*Şimdi neden bu kadar çok sevdiğimi
anladım, çünkü kendim ölmüştüm ve yalnızca başkalarının canlılığını
algılayabiliyordum.
*Nihayet yağmur başladı. Bu sabah artık
yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği
için. Onun acısı yüreğimi ağrıtıyor.
*Bugünden sonra acıyı mutluluk olarak
tanımlayacağım.
*Her sabah yepyeni bir dünyaya
kalkıyorum. Her akşam dünyanın bütün yorgunluk acı ve çelişkileriyle dayanamaz
duruma geliyorum.
*Unutma: Dostların hep yazarlardı. Öyle
de kalacaklar. Bir adam ve bir çocuk. Yaşamının en büyük raslantıları.
*Yalnız yaşı olmayan ve dünyalarını
kendi içlerinde taşıyan insanlara dayanabildiğimi görüyorum.
*Bir şeyin değişeceği beni ürkütüyor,
bir şeyin değişmeyeceği de.
*Olaylar ve düşünceler, kafamın içinde
sürekli acılar olarak birikti.
*Yalnızca seninle yatarken sadığım
sana. Bu bile fazla.
*… Biz mutlu isek, mutlu olmayı
istediğimiz ve bunun için çaba harcadığımız için mutluyuz.
*Yaşadığım anların, onları yaşarken anıya
dönüştüğünü algılar, onları yaşarken anılaştırırdım. Sonra bunu en güzel
biçimde Savinio’da okudum: “Yaşanan an da
anı olacak.”
*Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe
yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur.
*Kültür bir şeye cesaret edebilme sorunudur.
Okumaya cesaret edebilme, bir görüşe inanmaya cesaret edebilme, görüşlerini
açıklayabilme cesaretidir.
*Güç ve korku her zaman yan yanadır.
*Ben, belli bir ülkesi olmayan
insanlardanım.
*İnsanın ana dilini yitirmesi, öz
kişiliğinin yıkılması demektir.
*Dünyanın
acısı olmasaydı taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının bir anlamı
olmazdı.
*İnsanın
kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur.
*İnsanın
başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak
istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir.
*Herhangi
bir yerde, herhangi bir zamanda yaşamım bitti. Bilmiyorum, nerede, ne zaman. Ve
işte o bittiği yerde başladı. Acının sonunda. Acı ile.
*Bittim,
yaşamımı kapattım.
Tezer
Özlü’nün Kalanlar adlı kitabından
