Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2014 Perşembe

“Filiz Hiç Üzülmesin”

         


         “Filiz Hiç Üzülmesin”
         Sabahattin Ali’nin Objektifinden, Kızı Filiz’in Gözünden Bir Yaşamöyküsü
         Filiz Ali
         Yapı Kredi Yayınları

         “… üzülecek bir şey yok. Her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin.”
Filiz Ali’nin anılarını, babasının eserleri ve mektuplarıyla harmanlayarak kitaplaştırdığı “Filiz Hiç Üzülmesin”, sadece bir hayata odaklanmakla kalmıyor, Sabahattin Ali’nin usta fotoğrafçılığına da tanıklık ediyor.
Sabahattin Ali’nin Istıranca Dağları’nda öldürülmesinden çok önce, kehanette bulunur gibi kendi sonunu yazdığı dizeleriyle biten “Filiz Hiç Üzülmesin”, edebiyatımızın efsanevi yazarını yattığı yerde de selamlıyor…
“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır.”
(Arka kapaktan)

Sabahattin Ali’yi çok severim. Tüm kitaplarını okumaya çalışıyorum. Eskiden okudum diyordum ama geçen bir yerde farklı isimlerde kitapları da olduğunu okudum. Onları da edinmem lazım en kısa sürede.
Çok severek okuduğum kitapları hep bir hüzün de uyandırır içimde. Bu dünyadan erken ayrılışından sebep olacak. Düşündükçe üzülüyorum, sinirleniyorum hatta. Burası nasıl bir ülke ki bütün aydınları, yazarları sürülüp, öldürülüp, yakılmış olsun?! Utanıyorum resmen kendimden.
Nazımlar, Azizler, Sabahattinler bunları yaşamak zorunda mıydı sanki! Ne zaman gelişmiş, aydınına düşünürüne sahip çıkacak bir ülke olacağız acaba?! Ne zaman hadi doğru söyleyeni de geçtin söz söyleyen dokuz köyden birden kovulmaktan vazgeçilecek? Zor bu ülkede yaşamak… Gençlerin bu ülkede yaşamak istememesinin en büyük nedeni de bu bence. Kendi ülkende özgürce konuşup, yazamıyorsun bile. Yazık!
Filiz Ali, babasını ve anılarını anlatmış kitapta. Birinci baskı 1995'te çıkmış ama ben hiç denk gelmemiştim. Geçenlerde bir kitapseverin instagram hesabında gördüm. Bu ikinci baskı olanı. Çıldırdım tabii. Hemen sipariş verdik. Geldi ve az önce de bitirdim. Yine çok mutlu oldum. Sabahattin Ali’ye biraz daha yaklaştım. Yine çok üzüldüm. Böyle bir aydından yoksunuz ne zamandır. Ve onunla tanışıp, konuşma fırsatını yakalayamayacağım.


         

21 Ağustos 2014 Perşembe

Canım Aliye, Ruhum Filiz

         


         Canım Aliye, Ruhum Filiz
         Sabahattin Ali
         Yapı Kredi Yayınları
        
         Büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, Sabahattin Ali’yi yakından tanımamızı sağlıyor.
         “Bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. Beraber Almanca öğreneceğiz, ben İngilizce öğrenmek istiyorum, beraber İngilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak.”
         Tarihsiz bir mektuptan…
         “Sen nasılsın? Keyfin yolunda mı? Sevgilim, Filiz’im nasıl? Onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. Kendinin de resmini yolla. İkinizi de fevkalade göreceğim geldi.”
         -24. VIII. 1944 tarihli mektuptan.
         (Arka kapak)

         Siz benim Sabahattin Ali aşkımı biliyor musunuz?
Deli gibi bu kitabı arıyordum her yerde, ya iki güne gelecek oluyordu ya da diğer şubelerinde oluyordu kitapçıların. Ama en sonunda buldum ve bir günde de bitirdim.
Sabahattin Ali, ortaokula giderken İçimizdeki Şeytan ile girdi hayatıma ve yıllardır da benimle. Daha o kitabını okurken kendime çok yakın hissettiğim bir yazar oldu ya da ben ona çok yakındım. O günden sonra da tüm kitaplarını okudum. En son mektupları çıktığını görünce çıldırdım. :)
Mektuplar insanı yazarına daha çok yakınlaştırır bence. Bu kitapta da koca ve baba Sabahattin Ali’yi tanıdım ben. Aliye Hanım’ım yazdığı mektupları okuyamasak da Sabahattin Ali’nin hapis zamanlarında metanetle beklediğini de anladım aynı zamanda. Keza kızının da öyle. Hep bunu merak eder dururdum.
Ayrıca en son Markopaşa Yazıları ve Ötekileri okumuştum. Mektuplarda o dönemlere denk gelen hapis zamanları ve yaşadığı zorluklar da var.
Ayy… Sabahattin Ali hakkında sabaha kadar yazabilirim. En iyisi mi siz kitabı alıp okuyun. :)


3 Eylül 2013 Salı

Markopaşa Yazıları ve Ötekiler

         


         Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
         Sabahattin Ali
         Derleyen: Hikmet Altınkaynak
         Cem Yayınevi

         Cem Yayınevi, toplumcu gerçekçi Türk öyküsünün öncülerinden Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini sunmaktadır. Atilla Özkırımlı’nın basıma hazırladığı kitaplarının yanısıra, 1930-1947 yıllarını kapsayan dönemde Sabahattin Ali’nin çeşitli dergi ve gazetelerde çıkan yazıları da Hikmet Altınkaynak tarafından derlendi. Toplu eserleri arasında bulunmasının gerekliliğine inandığımız bu yazıların bugün de anlamından, öneminden ve güncelliğinden hiçbir şey kaybetmediği görülecektir.
         (Arka kapak)

         Arka kapak yazısında da dediği gibi hâlâ çok önemli ve güncelliğini kaybetmeyen yazılar var kitabın içinde. Hele ki son 11 yılda yaşadıklarımıza “cuk” diye oturuyor.
         Sabahattin Ali, benim en sevdiğim yazardır. Bu kitap haricinde tüm kitaplarını okumuştum. Bu kitabı da Balıkesir’in tüm kitapçılarında arayıp bulamamıştım. Nitekim varlığından bile haberdar değillerdi. Daha sonra İstanbul’dan çok sevdiğim bir büyüğüm buldu, yolladı sağolsun. Yolladı yollamasına da –ki bu 2008-2009 yıllarında falandı- ben kitabı anca okudum. Elim gitmemişti bir türlü. Nedeni belliymiş. Son zamanlarda yaşadıklarımızı yeniden gözden geçirmeme yaradı kitap.
         Kitapta, Sabahattin Ali’nin çeşitli dergilerde yayınlanan köşe yazıları ve kendi çıkarttığı Markopaşa, Merhumpaşa ve Malumpaşa dergilerinden çıkan yazıları yer alıyor. Yani 1935’ten 1947’ye kadar çıkmış yazılar var.
         Bu arada Markopaşa birilerinin işine çomak soktuğu için kapattırıldı. Merhumpaşa ve Malumpaşa da öyle. Ki Sabahattin Ali, yazdıklarından dolayı hapis yatmıştır. Hatta Sinop Cezaevinde yatarken “Aldırma Gönül Aldırma” şiirini duvara yazdığı söylenir. Başka bir söylenti ise şiiri başka bir mahkumun duvara yazdığı, Sabahattin Ali’nin de onu kitabına koyduğudur.
         Sabahattin Ali’nin tüm kitaplarını okudum okumasına da bu kitap haricinde başka hiçbir kitabı yok elimde. Bence hepsini almalıyım, kütüphaneme katmalıyım, kitaplığım da bayram etmeli. Hatta bir ara da yeniden okumalıyım.