Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2018 Cuma

Kızıl

 



Kızıl

Stefan Zweig

Çevirmen: Regaip Minareci

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

 

Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğreni için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapayalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır…

(Arka kapaktan)

 

Yalın bir anlatım. Severim böyle metinleri. Ama herkesin ayılıp bayıldığı kadar hayranlığım yok Zweig’e. 


12 Temmuz 2018 Perşembe

Zacharius Usta


Zacharius Usta

Zacharius Usta olağanüstü ince bir işçilikle ürettiği kusursuz saatlerle Cenevre şehrinin gururudur. Ünü İsviçre sınırlarını aşıp Fransa ve Almanya’ya kadar uzanmıştır. Saatçiliğin ilerleyen bilime ayak uydurmasıyla, Zacharius Usta da “saat maşası”nı icat eder. Bu icadının ardından kibir başını döndürür. Öyle ya, Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, kendisi de zamanı yaratmıştır. Ancak günün birinde imal edip sattığı bütün saatlerin ortada görünür bir sebep olmaksızın birden durmasıyla, öfkeli müşteriler evinin kapısını aşındırmaya başlar. Bilimle manevi değerler arasındaki çatışma Jules Verne’nin 1854 yılında yayımladığı bu fantastik öykünün ana temasıdır. Kibrine yenilip ölümsüzlüğün peşine düşen ve ruhunu kaybeden Zacharius Usta için çöküş kaçınılmazdır.  

(Arka kapaktan)

 

Saat maşasını icat eden Zacharius Usta’nın bir süre sonra kibirden başı döner çünkü Tanrı sonsuzluğu yaratmışsa o da zamanı yaratmıştır.

Saati herkes kullanmasına rağmen bir gün ustanın saatleri tek tek durmaya başlayınca maneviyat ve bilim çatışmaya başlar. Kibirle inat kavga eder.

Çocukken Jules Verne’nin birçok kitabını okumuştum ama bu kitabını okumamıştım. Modern Klasikler Dizisi’ne ben de bulaştığıma göre benim elimde de bu kitaplardan sık sık görebilirsiniz demektir bu. :)

 

 

1 Kasım 2017 Çarşamba

Herkes Kendi Kitabının İçini Tanır


Herkes Kendi Kitabının İçini Tanır*
Hazırlayan: Halim Ağaoğlu
Adelet Ağaoğlu’nun yazarlığının 55. yılı onuruna…
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Elinizdeki kitap, değerli yazarımız Adalet Ağaoğlu’nun 55 yıllık yazarlık uğraşı içinde söze ve yazıya yansıyan seçme örnekleri bir araya getiriyor. Eşi Halim Ağaoğlu’nun kendi arşivinden derlediği bu çalışmada;
Hakkında yazılanlar
Eserlerindeki sav ve özdeyişler
Eserlerinin eleştirileri
Yazı, demeç, soruşturma ve söyleşilerinden alıntılar
Aldığı ödül ve unvanlar
Belgeler ve fotoğraflar yer alıyor.
(Arka kapaktan…

Kitabın içinde tam da arka kapakta geçen konu başlıkları var. O yüzden bu tip çalışmalardan hoşlanıyorsanız okuyun derim. Ama benim asıl söylemek istediğim başka bir şey var.
Ben Adalet Ağaoğlu’nun Yazsonu kitabını okumuştum ve resmen nefret etmiştim kitaptan. O yüzden de hep uzak duruyordum Ağaoğlu kitaplarından. Ama bu kitabı okuyup kendisi ve kitapları hakkında bir fikir edindikten sonra diğer kitaplarını mutlaka okumaya karar verdim. O yüzden bu kitap benim için önemli bir okuma oldu.

Neymiş efenim, tek kitaba dayanarak önyargılı olmamak lazımmış. :)

30 Haziran 2017 Cuma

Karanlığın Günü

         


         Karanlığın Günü
         Leyla Erbil
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

            “1959’da okuduğum ilk kitabı Hallaç’tan bu yana Erbil’in yazarlığına hayranım. Türkçemize, pek az yazara nasip olan devrimci üslup ve görkemli imgelem getirdi. Yapıtlarının bazılarında James Joyce’a benzer biçimler, Faulkner’i andıran biçem öğeleri vardı. Camus gibi, başkaldırıyı bir tür yaratıcı sanat düzeyine çıkardı. Marx’tan ve Freud’dan esintiler, Beckett’ten sesler getirdi. Ama, hiçbirini taklit etmedi. Leyla Erbil, yaratıcı serüveninde daima özgün kaldı. Türk öykü ve romanının olağanüstü bir özgünüdür o.
            Adındaki harflerle başlayan terimler ne berrak tanımlıyor yazar kimliğini:
            L- Lirik
            E- Etik, estetik, efsane, evrensel
            Y- Yenilik, yürek, yanardağ
            L- Lav
A-   Aşk, akıl, adalet, ahlak, anıt
E- Efsunlu, erdemli, ebemkuşağı
R- Rengârenk, ruhi
B-   Bireysel, bağımsız, bilinçli, bilge, büyüleyici,
İ- İçli, idealist, insan
            L- Liyakatli, her övgüye layık

Leyla Erbil, edebiyatımızın tahtındadır, başımızın tacıdır. O, “Tuhaf Bir Kadın”… “Karanlığın Günü’nü aydınlattı. En güzel “Mektup Aşkları”nı yazdı. “Eski Sevgili”leri yeniden aşık etti. “Gecede” ve gündüzde okurlarını yüceltti. Kötülükleri ve haksızlıkları “Hallaç” pamuğu gibi attı. Kendini dev sanan nice yazarlar, onun yanında “Cüce” kaldı. Aklımızdan ve kalbimizden uçurduğu “Zihin Kuşları” için minnettarız ona…”
                                                                                                                      Talat Sait Halman

Ankara’ya Japonca sınavına giderken yanıma almıştım bu kitabı. İlk 50 sayfasını çok merak ederek okusam da sonrasında cinnet geçirme seviyesinde okudum diyebilirim. Bu aralar sonu bir yere bağlanamayan kitaplardan yana gidiyor şansım. Bu da öyleydi bana göre ve açıkçası çok da zevk almadım bu okumadan. Kitap bana göre sanrılardan ibaretti. Sevmediğim bir okuma oldu açıkçası.
         Ayrıca yazarın kendince geliştirdiği imla kuralları da –bence- gereksizdi ve benim okumamı biraz yavaşlattı.
        

14 Kasım 2014 Cuma

Yakılmamış Mektuplar

         


         Fatma Cevdet Hanım’dan İhsan Bey’e Yakılmamış Mektuplar
         Hazırlayan: İ. Bahtiyar İstekli
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

         1920 yılının mayıs ayında Tıbbiye öğrencisi İhsan, ortak bir tanıdıkları aracılığıyla Fatma Cevdet’e bir zarf yollar. Bu zarf iki gencin arasında üç yıl sürecek bir mektuplaşmayı başlatır.
         Fatma Cevdet ve İhsan dönemin koşulları gereği kısıtlı şartlar altında görüşür, sevgilerini büyük ölçüde bu mektuplar aracılığıyla ifade eder ve yaşarlar.
         Tiyatrolar, konserler ve sinemalarda görüşme imkanı da bulurlar. İkisinin pek çok dostu da bu kültür çevresinde faaldir:
         Muhittin ve Necmettin Sadık Sadak, Melek Celal, Selami İzzet Sedes, Ali Rıfat Çağatay, Mesut Cemil, Münir Nurettin Selçuk, Celal Sabir Erozan, Kemal Niyazi Seyhun, Karl Berger ve Paul Lange’nin adları mektuplarda sıkça geçer.
         İşgal İstanbul’unda başlayan ve şehrin kurtuluş günlerinde biten bu uzun mektuplaşma, hem son Osmanlı döneminde yetişmiş iki gencin duygu dünyasına hem de İstanbul’un gündelik hayatına benzersiz bir pencere açıyor…
         (Arka kapak)

         Bu kitabın çıkmasını o kadar çok bekledim ki… 2009 ya da 2010 olmalıydı. Çevirmeninden birkaç mektubu ve olay örgüsünü dinlemiştim. O zaman çok heyecanlanmıştım. O zamanlar Osmanlıca okumayı bilmiyordum bu arada. Ama kafama koymuştum öğrenmeyi. Sanırım –nerede olduğunu bilmesem de- bir adet de kartpostal var elimde Fatma Hanım tarafından yazılan.
         Kitap Kasım 2013te çıktı. Ben bir süre başlayamadım kitaba. Elim gitmedi bir türlü. Sonra başladım ama büyük aralar verdim okurken. Az önce de bitirdim. Sonunda bitti diyorum hatta.
         Olayı ve sonunu bildiğimden olsa gerek çok heyecanlanarak okumadım.
         İnternetteki yorumları güzeldi ama. Tanınan çevrelerce olumlu eleştiriler aldı zannımca.
         O zamanın şartlarını da güzel yansıtıyor. Mektup okumaktan hoşlanıyorsanız tavsiye ederim.
         Bu da adıma imzalandı.


         

25 Ekim 2014 Cumartesi

Şiir Hikâyeleri

         


         Şiir Hikâyeleri
         Haluk Oral
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
        
         “Haluk Oral, gerçekten de ilgi çekici bir edebiyat arkeologu. Bizim okuyup da geçtiğimiz, sadece bir şiir, bir öykü olarak baktığımız metnin ardındaki gizler, yazılma nedenleri, esin kaynakları onun araştırma alanıdır. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Oral’ın verdiği bilgilerden sonra, o şiire, zenginleşmiş, çeşitlenmiş bir açıdan bakarsınız. Ünlü şairlerinin biyografilerine baktığınızda, o yapıtı niçin, hangi etkilerle yazdığını öğrendiğinizde şiiri onun edebiyat serüveni içinde bir yere oturtursunuz.
            Şiir severseniz, bir şiirin serüvenini, en doğru yazılışını öğrenmek isterseniz bu kitabı okumalısınız.(…)”
                                                                                                                     Doğan Hızlan
            Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı kimdir? Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı Destanı’nın geçirdiği değişiklikler… Ahmet Arif ve tek kitabı olarak 60 baskı yapan Hasretinden Prangalar Eskittim… Melih Cevdet Anday’ın Tohum’u ilk nerede yayınlandı? Orhan Veli’nin divan çeşnisinde bir şiiri olarak Efsane… Kaldırımlar ve Nezip Fazıl’ın şair yaşamı… Orhan Veli’nin Sere Serpe uyuyan ilhamı… O Belde için bir sadeleştirme çalışması… Yahya Kemal’den Salim Rıza’ya bir rubai… ve Tutunamayanlar…
                                                                                              Haluk Oral’ın kaleminden…
            (Arka kapak)

         Bu kitabın benim için önemi büyük. Yani bu kitap yıllar önce elime geçtiğinde başladım ben imza koleksiyonu yapmaya. Haluk Oral’da bir imza koleksiyoncusu zaten. O günden beri de imza koleksiyonu yapıyorum ben de. Tabii ki o zaman da okumuştum kitabı ama yeniden okumak istedim. Balıkesir’den dönerken de yanımda getirdim.
         Kitapta o çok ünlü şiirlerin yazılış hikayeleri var. O yüzden çok ilgimi çekiyor kitap. Kendimi yakın hissettiğim dünyaya dokunabiliyorum kitap bitinceye kadar. Belki ileride yeniden okurum, kim bilir.


         Tabii ki bu kitap da yazarından imzalı. :)

9 Ekim 2014 Perşembe

Önce Çocuklar ve Kadınlar

         


         Önce Çocuklar ve Kadınlar
         Sunay Akın
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

         Önce Çocuklar ve Kadınlar mı? Önce Kadınlar ve Çocuklar mı? Ya da kimse bu gemiyi terk etmek istemez mi?
            Sunay Akın tarihimizin kıymetli batıklarını: gemilerini, şairlerini, gezginlerini, aşıklarını vd. okurunu saran, sarmalayan üslubuyla adeta karaya çıkarıyor kaleme aldığı öykülerde. Bu kitabı okurken çalan çanları, acele içinde koşuşturup bağıran miçoları ve hatta ayaklarınızı ıslatan dalgaları bile fark edemeyebilirsiniz…
            Telaşa lüzum yok, bu gemi hiç batmaz!
            “Heybeliada’da bulunan Deniz  Harp Okulu’nun öğrencileri, her sabah martı çığlıkları altındaki rıhtımda sıraya dizilirler. Bölüğün sağında yer alan uzun boyluların en arkasında Darüşşafaka’dan gelen, Yetim Orhan durmaktadır. Onun önünde ise cephede şehit düşen bir subayın oğlu olan Niyazi görülür. Niyazi’nin önünde tanınan biri vardır: Osmanlı sultanının yeğeni, Prens Vahit… Ve en ön sırada, Nazım Hikmet, okul limanın bulunduğu koya demirli, bir zamanlar resmini yaptığı Yavuz Sultan Selim kruvazörüne bakmaktadır…”
            (Arka kapak)

         Daha önce Sunay Akın’ın Kız Kulesi’ndeki Kızılderili kitabını okumuştum. O kitapta da Kızılderililer ile ilgili bilmediklerimizi yazmıştı.
         Bu kitapta da batıklarla, gemilerle ilgili bilmediklerimizi yazmış. Klasik Sunay Akın tarzı diyeceğim çünkü nedense iki kitapta da beni çok sarıp sarmalamayan bir yan vardı.
         Doğu turundayken okuyup bitirdiğim bir kitap bu da. Yoklukta iyi gitti doğrusu, itiraf edeyim. Tunç isimli bir arkadaştan ödünç almıştım. Belki şartlar farklı olsaydı kısa sürede bitiremeyebilirdim yani. Çünkü bazı yazılar birbirinin tekrarı gibi ve bu da beni çok sıkıyor.
         Söylemeden geçemeyeceğim. Bir de arka kapak yazısındaki “öykü” söylemi canımı sıktı biraz. Bence öykü denilemez bu yazılara ama neyse…

         Yine de okuyun…