Ataç Kitabevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ataç Kitabevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2017 Pazartesi

Milena'ya Mektuplar

                  


         Milena'ya Mektuplar
         Kafka
         Çeviren: Adalet Cimcoz
         Ataç Kitabevi

         Franz Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektupları birleştiren bu kitap umutsuz bir aşkın yarattığı korkunç acıları yansıtmaktadır.
            Büyük sanatçının kişiliğini ve felsefesini bütün içtenliği ile belirdiği bu unutulmaz eserin üçüncü baskısını yayınlamakla onur duyuyoruz.
            (Arka kapaktan)

         Kafka ile ilgili yazılmış her kitaba, söylentiye, kurguya bayılıyorum. Ama Kafka’nın kendi eserlerini müthiş sıkıcı buluyorum ve okurken kendimi yerden yere atıyorum adeta. Kitapları hiç akmıyor, ilerlemiyor benim elimde.
         Milena’ya Mektuplar’a da yıllar önce başlayıp, sıkıntıdan devam edememiştim. Ama bu yıl yarım kitaplarımı da okuyup bitirmeye çalıştığım için yeniden okumayı deneyeyim dedim ve evet, bu kez inat edip bitirdim.
         Okurken yine çok sıkıldım. Kafka’nın gözünden gördüğüm Milena’ya kızdım. Kocası var ve kocasını seviyor. Bir de Franz Kafka var ve onu da seviyor. Bu beni çok sinirlendiriyor doğrusu. Tabii sadece Kafka’nın yazdığı mektupları okuduğumuzdan, Milena’nın yaşadığı dünyayı ve hislerini tam olarak bilemiyoruz. Bunu da belirtmek isterim.
         Ama kitabın sonuna Kafka’nın arkadaşı olan Max Brod’un yayınladığı mektupları da eklemişler. Bu mektupları Milena, Max’e yazmış. Mektuplar, Kafka hakkında. Açıkça söylemek gerekirse kitapta en beğendiğim bölüm de burası oldu. Milena’nın dili Kafka’ya göre daha akıcı geldi bana.
         Siz bu kitabı okudunuz mu İnstagramda paylaştığımda birkaç kişi de benim gibi sıkıldığını söyledi. Siz nasıl buldunuz kitabı?
         Az daha unutuyordum. Kitabım çevirmeni Adalet Cimcoz tarafından imzalı. :) İmzalı kitap koleksiyonumun güzel bir parçası bu kitap da. :)


27 Ekim 2012 Cumartesi

İçe Kapanış


         Derdim, yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
         Akşam olsa diyordun; işte oldu akşam,
         Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
         Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

         Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
         Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte
         Toplasın acı meyvesini nedametin
         Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

         Bak göğün balkonlarından geçmiş seneler
         Eski zaman esvaplariyle eğilmişler;
         Hüzün yükseliyor, güler yüzle, sulardan.
        
         Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
         Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
         Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

         Charles Baudelaire
         Çeviren: Sabahattin EYÜBOĞLU
         İçe Kapanış kitabından, sayfa: 14 - 15

26 Ekim 2012 Cuma

İçe Kapanış














         İçe Kapanış
         Charles Baudelaire
         Ataç Kitabevi

          Baudelaire’in kurduğu şiir üzerinde en gerçek yargıyı gene Baudelaire’in şiirleri veriyor. Les fleurs du Mal yayınlandıktan sonra, geçen yüzden fazla yılın alıp götürmelerinin uzağında kalan bu kitap, o nesilden-nesile, dilden-dile etkisini, havasını, canlılığını sürdüren şiirlerle zaman aşımına uğramaz niteliğinden bir şey kaybetmiyor.
         Bu kitaptaki şiirleri çevirenlerin Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Sabri Esat, Ahmet Muhib, Sait Maden, Sabahattin Teoman, Can Yücel, Ferid Edgü olması şiirlerin dilimizdeki değeri hakkında bir fikir vermiyor mu?
         (Arka kapaktan)

         İçinde otuza yakın şiir bulunan bu küçük kitabın aslında başı çok kalabalık. Baudelaire sever misiniz bilemiyorum ama çoğu şairimizi hatta yazarımızı derinden etkileyen bu şairi ben es geçemiyorum doğrusu. Çoğu bildiğim, daha önce okuduğum şiirlerdi. Yeniden okumak iyi geldi doğrusu.
         Diğer postlarımda sevdiğim birkaç parçayı da paylaşacağım.

25 Ekim 2012 Perşembe

Duvar




        Duvar
         Jean Paul Sartre
Ataç Kitabevi

21 Haziran 1905 yılında Paris’te doğdu.
1907: Babasının ölümü.
Bu ölümden sonra, IV. Henri Lisesi’nde ilk öğrenimini yaptı.
1916: Annesi yeniden evlendi.
1917 -  19: Rochelle Lisesi.
1924 – 28: Ecole Normale yılları.
1929: Bitirme.
Ekim 1929 – Ocak 1931: Tours’da askerlik.
Şubat 1931: Havre’da felsefe öğretmeni.
1931 – 32 – 33: Havre.
1933 – 34: Berlin’de, pansiyoner.
1934 – 35 – 36: Havre.
1936 -  37: Lion. Haziran’da, Duvar (öyküler) ın çıkışı.
1937 – 38 – 39: Pasteur Lisesi. Bulantı’nın çıkışı. (1938)
21 Haziran 1940: Padoux’da tutuklu.
1 Nisan 1941: Kurtuluş.
1941: Pasteur Lisesi.
1942 – 43 – 44: Condorcet Lisesi. 1943: Sinekler.
1945: Gazeteci olarak, Amerika’ya yolculuk.
1946 ve sonrası: Bir yığın yolculuk: Amerika, Afrika, İzlanda, İskandinavya, Rusya, v.b…
(Arka kapaktan)

Jean Paul Sartre’yle ilk tanışmam lise yıllarımın başlarına denk gelir. O zaman kitaplarından birini değil de hayat hikâyesini okumuştum bir kitaptan. O günden sonra da izini sürmeye başladım.


Duvar isimli bu öykü kitabı kütüphanemdeki çoğu kitap gibi hediye geldi bana. Oldukça eski bir kitap. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi ikinci baskı. İlk baskısı 1959 yılında yapılmış olup ikinci baskısı da 1964 yılında yapılmış. Eski olduğu için dikkatli okumak gerekiyor biraz zira yaprakları kopmaya çok müsait.
80 sayfalık bu küçük kitabı çok severek okudum. İçinde üç adet öykü var. Duvar, Oda ve Erostrate.
Her Sartre kitabı gibi güzel ve okunabilir bir kitap bence. Öykülerden bahsetmek istemiyorum zaten kısa öyküler olduğu için.
Ama son hikâye, Erostrate’de Efes tapınağını yakan Erostrate’den bahsediliyor. Ki hikâye de adını ondan almış zaten. Bu benim için güzel bir tesadüftü turizmci olduğumdan.