz verilmişti. Ancak bu söze sadık kalınmadı. Verdiği sözü unutan kocası, Nojoud’un bir genç kız olmasını beklemeden evlendiği gece onunla zorla birlikte oldu. Nojoud gündüzleri kayınvalidesi tarafından, geceleri ise kocası tarafından iyi ay boyunca fiziksel ve duygusal şiddete maruz kaldı.
         Ve Nojoud bu kabusu yaşarken yalnızca 10 yaşında bir çocuktu.
         Ama Nojoud pes etmedi. Tüm Yemen’e ve başka memleketlerde aynı kadere mahkum edilen insanlara örnek olacak bir serüvene imzasını attı. Yaşadoığı topraklarda eşine benzerine rastlanmamış bir hikayenin başkahramanı oldu; kocasından boşanmak için gizlice evinden kaçarak mahkemeye gitti ve yargıcın kapısını çaldı.
         Cesur Nojoud’un ailesine ve Yemen geleneklerine meydan okuyuşu tüm dünyada yankılandı ve Orta Doğu’daki tüm kadınlar için ilham kaynağı haline geldi.
         Ve Nojoud eşsiz hikayesiyle tüm dünyanın vicdanını bir kez daha sorgulamasına sebep oldu.
         (Arka kapak)
        
         Çok akıcı bir dili vardı kitabın. Hemen bitti. Ama çok ama çok üzücü bir olay. Nojoud 2009’da yılın kadını ödülünü almış.
         Kaçırılma ya da tecavüzü önlemek için oralarda kızlar hep bu yaşlarda evlendiriliyormuş. Bir nedeni de Hz. Muhammed’in 9 yaşındaki kızı nikahına alması. Din neden hep istenildiği gibi yorumlanır?! Fakat o yaşta evlendirilince de kocası tecavüz etmiş oluyor. Çünkü hiçbirine sorulmuyor bu kızların, sen evlenmek istiyor musun, bu adamla yatmak istiyor musun diye.
         Kızıyor insan. Üzülüyor, canı çok yanıyor. Yine de bir şey değişmiyor. Çaresizlik hissediyor dört bir yanında. Eğitimsizliğin sonuçları nelere yol açıyor diye geçiyor içinden. Sonra yeniden üzüntü, yeniden kızgınlık.
         Çok karmaşık duygular içinde okudum bu kitabı. Kitapçıda kaç kere elime alıp geri bırakmıştım. Ama sonunda alıp okudum. İyi ki de okumuşum.



         

Fısıltılar

         


         Fısıltılar
         Bin/Bir Kadın Sövgüsü
         Münir Göle
         Can Yayınları

         İş hayata geldiğinde, yazmak hep yeniden yazmak’tır. Her yenilik, her yeni iş, her yeni sevgili, her yeni surat, her yeni tat, duygu, ses, koku, her yeni heyecan, her yeni acı, her yeni zevk öncekileri yeniden tanımlamaya zorlar seni. Yeniden yazmaya, yeniden yeniden yazmaya.
            Romalı Apuleius’un çok kadınlı bir öyküsü. Öyküyü yeniden yazmaya girişen ve bunu yaparken kadınlara sövüp sayan bir erkek kahraman. Arada yazıya karışmayı, anlatıcıyı kışkırtmayı iş edinen bir başka erkek. Kadınlarla, fısıltılarla örülü bir diyalog. Yazdıkça kızan, kızdıkça yazan, konu dışına taşmaya meraklı anlatıcı, kendisine mutlak gibi görünen katı saptamalarıyla, kendini bir düğümün içinde, koca bir kabusun orta yerinde buluyor. Münir Göle, çok katmanlı, farklı kültürlere kapı aralayan yeni romanı Fısıltılar’da sinsi sinsi, biraz haince damarımıza basıyor.
            (Arka kapak)

         İlk başladığımda çok fazla heyecanlandırmıştır bu kitap beni. Bir anlatıyı yeniden yazma fikri çok ilginç gelmişti çünkü. Zaten bildiğimiz hikayeyi yeniden nasıl yazabilir diye merak etmiştim. Ama yeniden yazmak hakkında yazdığı bölümü geçtikten sonra bana sıkıntılar basmıştı. Ortalarına kadar sıkıntıdan patladım yani. Sonra bir hareketlendi, güzelleşti. Ama sonuna doğru yine aynı sıkılgan duyguyla doldum taştım.
         Zar zor bitirdim ama ben de bittim. Güzelcene de bir kitaptı ama herhalde ben zamanında değildim bu kitabın. Bir de tabii bir kitap elimde üç günden fazla duruyorsa ben cinnet seviyesine geliyorum. Kitap ne kadar güzel de olsa bir soğuyorum. Aslında da çok seviyorum. İşte öyle karışık bir şeyler.

Mitolojik öykülerden hoşlanıyorsanız güzel bir kitap.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Saftirik Greg’in Günlüğü

         


         Saftirik Greg’in Günlüğü
         Jeff Kinney
         Epsilon Yayınları

         Daha önce de söylediğim gibi, bir gün çok ünlü olucam, ama şimdilik bir gerizekalılar ordusuyla okula tıkılmak zorundayım!
         Çocuk olmak zor iştir. Hiç kimse bunu, kendini birdenbire  henüz gelişimini tamamlayamamış “afaklıklarla” her gün tıraş olmak zorunda olan “azmanların” aynı sıraları paylaştığı ortaokulda bulan Greg Heffley’den iyi bilemez.
         SAFTİRİK’İN GÜNLÜĞÜ’nde, yazar ve ilüstratör Jeff Kinney bizi çok ilginç bir kahramanla tanıştırıyor. Greg’in de günlüğünde söylediği gibi:
         Kimse benden “Sevgili Günlük, bugün kendimi şöyle hissediyorum,” filan yazmamı beklemesin! İşte o kadar!
         Greg Heffley’in maceraları sizi çok eğlendirecek!
         (Arka kapak)

         Evet, biliyorum bu bir çocuk kitabı olarak geçiyor. Ama ben bu kitabı (ve serisini) hep okumak istiyorum. Her kitapçıya gidişimde bunu “Ben bu kitabı istiyorum ya…” diyip diyip duruyordum. Sonunda okudum. :)

         Greg’in maceraları eğlenceli. Tavsiye ederim. 

19 Haziran 2014 Perşembe

Koşmasaydım Yazamazdım

         


         Koşmasaydım Yazamazdım
         Haruki Murakami
         Çeviren: Hüseyin Can Erkin
         Doğan Kitap
        
         “Murakami Bey, insan sizin gibi sağlıklı bir yaşam sürünce zamanla roman yazamaz hale gelmez mi?”
            Arada sırada insanlar bu soruyu sorar bana.
            Roman yazmank, sağlıksız bir eylem; yazar olan kişi de sağlıklı olmak dediğimiz çemberden uzak bir yerde, mümkün olduğunca sağlıklı denemeyecek bir yaşam sürmek zorundaymış gibi.
            Biz roman yazmaya çalıştığımızda, insanlığın temelinde bulunan zehir gibi bir şeyi istemesek de çekip çıkarır, görünür kılarız. Yazarlar az çok bu zehre maruz kalır. Bu zehir işin içine girmediği sürece, gerçek anlamda yaratıcılık eylemi ortaya konulamaz çünkü (tuhaf bir benzetmeyle söyleyeceğim ama balonbalığının zehirli kısmının aynı zamanda en lezzetli kısmı olmasıyla tıpatıp benzeyen bir durum galiba). Ama gerçekten sağlıksız olan şeylerle uğraşmak için insan mümkün olduğunca sağlıklı olmak zorundadır. Bu, benim tezim. Yani sağlıksız bir ruh bile, yine sağlıklı bir vücuda gereksinim duyar.
            İşte bu yüzden, böyle biri sanatçı olamaz, dense bile ben koşmaya devam ediyorum.
            Haruki Murakami’den bir tutku olarak koşmak ve bu tutkuyla terbiye edilen yazma eylemi üzerine eşsiz bir metin… Koşmasaydım Yazamazdım kendini “utangaç biri” olarak tanımlayan yazarın belki de en kişisel kitabı.
            (Arka kapak)

         Ne zamandır bu kitabı okumak istiyordum. İstiyordum çünkü adında hem koşmak hem de yazmak geçiyor. Koşmak ve yazmak benim kendimi en özgür hissettiğim iki eylem. Eskiden ama çok eskiden kros koşardım. Sonra bıraktım ve bir daha da başlayamadım. En çok özlediğim şeylerden biridir oysa. Yazmak… 9 yaşımdan beri kendimce bir şeyler karalarım her ne kadar bu ara iş yorgunluğundan bir şey yazıp çizemesem de…
         Haruki Murakami de ilgimi çeken bir yazar. Daha önce İmkansızın Şarkısı’nı okumuştum. Diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Ama ben en az yazılan kadar yazanı da merak ettiğimden önce yazarın bu kitabını okuyup diğerlerini zamana yaymaya karar verdim.

         Sonuç? Sevdim. Hem koşu antrenmanları ile ilgili yazmış hem de koşarken hissettiklerini yazmış. Daha ne olsun, değil mi?

Atatürk’ün Sofrasında

         


         Atatürk’ün Sofrasında
         Onun Meşhur Yemek Sofraları
         Hüseyin Movit
         Truva Yayınları

         O’nun muayyen bir çalışma saati yoktu ki!.. Çalışmadığını sandığımız zamanlar bile çalışırdı… O’nun meşhur yemek sofraları bir ziyafet ve eğlence alemi değildi… Birçok tarihi kararlar o sofralarda fikir iştişarelerinden sonra verilirdi… Atatürk başkalarının düşünce ve mütalaalarına çok ehemmiyet verirdi…
            Bilhass sabaha karşı çalıştığı çok vakidir… Yalnız başına gün doğana kadar çalışma odasında yorulurcasına meşgul olduğu günleri çok bilirim…
            İşte gene böyle bir sabahtı. Güneş doğmamıştı…
            Etrafta masmavi bir sabah aydınlığı vardı…
            Kapısını vurarak odasına girdiğim zaman kağıt ve kitap yığınları içinde çalışıyordu… Uykusuz ve yorgun olduğu belliydi…
            -Atatürk, dedim. Niçin bu kadar yoruluyorsun?.. Biraz istirahat etsene!..
            -Memleketin büyük dertleri varken nasıl durulur kardeşim? dedi.
            -Peki ama ağabey dedim, sizin mesai arkadaşlarınız var, onlar bu dertlerle elbette ki meşgul oluyorlardır…
            Bu sözüm üzerine Atatürk’ün dudaklarında müstehzi bir tebessümün dağıldığını gördüm…
            -Makbuş, dedi, işte ben onların yaptığı hatalarla bu kadar yoruluyorum. Onların hatalarını temizliyorum!..
            (Arka kapak)

         Şu hayatta en çok tanımak istediğim ve hayranlık beslediğim insanlardan biri Atatürk. Sadece siyasi hayatını değil, kişisel hayatını da çok merak ediyorum.
         Bu kitabı çok büyük bir merakla aldım o yüzden elime. Atatürk’ün çevresindeki insanların anılarından oluşuyor kitap. Genelde yemekler ve sofra toplantılarını anlatmışlar.
         Ara ara çok hüzünlü, bazen de gülümseten anılar var içinde.
         Çok çok sevdim bu kitabı. Atatürk’e bir adım daha yaklaştığımı, onu birazcık da olsun tanıyıp, anlayabildiğimi düşünüyorum bu kitapla. İyi ki okumuşum!

        

         

22 Mayıs 2014 Perşembe

Dinler Tarihi

         


         Dinler Tarihi
         Hüseyin G. Yurdaydın, Mehmet Dağ
         Gündüz Matbaası
        
         “Dinler tarihinin görevi, ampirik dinleri incelemek ve tasvir etmektir. Betimleyici ve yorumlayıcı bir disiplindir, normatif değildir. Somut dinleri tarihsel ve sistemeatik olarak incelediği zaman görevini yerine getirmiş olur. Onun ister tümevarımsal isterse tümdengelimsel yolla olsun ideal anlamda “dinin” hakikatini ortaya koymasını beklemek, onun pratik eğitim sağlamasını beklemek gibi yanlıştır. Felsefe ve teoloji, normatif ve kehanetsel bir karaktere sahiptir; ancak dinler bu özelliği bütünüyle yok sayar. İlmi bir disiplin olarak dinler tarihi, ön kabulleri olmaksızın ilerlemesi gerekir; yani, o kendini somut olanın incelenmesiyle sınırlamalıdır. Mümkün olduğu kadar subjektif değerlendirmelerden ve felsefi spekülasyonlardan uzak durmalıdır; daha sonra tartışacağımız anlamda, bütün açık değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Bunlardan hiçbiri dinler tarihi uzmanının kişisel kanaatlerine zarar veremez/etkileyemez. Mevcut bir dini benimseyen bir bilim adamı için önyargılar olmaksızın dinler tarihinde çalışma yapmak kesinlikle mümkündür. Yalnızca bir şart vardır ki, o da dinler tarihi araştırmacısının kendisinin yeterli bir objektiflik ölçüsüne sahip olabileceğine ve gerçekten de olduğuna inanmasıdır.”
            (Arka kapak)
        
         Okulda Dinler Tarihi dersim var benim. Derste hoca bu kitabı kullandı. Aslında çoktan okudum da sınavı geçmeden yazmak istemedi canım. Bugün de final sınavını olduk, eh artık yazayım dedim.
         Kitap, yeryüzünde ilk görülen dinden/tapınmadan itibaren anlatmaya başlamış. Bence güzel bir kaynak. Sıkılmadan okudum. (Normalde ders için veriliyorsa benim için cinnet sebebidir.)

         Artık basımı yokmuş sanırım. Ben pdf formatta bulmuştum internetten. 

Soğuk Otların Altında

        


         Soğuk Otların Altında
         Ülkü Tamer
         A Dergisi Yayınları
        
         Bu aralar hiç okuyamıyorum! Bu hallerimden de nefret ediyorum doğrusu. Konuşmam bozuluyor, yazamıyorum, düşünemiyorum. Hayatım karmakarışık oluyor hatta!
         Bugün ofise götürdüm bu kitabı da bitirdim. Ha, bu arada çalışmaya başladım ben 8 Mayısta. Bugün de son final sınavımla birlikte okulum tatile girdi. 3. sınıfı da bitirdim. Üniversite de bitiyor yahu! Büyüyorum!
         Kafamın içi gibi dağınık bir yazı oldu bu da!
         Ülkü Tamer’in şiirlerini seviyor musunuz siz de benim gibi? O zaman bir cümle kalsın burada.
            “Kim açtı bilmiyorum kapısını dünyanın”
           
            Bu arada Ülkü Tamer’den imzalı bir kitap bu. :)


         Okuyunuz efenim. 

4 Mayıs 2014 Pazar

Hindistan Sıcağından Norveç Buzuluna

         


         Hindistan Sıcağından Norveç Buzuluna
         Atillâ Dorsay
         Turkuvaz Kitap

         “İlk gezi kitabım 2002’de yayınlanmış ve dört ayda dört baskı yapmıştı: Yaşam ve Ölüm Kentleri. Bu başarı görece de olsa şaşırtmıştı beni doğrusu… Acaba gezi yazıları, seyahat kitapları daha mı çok ilgi çekiyordu? Ben kendimi sinemaya adayarak ömrümü ziyan mı etmiştim? Bu yakınma şakamın içinde biraz gerçeklik payı olsa da, yapacak bir şey yoktu. Hele bu saatten sonra…
         Ama, doğrusu, yolculuktan ve yolculuklarım üzerine yazmaktan da çok zevk aldım, alıyorum. Bu kitapta, gitmeyi hep isteyip asla başaramacağımı sandığım kimi uzak kıtalar/ülkeler de var. Madrid ve Barselona dışında İspanya hep bir rüyaydı. Bu kez yaptık: Hem de tüm Endülüs’ü kapsayan dolgun bir programla… Mısır ve Tunus’tan yıllar sonra, Kuzey Afrika’nın güzel ve gözde ülkesi Fas’ı da organize bir turla çok iyi gezebildik. Hemen kuzeyimize çıkıp Ukrayna’nın başkenti Kiev’i, eski Yugoslavya’nın en geniş bölümünü oluşturan Sırbistan’ı, sonra yine o imparatorluktan arta kalan Bosna’yı ve kentleri Saraybosna ve Mostar’ı, Orta Avrupa’nın bir türlü göremediğim Çek Cumhuriyeti’nin Prag ve Karlovy-Vary adlı rüya kentlerini keşfetmek, Akdeniz’de Yunan adalarına ilk kez kapsamlı bir gezi yapmak ve bu denizin incisi Taormina’yı tanımak, ayrıca Kuzey Avrupa’da Brüksel’den Kopenhag’a özlenmiş kentlere dönmek de ancak 2000’lerde mümkün olabildi… Tüm kuzey Hindistan’ı, ayrıca Nepal’ı kapsayan 12 günlük gezi, benim için belki de hayatımın seyahatiydi. Çok etkilendim, üzerinde çok düşündüm. Hayatımda bir ülke için yazdığım en kapsamlı (ve bence en güzel) yazı dizisi, bu ülke için yazıldı. Ve ilk kez bu kitapta yer alıyor.
         Ve benim hemen hepsine âşık olduğum, kimileri hayatımı gerçek anlamda etkileyen bu ülkelerden, yörelerden, kıtalardan ve kentlerden izlenimler elinizde, artık onlar benden çıktı, sizin malınız oldu. Umarım ki yazarlığım, benim onları gezerken aldığım keyfin en azından bir bölümünü sizlere taşıyabilir.”
         (Arka kapak)

         Sonunda bitirebildim bu kitabı! Kitapla ilgili değil tabii ki, sadece ve sadece benim ile ilgili sebeplerden. Çok yoğunum ve nedense kitaplara yoğunlaşamıyorum bu ara. Zor bela bitirdim. İnşallah bundan sonra böyle devam etmez. Gerçi finallerim başlayacak bir hafta sonra ama kendimi zorlayacağım.

         Gezi kitaplarından hoşlanıyorsanız tavsiye ederim. 

Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

         


         Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı
         Stephen R. Covey
         Varlık Yayınları

         Kişisel, mesleki ve ailevi sorunların çözümünde ilke merkezli bir yaklaşım benimseyen ve toplam kalite anlayışının öncülerinden olan Stephen R. Covey, çarpıcı örneklerden yola çıkarak, aşama aşama, insana yaraşır biçimde dürüst, uyumlu, huzurlu, başarılı bir yaşam değişimine ayak uydurmanızı sağlayan alışkanlıkları belirliyor, değişimin yarattığı fırsatlardan yararlanabilmek için gerekli olan bilgelik ve güce ulaşmanın yollarını gösteriyor.
         “Liderlik konusunda son on yılın başucu kitabı bu olacak.” –Scott Degarmo (Siccess dergisinin başyazarı)
         “İlke merkezli liderlik, çok güçlü bir kavram, Covey’in liderlik ve insan ilişkileri vizyonu, bu kavramı günümüz iş dünyasının liderleri için elverişli bir program haline getirmiş. Mutlaka okumanızı öneririm.” –Nolan Archibald (Black&Decker Başkanı ve Yöneticisi)
         (Arka kapak)

         Eskiden kişisel gelişim kitabı çok okurdum. Sonra sıkıldım. Hepsi aynı şeyi anlatıyor gibi gelmeye başladı çünkü. Aslında temelde hepsi aynı şeyi anlatıyor da… Yani eksik/geliştiremediğimiz yanımızı. Ama insanız, sıkılgan bir yapıya sahibiz işte.
         Tüm bunlara rağmen ara ara bakalım artık nasıl kitaplar çıkmış diye kontrol ederim ben. Son zamanlarda da ilke merkezli liderlik konusu ilgimi çekiyordu. Sonra bu kitabı buldum bugün ve okumaya başladım. Bitirdiğimde bazı şeyleri doğru yaptığımı ama bazı şeylerde sapmalar olduğunu gördüm hayatımda.
         Kitabın 7 maddesi ise şöyle:
·         Proaktif ol
·         Sonunu düşünerek işe başla
·         Önemli işlere öncelik ver
·         Kazan/kazan diye düşün
·         Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya
·         Sinerji yarat
·         Daima baltanı bile
Çoğu kitapta bunları bulabilirsiniz tabii ki ama bunları anlaşılır ve hayatta sık karşılaştığımız örneklerle vermiş yazarı. Ben bu yüzden çok sevdim kitabı.

Okumanızı tavsiye ederim.