Ayrıntı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayrıntı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2017 Pazar

Suni Teneffüs

         


         Suni Teneffüs
         Ricardo Piglia
         İngilizceden Çeviren: Şen Süer Kaya
         Ayrıntı Yayınları

         Suni Teneffüs, Arjantin edebiyatının son yıllardaki en çarpıcı örneklerinden biri ve Ricardo Piglia’nın da Türkçede yayımlanan ilk kitabı. 1981’de, faşist cuntanın binlerce Arjantin yurttaşını “kaybettiği” bir dönemde yayımlanan kitap, kısmen ülke tarihinin baskı, terör ve dehşet dolu en trajik kesitinin bir yansıması. Ancak roman salt devlet terörü üzerine bir kurgudan ibaret değil… Suni Teneffüs bir arayışın romanı; aynı zamandı bir felsefi roman; edebiyat üzerine bir edebiyat eseri; siyasi bir gerilim romanı; artık modası geçmiş bir tarzda, “mektup” tarzında yazılmış bir roman.
            Ödüllü bir roman olarak Suni Teneffüs, baskı ve şiddet dolu acılı tarihi boyunca Arjantin’in hayatına yön vermiş çok çeşitli etkenleri, değişik gizem katmanlarını çözümlemeye çalışarak inceliyor. Romanın anlatıcı konumundaki yazar Renzi, ortadan kaybolan dayısını bulmaya çalışmaktadır. Aile içinde yıllardır kulak verdiği ve hepsi de birbiriyle çelişen hikâyelerden ve yazışmalarından tanır sadece bu adamı. Mektuplarından dayısının, 19. yüzyılda yaşamış Enrique Ossorio üzerine bir araştırma yaptığını öğrenir. Arjantin diktatörü Rosas’ın özel sekreteri olan Ossario, diktatörün baş düşmanına bilgi sızdıran iki taraflı bir casustur. Renzi’nin arayışı ve dayısının çalışmaları üzerine araştırmaları sürerken, edebiyat düşkünü satranç arkadaşıyla yaptığı sohbetlerin de yardımıyla Arjantin’in edebiyatı, tarihi ve Avrupa’yla, demokrasiyle ilişkisi gibi temaları serilmeyerek gelişen dopdolu bir roman buluruz karşımızda. Romanın doruklarında biri, Kafka adında bir Çek entelektüeli ile Hitler adında Avusturyalı bir asker kaçağının Prag’daki bir kahvede karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma, romandaki keşif serüveninin asli hedefini gösterir bize: Tarih ile edebiyat arasındaki ilişkidir bu; çünkü edebiyat, tarihin boğucu havasında bir suni teneffüstür.
            “Asla unutamayacağınız bir entelektüel deneyim…” Ariel Dorfman

         Bu kitap yıllardır kitaplığımda bekliyor. Birkaç kez okuma girişimim de oldu hatta ama nedense birkaç sayfadan öteye gidemedim hiç. Bu yıl da #kitaplarkitaplıkbeklemesin etiketiyle kitaplarımı okumaya devam ettiğim için yeniden bir şans vermek istedim kitaba. Nisan başlarında falan başlamış olmalıyım ama daha bugün bitirebildim.
         O kadar çok sıkıldım o kadar çok sıkıldım ki kendimi paraladım resmen kitabı bitirebilmek için. Çok sıkıcı bir kitaptı ve aşırı yavaş akıyordu. Kitaptan genel itibariyle çok sıkıldım ve hiçbir zevk almadım. Sadece son 20 sayfa ilgimi çekti. Orası da ilginç geldi doğrusu. Kafka ile Hitler’in karşılaşmalarından bahsediyor o kısımda da.
         Sondan anlatmaya başladım ama kitapta Renzi isimli bir şahıs var ve sadece etraftan duyduğu dayısını ve onun çalışmalarını araştırmaya başlıyor. Onunla buluşmak için gittiği yerde de dayısının arkadaşıyla hem dayısını bekliyor hem de sohbet ediyorlar. Edebiyat, sanat, felsefe, siyaset üzerine bir sürü konuşuyorlar.
         Kitap mektup tarzında yazıldığı için de okumakta biraz zorlandım ben. Bir de bazı paragraflar sayfalar sürüyordu.
         Dayı… Dayı ile ilgili gerçek kitabın en sonunda. Şimdi söylemeyeyim. Belki okumak isteyen olur. Ama kitap bana Godot’u Beklerken’i anımsattı. :)

         Siz bu kitabı okudunuz mu? Okuduysanız beğendiniz mi?

13 Ocak 2017 Cuma

Ölüm Pornosu

         


         Ölüm Pornosu
         Chuck Palahniuk
         Çeviren: Funda Uncu
         Ayrıntı Yayınları

            Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kabuslarına mı demeliydik?
            Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir “marazi” karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright’ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani “damızlık erkekler”in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600’ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikayeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya. Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldüren aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde.
Ancak dikkat!
Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyorsanız bu romanı okumayın!
 İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminden başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın! Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza elektrikli süpürge ve ütüden önce girmiş olmasını kabul edilemez buluyorsanız bu romanı okumayın! Kısacası, düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil! 
Bizden söylemesi!..
(Arka kapaktan…)

Bu kitabı 22 Ağustos 2013’te okumaya başlamıştım. Yarısına kadar zor geldiğimi hatırlıyorum. Kitaptan iğrenmiştim resmen.
Aslında şaşırmıştım desem daha doğru olur. Ben kitapların arka kapak yazılarını kitap bittikten sonra okurum genelde. O zaman da okumamıştım ve açıkçası bu kitabı bir ara yasaklandığı için almıştım. Arka kapağını okusaydım almazdım muhtemelen.
Hayır, önyargılarım yok. Mutaasıp biri de değilim. Açık seçik kitaplar okumaktan da çekinmem asla. Ama kitabın yazılış dili, konusu, kısacası her şeyi beni rahatsız etti. Hele o bekleme salonundaki haller, bronzlaştırıcı krem falan.
Kitap 4 kişinin ağzından ilerliyor: Bay 72, Bay 137, Bay 600 ve Sheila. Kısa kısa bölümler halinde yazılmış. Porno yıldızı Cassie Wright’ın 600 erkekle filmi çekilecek ve dünya rekoru kırılmış olacak. Cassie’nin kafasında sadece rekor yok, bu filmin çekilmesinin başka bir amacı da var onun için. Onu da kitabın sonunda öğreniyorsunuz.
İşte sonunda şaşırttı beni. O zaman “Vay be!” dedim. Ama iyi ki okumuşum diyebileceğim bir kitap değil. Yıllardır yarım olarak bitmeyi beklediğinden, bitirdiğim için mutluyum sadece.