imza koleksiyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
imza koleksiyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2018 Pazartesi

O. Ç.


         


         O. Ç.
         Buket Konur
         Minval Yayınları
        
         Sonbahar yaprakları beni etkilemedi hiç, barlarda aşkından ölmedim o kadının. Olmak istediğim adamı oynadım hep ama asla olamadım. Çalma rüyaların kuytularında kaybettim çocukluğumu. Pompalı tüfekle herkesi vurabilecek kadar nefret doluyken nasıl sevebilirdim seni; sevmedim. En çok kendimi sevmedim. Rüzgara inanıp rotamı değiştirdim. Ağzımı küfürle doldurup boşaldığım sonsuzluğa benden hiçbir şey gönderemedim. Ceplerime sığdırdığım koruyucularımla ve güvende olmanın huzuruyla saldığım tenlerde unuttum geçmişi.
         “O.Ç.” dedi bana hak etmediğim; dindirilemeyen öfkesiyle ve seviyorken delicesine. İncinmedim...
         (Arka kapaktan...)

         Buket Konur’un Mor Delilik isimli kitabını duymuştum ama bu kitabı hakkında bir bilgim yoktu aslında. Erdi Karadeniz, Youtube sayfasında Buket Konur ile bir röportaj yapacağını ve yorum kısmına kendisine sormak istediğimiz sorularımızı yazmamızı istemişti. Yorumların arasından da birkaç kişiye Buket Konur’un kitaplarından imzalı olarak göndereceklerdi. Ben de bir soru yazmıştım. Ama kitap gelir diye hiç düşünmemiştim açıkçası. Paketi açınca çok şaşırdım. Kafa karışıklığımdan başka bir şeyler bekliyordum çünkü. :D
         O.Ç. çıkınca keşke Mor Delilik gelseymiş dedim. (Nankör okuyucu :D) ve sanırım kapak yüzünden bu kitaba karşı kesin beğenmeyeceğim diye bir önyargım oluştu hemen. Ama kitaba tek kelimeyle ba-yıl-dım!
         Özellikle de O.Ç. isimli tüm şiirlere ve Bilge isimli bir başka şiire bayıldım. O kadar tanıdık şiirlerdi ki bu şiirleri başkası yazmış olmalı diye düşündüm hep. Bu başkasının hikayesiydi çünkü.
         Daha önce bu kitapla tanışmadıysanız eğer bir bakmanızı tavsiye ederim.

16 Nisan 2017 Pazar

Zarf

         


Zarf
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınevi

AÇIK CÜMLE
Bazen hiçbir şey çıkmaz zarftan
Hiçbir cümle doldurmaz bir mektubu
Ne günışığı sızar ne akşama ermenin saadeti
Kapalı bir yara gibi gezer öyle mektuplar
Kim açsa, kim dokunsa eli yanar
Bazen sözler boşa gider mektuplar boşa
Bazen bir cümleden mektup yanar
(Arka kapaktan)

Haydar Ergülen, tanışma şerefine eriştiğim ve sohbet ettiğim yazarlardan. 2013 İzmir Tüyap Kitap Fuarı’ndan almıştık kitaplarını ve epeyce de sohbet etmiştik. Daha önce de Üzgün Kediler Gazeli’ni okumuş ve çok beğenmiştim.
Zarf’ı da çok sevdim. Kitabın hepsi zarf ve mektup temasının etrafında dönüyor bu arada.
Ama benim için kitabın en güzeli en sonunda karşıma çıktı kitapta.
“… Bir sırrı yurt tutmayacaksın
Onu unutmak için dolaşacaksın
Dünyayı, durmayacaksın, durursan
Ruhundan olursun hani kardeşin olan,
Ruhuna gövde ve gövdene komşu
Duran ahşabı uykusundan edersin,
Görmediği rüyalarla göz göze bırakması
Gibi gelir bu hayatın insanı
Yorulur ahşap, acır, şiiri de yorar

(Ahşap Mektup şiirinden, S: 117)


27 Şubat 2017 Pazartesi

Milena'ya Mektuplar

                  


         Milena'ya Mektuplar
         Kafka
         Çeviren: Adalet Cimcoz
         Ataç Kitabevi

         Franz Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupları birleştiren bu kitap umutsuz bir aşkın yarattığı korkunç acıları yansıtmaktadır.
            Büyük sanatçının kişiliğini ve felsefesini bütün içtenliği ile belirdiği bu unutulmaz eserin üçüncü baskısını yayınlamakla onur duyuyoruz.
            (Arka kapaktan)

         Kafka ile ilgili yazılmış her kitaba, söylentiye, kurguya bayılıyorum. Ama Kafka’nın kendi eserlerini müthiş sıkıcı buluyorum ve okurken kendimi yerden yere atıyorum adeta. Kitapları hiç akmıyor, ilerlemiyor benim elimde.
         Milena’ya Mektuplar’a da yıllar önce başlayıp, sıkıntıdan devam edememiştim. Ama bu yıl yarım kitaplarımı da okuyup bitirmeye çalıştığım için yeniden okumayı deneyeyim dedim ve evet, bu kez inat edip bitirdim.
         Okurken yine çok sıkıldım. Kafka’nın gözünden gördüğüm Milena’ya kızdım. Kocası var ve kocasını seviyor. Bir de Franz Kafka var ve onu da seviyor. Bu beni çok sinirlendiriyor doğrusu. Tabii sadece Kafka’nın yazdığı mektupları okuduğumuzdan, Milena’nın yaşadığı dünyayı ve hislerini tam olarak bilemiyoruz. Bunu da belirtmek isterim.
         Ama kitabın sonuna Kafka’nın arkadaşı olan Max Brod’un yayınladığı mektupları da eklemişler. Bu mektupları Milena, Max’e yazmış. Mektuplar, Kafka hakkında. Açıkça söylemek gerekirse kitapta en beğendiğim bölüm de burası oldu. Milena’nın dili Kafka’ya göre daha akıcı geldi bana.
         Siz bu kitabı okudunuz mu İnstagramda paylaştığımda birkaç kişi de benim gibi sıkıldığını söyledi. Siz nasıl buldunuz kitabı?
         Az daha unutuyordum. Kitabım çevirmeni Adalet Cimcoz tarafından imzalı. :) İmzalı kitap koleksiyonumun güzel bir parçası bu kitap da. :)


2 Temmuz 2015 Perşembe

Temmuz Sözler

         


         Temmuz Sözler
         Ercüment Âsaf Yanıç
         Cinius Yayınları

         Şiirleri yanında çoğu tarihsel, siyasal ve biyografik araştırmaları, makaleleri, çeşitli gazete ve dergilerde yer bulan Ercüment Âsaf Yanıç’ın Ağustos 2004’de Mozaik Yayınları’ndan yayınlanan “Erguvanî” isimli şiir kitabında yaşam öyküsü, “Kırk Satırda” başlığı altında şöyle resimlenmekte…
            Ellili senelerde Gaziantep’te doğmuşum,
            Oku da öğren her şeyi, belle bitamam demişler;
            İlk, orta, lise derken bende,
            Bellemişim, öğrenmişim bir şeyler;
            Sonu yok öğrenmenin diyerek, sonunda,
            Yedi tepeli büyük kente gitmişim…
            Kap kara döşeli taşlarında kanlı güller açar,
            Bir meydanmış, Beyazıt Meydanı,
            Özgürlük kokar ve dönermiş kuşlar durmadan;
            Konarlarmış meydana, kalkarlarmış bir yandan…
            Süleymaniye’ye komşu ve de geçmezmiş hi
            Taş yapıları çevirir, sanırsın bir kaleymiş,
            O fildişi kulelerin içinde,
            İlim öğretir, irfan belletirlermiş…
            Emekçiliğim muhabirlikle başlamış,
            Ve geçenle elime, yetinmeyi öğrenmişim;
            Gazetecilikten geçinmişim de o yıllarda, onurla,
            Sonraları sakınmışım hep,
            Hiç gazeteci geçinmemişim…
            Epey de diploma vermişler bana,
                     Ne duvara asmışım onları
            Ve kazanç kapısı deyip, ne de satmışım;
            Öğrendiğim ekonomi ekmeğimi büyütmemiş,
            Siyaseti ilim diye okumuş bilmişim,
            İçine girip görmüşüm ki, siyaset:
            Halka rağmen halk için, halkın sırtına binmekmiş…
            Dağıtmışım ürettiklerimi hep, üleşmemişim bile,
            Kamuydu, özeldi ve kendi işimdi derken,
                     Geçmiş seneler, devirmişim gençliği…
            Sevmişim, sevilmişim, evlenmişim de;
            İyi de etmişim:
            Bebek kokuları burnumda tüter,
            İki de kızım olmuş, 
            Ve büyütüp boyumca, yetiştirmişim;
            Yüklenecek kırk katırlık neyim kalmış,
            Kırk satırda bir yaşanmış;
            Gelmişim bu güne:
            Eskilerden yenilerden,
            Söylenecek sözüm varmış;
            Düşmüşüm yola, merhabayla…

         Merhaba,
         Çok uzun zamandır okuyamıyorum nedense. Elim gitmiyor çoğu zaman YDS’ye hazırlandığımdan. Okumaya başladığımda ise sarmıyor kitaplar bir türlü. Neyse ki bir iki gündür bir şeyler okuyabiliyorum.
         Bu güzel şiir kitabına da taa iki ay önce başlamıştım. Az önce bitirebildim şükür. Oysa çok güzel şiirler var içinde. Çoğu şiirlerde mitolojik öğeler de kullanılmış hem. Severek okudum.
         Şairin daha önce de Erguvanî isimli kitabını okumuştum. Yazısını okumak için tık tık.

         Bu arada bu da imzalı kitap. Diğer kitapta yazan Kemal Amca’ma imzalı olduğundan fotoğrafını çekmedim.     

24 Nisan 2015 Cuma

Erguvanî Şiirler

         

         Erguvanî Şiirler
         Ercüment Âsaf Yanıç
         Sone Yayınları
        
        
            Anoson kokar tenine katmış, tenini;
            Ve açık ve donuk bakarmış, tavana,
            Tavada balık gibi,
            Ve memleketi kadar soğuk,
            Ve Karadeniz mavisi gözleri…

            …
            Rengi olmamalıydı insanın
            Beyazı, sarısı, siyahı,
            Ebruda karışsın istedik
         Biraz doğadan serptik
            Biraz dizelerden
           
            Yaşamı erguvanda birleştirdik…
            (Arka kapaktan)

         Siz de benim gibi kitapların kapaklarına vurulanlardan mısınız? Yalnız olmadığımı duymaya ihtiyacım var oysa. Sanki elimde hiç kitap kalmamışcasına her gittiğim yerde kitaplığı karıştırma huyum var ne yazık ki. Bu kitapla da dernekte tanıştım. Kapağınına vuruldum, evet. Bence çok güzel.
         Sonra elime aldığımda Kemal Amca’ya (ÇYDD Kuşadası Şube Başkanı) imzalı olduğunu gördüm. Merakla okumaya başladım ve şiirlere aşık oldum resmen.
         Ama en çok “On Yıl Önce, On Yıl Sonra” isimli şiiri sevdiğimi söyleyebilirim. Altmışlı yılların Gaziantep’indeki Kırkayak Kahvesi’ni anlatıyor. Şimdilerde yokmuş o kahve. Gaziantep’e gittiğimde de öyle bir yere rastlamamıştım zaten ama görmeyi çok isterdim doğrusu.

         Şiirle efenim, okuyunuz. 

23 Şubat 2015 Pazartesi

Şarap ve Tanrı

         


         Şarap ve Tanrı
         Kendi ağzından Dionysos’un hikayesi
         Kamil Sarhanlı
         Maya Kitap
        
         Yunan Mitolojisi’nde tanrıların tanrısı olarak anılan Zeus’un oğlu Dionysos, dile gelip kendi hikayesini anlatıyor. Şarabın ve eğlencenin tanrısının başından geçenler, tarihsel bilgiyle yoğruluyor.
         Şarap ve Tanrı’da yazar yaptığı araştırmayla Dionysos’u edebi bir dille ete kemiğe büründürüyor.
         “Dionysos’un tarihsel süreç içindeki mitolojik serüvenine, güvenilir bilgi ve farklı anlatım tarzıyla tanık olacaksınız.” Dr. Phil. Anneliese PESCHLOW
         “Kaynak metinlerin Olympos dünyasına götürdüğü gizemli bir köprü. Dionysos hakkında bilgilerimize çok şey ekleyecek ve onu tanımamıza yardım edecek, kurgusallık ve şiirsellikle dolu, sınırsız okuma keyfine davet eden bu kitabı severek okuyacağınıza inanıyorum.” Yrd. Doç. Dr. Nazlı Çınardalı Karaaslan
         “Başka türlü asla giremeyeceğiniz bir dünyanın en gizli kapılarından birini sizin için açan bir anahtar…” Yrd. Doç. Dr. Bora Uysal
         (Arka kapaktan)
        
         Bir gün arkadaşlarla D&R’a gittiğimizde yine bu kitaba bakıyordum. Bir süredir ilgimi çekiyordu çünkü. Bakıp bakıp geri koyuyordum çünkü. Sonra yanımıza gelen stand görevlisiyle sohbet etmeye başladık. “Benim kitabım.” falan dedi adam. Ben de dalga geçiyor sandım. :) Tamam, yaka kartında da Kamil Sarhanlı yazıyor ama ben hala ihtimal vermiyorum. Sonra açtım kitabı, yazarın hayatını okumaya başladım da anca ikna oldum. :D Niye ikna olamadıysam bir türlü.          Meğer yazarı Kuşadası D&R’da çalışıyormuş.
         Tabii aldım ben de kitabı hem de imzalatarak. :)
         Batı turundayken yanıma almıştım otobüste okurum diye. Kolay bir okuma oldu açıkçası ama çok da beklediğim gibi değildi. Biraz hafif geldi bana. Daha orijinal bir şeyler bekliyordum herhalde. Kolay okunur, akıcı bir kitap ama çok da basit bence. Gerçi iyi araştırma yapılmış.
         Öyle işte. Beklentim yüksekti benim sadece.

         Siz yine de okuyun.

22 Şubat 2015 Pazar

Keder Gibi Ödünç

         


         Keder Gibi Ödünç
         Haydar Ergülen
         Kırmızı Kedi Yayınevi
        
                      Keder gibi ödünç
            Kahkaha gibi karanlık
            Neş’e gibi yapraksız
            Ve kasaba gibi akşamsız
            Bu şiir peşimden
            Bir başkası gibi geldi
            Ve ben yalnızca
            Mırıldandım onu
            Mırıldanmak belki de
            Yetinmektir diye
            Şiir yerine ödünç
            Kederle
            (Arka kapaktan)

         Anlatamam, okumanız lazım. Haydar Ergülen seviyorsanız, zaten ne dediğimi anlarsınız. :)

         İzmir Kitap Fuarı’nda imza gününe katılıp imzalatmıştık kitaplarımızı. Bu kitap benim adıma imzalı. Koleksiyonumun güzel parçalarından biri o yüzden. :)


14 Kasım 2014 Cuma

Yakılmamış Mektuplar

         


         Fatma Cevdet Hanım’dan İhsan Bey’e Yakılmamış Mektuplar
         Hazırlayan: İ. Bahtiyar İstekli
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

         1920 yılının mayıs ayında Tıbbiye öğrencisi İhsan, ortak bir tanıdıkları aracılığıyla Fatma Cevdet’e bir zarf yollar. Bu zarf iki gencin arasında üç yıl sürecek bir mektuplaşmayı başlatır.
         Fatma Cevdet ve İhsan dönemin koşulları gereği kısıtlı şartlar altında görüşür, sevgilerini büyük ölçüde bu mektuplar aracılığıyla ifade eder ve yaşarlar.
         Tiyatrolar, konserler ve sinemalarda görüşme imkanı da bulurlar. İkisinin pek çok dostu da bu kültür çevresinde faaldir:
         Muhittin ve Necmettin Sadık Sadak, Melek Celal, Selami İzzet Sedes, Ali Rıfat Çağatay, Mesut Cemil, Münir Nurettin Selçuk, Celal Sabir Erozan, Kemal Niyazi Seyhun, Karl Berger ve Paul Lange’nin adları mektuplarda sıkça geçer.
         İşgal İstanbul’unda başlayan ve şehrin kurtuluş günlerinde biten bu uzun mektuplaşma, hem son Osmanlı döneminde yetişmiş iki gencin duygu dünyasına hem de İstanbul’un gündelik hayatına benzersiz bir pencere açıyor…
         (Arka kapak)

         Bu kitabın çıkmasını o kadar çok bekledim ki… 2009 ya da 2010 olmalıydı. Çevirmeninden birkaç mektubu ve olay örgüsünü dinlemiştim. O zaman çok heyecanlanmıştım. O zamanlar Osmanlıca okumayı bilmiyordum bu arada. Ama kafama koymuştum öğrenmeyi. Sanırım –nerede olduğunu bilmesem de- bir adet de kartpostal var elimde Fatma Hanım tarafından yazılan.
         Kitap Kasım 2013te çıktı. Ben bir süre başlayamadım kitaba. Elim gitmedi bir türlü. Sonra başladım ama büyük aralar verdim okurken. Az önce de bitirdim. Sonunda bitti diyorum hatta.
         Olayı ve sonunu bildiğimden olsa gerek çok heyecanlanarak okumadım.
         İnternetteki yorumları güzeldi ama. Tanınan çevrelerce olumlu eleştiriler aldı zannımca.
         O zamanın şartlarını da güzel yansıtıyor. Mektup okumaktan hoşlanıyorsanız tavsiye ederim.
         Bu da adıma imzalandı.


         

25 Ekim 2014 Cumartesi

Şiir Hikâyeleri

         


         Şiir Hikâyeleri
         Haluk Oral
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
        
         “Haluk Oral, gerçekten de ilgi çekici bir edebiyat arkeologu. Bizim okuyup da geçtiğimiz, sadece bir şiir, bir öykü olarak baktığımız metnin ardındaki gizler, yazılma nedenleri, esin kaynakları onun araştırma alanıdır. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Oral’ın verdiği bilgilerden sonra, o şiire, zenginleşmiş, çeşitlenmiş bir açıdan bakarsınız. Ünlü şairlerinin biyografilerine baktığınızda, o yapıtı niçin, hangi etkilerle yazdığını öğrendiğinizde şiiri onun edebiyat serüveni içinde bir yere oturtursunuz.
            Şiir severseniz, bir şiirin serüvenini, en doğru yazılışını öğrenmek isterseniz bu kitabı okumalısınız.(…)”
                                                                                                                     Doğan Hızlan
            Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı kimdir? Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı’nın geçirdiği değişiklikler… Ahmet Arif ve tek kitabı olarak 60 baskı yapan Hasretinden Prangalar Eskittim… Melih Cevdet Anday’ın Tohum’u ilk nerede yayınlandı? Orhan Veli’nin divan çeşnisinde bir şiiri olarak Efsane… Kaldırımlar ve Nezip Fazıl’ın şair yaşamı… Orhan Veli’nin Sere Serpe uyuyan ilhamı… O Belde için bir sadeleştirme çalışması… Yahya Kemal’den Salim Rıza’ya bir rubai… ve Tutunamayanlar…
                                                                                              Haluk Oral’ın kaleminden…
            (Arka kapak)

         Bu kitabın benim için önemi büyük. Yani bu kitap yıllar önce elime geçtiğinde başladım ben imza koleksiyonu yapmaya. Haluk Oral’da bir imza koleksiyoncusu zaten. O günden beri de imza koleksiyonu yapıyorum ben de. Tabii ki o zaman da okumuştum kitabı ama yeniden okumak istedim. Balıkesir’den dönerken de yanımda getirdim.
         Kitapta o çok ünlü şiirlerin yazılış hikayeleri var. O yüzden çok ilgimi çekiyor kitap. Kendimi yakın hissettiğim dünyaya dokunabiliyorum kitap bitinceye kadar. Belki ileride yeniden okurum, kim bilir.


         Tabii ki bu kitap da yazarından imzalı. :)

22 Mayıs 2014 Perşembe

Soğuk Otların Altında

        


         Soğuk Otların Altında
         Ülkü Tamer
         A Dergisi Yayınları
        
         Bu aralar hiç okuyamıyorum! Bu hallerimden de nefret ediyorum doğrusu. Konuşmam bozuluyor, yazamıyorum, düşünemiyorum. Hayatım karmakarışık oluyor hatta!
         Bugün ofise götürdüm bu kitabı da bitirdim. Ha, bu arada çalışmaya başladım ben 8 Mayısta. Bugün de son final sınavımla birlikte okulum tatile girdi. 3. sınıfı da bitirdim. Üniversite de bitiyor yahu! Büyüyorum!
         Kafamın içi gibi dağınık bir yazı oldu bu da!
         Ülkü Tamer’in şiirlerini seviyor musunuz siz de benim gibi? O zaman bir cümle kalsın burada.
            “Kim açtı bilmiyorum kapısını dünyanın”
           
            Bu arada Ülkü Tamer’den imzalı bir kitap bu. :)


         Okuyunuz efenim. 

1 Mart 2014 Cumartesi

Yangın Yılları

         


         Yangın Yılları
         Ahmet Telli
         Aşama Yayınları

         Ne varsa eskilerde var. Ne yazıyorsa eskiler yazıyor.
         Böyle söylüyorum da ben eskiler, yeniler karışık okuyorum halbuki.
         Neyse… Demem odur ki; bu şiir kitabı, Yangın Yılları, hâlâ güncelliğini yitirmemiş şiirler içeriyor. Özellikle de siyasilerle ilgili olanları. Aynı şeyler hâlâ tekrarlanıyor günümüzde. Hâlâ acılar, yıkımlar…

         Okuyun lütfen.
         Bu arada imzalı bir kitap. Koleksiyonuma bir kitap daha eklendi. Mutluyum. :)

24 Eylül 2013 Salı

İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür

         


         İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür
         Şiirler
         Ülkü Tamer
         De Yayınevi

         Yine bir çırpıda okuduğum bir şiir kitabı oldu bu da. Zaten ince bir kitap da ben bir başlayıp hemen bitirmeyi seviyorum şiir kitaplarını. Biliyorum bir şiir okuyup, sonra bırakıp üzerine düşünüp, sindirip yine geri gelip okumak da çok güzel bir şey ama ben hepsini bir çırpıda okuyup kafa karışıklığının zevkine varmayı daha çok seviyorum. Evet, deliyim!
         Ülkü Tamer şiirleri güzeldir. Tavsiye edilir.
         Yine imzalı bir kitap bu arada. :)

4 Eylül 2013 Çarşamba

Arada

               

         Arada
         Behçet Necatigil
         Varlık Yayınları

         İçinde 35 adet şiir bulunan ve yazarından imzalı bir kitap daha. Taze bitti. :)
         Şiir okumayı çok severim. Ama sesli okumayı beceremem. Hatta bir şiir okuyup gidip düşünüp sonra gelip tekrar okuyanlardan da değilim. Hepsini aynı anda okuyup bitirmeyi severim. Sonra da beynimde, gözlerimin önünde uçuşan kelimeler…
Kafa karışıklığını seviyorum yani.
Yine çok severek okuduğum bir kitap oldu. İki şiirini çok sevdim özellikle. Biri “Kirli Soru” isimli şiiri, diğeri de kitaba da ismini vermiş olan “Arada” şiiri.
Buyrun o zaman:

Kirli Soru

Benim oralarda hiçbir işim yoktu,
Şeytana uydum.
Aç ahtapotlar kaynaşırken dipte,
Kaypak karanlıkta sürükleniyordum.

İnce yüzünüzde üzgünce bir bakış
Birden sizi gördüm.
Açtı arı doruklarda bir safran
Durdum.

İlk sevgili güldü yitik anılardan
Mutsuz, yalnız.
Sessiz kınamanızı, utançlarda küçülmüş,
Aldım, geri döndüm.

Gelsem,
Siz yine orda mısınız?





         

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Bit Palas

      

         
         Bit Palas
         Elif Şafak
         Metis Yayınları
         Bit kadar küçük bir fikir geldi aklıma…
            “Öyle bir şey yap ki, bir daha buraya çöp dökmek istemesinler. Hadi şeker. Beynini çalıştır. Bulursun sen bir şeyler.” dedi rakısını gene benden önce bitirirken.
            Arkama yaslanıp, bir sigara yaktım. Nedense karıncalar yok bu akşam. Soluduğum duman havaya karışırken, aniden, kendiliğinden, küçük, bit kadat küçücük bir fikir geldi aklıma.
            (Arka kapak)

         Şu ara yarım kitaplarımı bitirmek için çabalıyorum. Bit Palas!a da 2009’da başlamışım. O zaman da çok sıkıldığımı hatırlıyorum bu kitaptan. Zaten Elif Şafak’ı hiç sevmem. Ha, hiç mi yok sevdiğim kitabı. Var elbet. Baba ve Piç, bir numaralı kitabıdır benim için. Aşk da fena değildi. Ama diğerleri vasat işte. Sevemiyorum. Ne yaparsam yapayım olmuyor. Sanki o iki kitabı başkası yazmış da bunları da başkası yazıyormuş gibi. Tamamen farklı dillerde kaleme alınmışlar çünkü.
         Neyse sıkıla sıkıla bitirdim sonunda. Bir de Mahrem var elimde Elif Şafak’tan ama onu şu ara okumaya katlanamayacağım doğrusu.

         *Bu arada yine imzalı bir kitap bu da. 

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Denemeler

       


         Denemeler “Pyrrhus ile Cinéas”
         Simone de Beauvoir
         Payel Yayınları

         Simone de Beauvoir okurlarımızın çok yakından tanıdığı ve sevdiği dünyaca ünlü bir yazar. Kadın, Konuk Kız, Bir Genç Kızın Anıları ve Kadınlığımın Hikayesi kitaplarından sonra şimdi de yazarın çok tanınmış bir başka eserini yayınlıyoruz. Denemeler Beauvoir’in felsefe ile edebiyatı başarıyla kaynaştıran ve övgüyle karşılanan bir eseridir. İçinde kişioğlunun durumu, başkalarıyla ilişkileri, eyleminin sınırları, varoluşunun koşulları ile özgürlük, bağlanma, mutluluk, tanrı, ahlâk, çevre, sonsuzluk, insanlık vb. sorunlar ele alınmıştır.
         (Arka kapak)

         Yıllar önce başlayıp da yarım bıraktığım kitaplardan biriydi. Bu ara Kuşadası’na yanımda getirdiğim yarım kitapları bitirmeye niyetlendiğimden kendisine bir şans vermek istedim. İyi de oldu, dün büyük bir kısmını okuduktan sonra bugün öğleye doğru bitti.

         Felsefe kitabı okumayı seviyorsanız tavsiye edebileceğim bir kitap. Ben hiç sıkılmadan okuyorum/okudum. 
         

         *Yazarından imzalı değil ama yazar Selim İleri'ye imzalanmış bu kitap da. Ne yazık ki imzanın kime ait olduğunu anlayamıyorum.

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Sevdalinka


      

         Sevdalinka
         Ayşe Kulin
         Remzi Kitabevi
         Postane binasının yanısıra, Milli Tiyatro, Hukuk Fakültesi ve civardaki binalarda yanıyor, yeni patlamalarla bu ateş dansına eşlik ediyorlardı. Rüzgarda uçuşan kızıl saçlar gibi savrulan alevleriyle har har yanıyorlardı. Yandıkça, kırmızı bir fona çizilmiş, simsiyah iskeletlere dönüşüyorlardı.
            Nimeta, taş kesilmiş, geçmişini seyrediyordu alazların ötesinde. Çocukluğu, ilk gençliği, anıları, sevinçleri, kederleri incelip uzayarak, bükülerek alevlerin arasında göğe yükseliyor, Saraybosna külleriyle birlikte sağa sola savruluyordu.
            Bosnalı bir gazeteci olan Nimeta, dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından birinin yaşandığı Bosna savaşının ortasında kendisi ve ailesi için yaşam mücadelesi verirken, içinde kıyasıya süren bambaşka bir savaşla da başetmek zoundaydı…
            (Arka kapak)
         Ayşe Kulin sevdiğim yazarlardan biridir. Kitaplarını okurken hep bambaşka tatlar almışımdır. Sevdalinka’yı ise yıllardır okumak isteyip bir türlü edinememiştim. En sonunda dernekte karşıma çıktı. Hemen okumaya başladım. Ve yine bir kitaba ne kadar geç kaldığımı farkettim.
         Bosna’da yapılan soykırımı tüm acısıyla gözler önüne seriyor kitap. Aynı zamanda Nimeta’nın ailesiyle aşkı arasında verdiği iç mücadelesini de anlatıyor.
         Benim gibi okumakta geç kalanınız varsa okumanızı tavsiye ederim. 
         Yine imzalı bir kitap. Ayşe Kulin, isimsiz olarak imzalamış. Koleksiyonuma bir parça daha. :) Bu arada imzalı kitap biriktiriyorum ama bazı imzalı olan kitaplar benim değil ne yazık ki. Onların da fotoğraflarını çekip biriktiriyorum. 


2 Nisan 2013 Salı

Ziyan


      
         Ziyan
         Hakan Günday
         Doğan Kitap
         “Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kağıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz. Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak. Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Filleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!”
            (Arka kapak…)

         Hakan Günday ilk kez Kinyas ve Kayra’sını okuduğumdan beri hep en sevdiğim yazarlardan biri oldu. Neden bilmiyorum ama son 10 yıldır beni etkileyebilen kitap çok nadir karşıma çıkıyor. Ama Hakan Günday’dan ne okusam bir yerlere dokunuyor bende.
         Bu kitabı da güzeldi ama bence ben bu kitap için yanlış bir zaman seçtim. Çünkü çok çok uzun zamandır elimde. Bitirmeye çalışıyordum. Araya da vize sınavlarım falan girince daha fazla zorlamamak adına bir kenara bıraktım. Sınavlardan sonra elime alınca bir çırpıda bitti. Dediğim gibi benden kaynaklı zamanlama hatası vardı.
         Yine çok ilginç bir kitaptı. Her zamanki gibi tahmin edilenin aksine tamamen farklı bir sonla bitirmiş Günday.
         Bu da bittiğine göre okumadığım sadece 2 kitabı kaldı. Zargana ve Piç. Yakın zamanda onlar da okunacak.

        İmza koleksiyonuma bir kitap daha. Bu kez erkek arkadaşıma imzalı. Ama ben el koydum. :)

         Kinyas ve Kayra’nın yazısını görmek için tık tık.
         Az’ın yazısını görmek için tık tık.
         Malafa’nın yazısını görmek için tıktık.
         Azil'in yazısını görmek için tık tık.