Metis Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Metis Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2020 Cuma

Dünyaya Orman Denir

 


Dünyaya Orman Denir

Ursula K. Le Guin

Çevirmen: Özlem Dinçkal

Metis Yayıncılık

 

Ağaçlarla kardeş gibi yaşayan ve düşleri en az bizim gündelik yaşamımız kadar gerçek olan bir ırk, kendini “gerçekçi” Arz’lılara karşı nasıl savunabilir? “Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için; bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli bir patronun sekterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum; yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield’in ve Dement’in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama patron ekolojik dengenin tahrif edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilesinden bahsetmek istiyordu. Ahlak ders veren öyküleri pek sevmek, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değildir. Madem bir kere ahlak dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirim bir tek. Don Davidson olmak Raj Lyuboy olmaktan daha da acı vericidir.”

(Arka Kapaktan)

 

Hainli Döngüsü’nden okumaya devam ediyorum. Dünyaya Orman Denir de insanlar Arz’daki kaynaklarını tükettikten sonra kaynak üretebilecekleri yerler aramaya başlarlar ve yaratıkçık dedikleri varlıkların ülkesine gelirler. Bunlar kendilerine insan, düş dünyaya gerçek dünya, Arz’dan gelenlere ise Devadam diyen savaşmayan, devlet ve yönetimleri olmayan küçük, yeşil tüylerle kaplı varlıklardır. Sürekli ama sürekli bir ağaç kesim işi olur. Ağaçları Arz’a götürmek için istiflerler, açılan araziye fiberotu ekilir. Yaratıkçıklar köleleştirilir.

Ama bir şeyler olur. Bu yaratıkçıklar ile iletişim kurabilmek için birbirlerinin dillerini, kültürlerini öğrenmek gerekir. Yaratıkçık Selver de öğrenir; Devadamların dilini, yaptıklarını, asıl yapmak istediklerini, onlara göre insanın ne olduğunu, insanın kazanmak için neler yapabileceklerini…

İnsan hep kötü. Gittiği yere yıkımla, kötülükle gidiyor. Gerçek yaşamı geçtim kitaplarda bile bu böyle. Sevmiyorum. Bu her şeyin üzerinde sonsuz hak gören yaratığı sevmiyorum.

Not: Goodreads’de Avatar’a ilha olan kitap gibi yorumlar gördüm ama ben film konusunda biraz kıt olduğum için o kısmını bilemeyeceğim.

 


21 Haziran 2018 Perşembe

Mahrem


         


         Mahrem
         Elif Şafak
         Metis Yayınları
        
         Görmeye ve görülmeye dair bir roman...
         Gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakınında görmek istemez.
         Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka “gözbebeğim!” diye hitap edilir.
         (Arka kapaktan...)

         Bu kitaba yıllar önce birkaç kez başlayıp devam edemeyip bırakmıştım. O minübüste iki kişilik yer parası ödeyip sonra yanına biri oturunca içinden bıdı bıdı konuşan şişman kadın beni benden almıştı. O yüzden okumayı bıraktım. Ama yarım bıraktığım için de sürekli aklımın bir yerlerinde duruyordu kitap. 
Aslında Elif Şafak okumayı sevmem. Lisede Baba ve Piç'i okumuştum ve sanırım hala tek sevdiğim kitabı da o. Bu kitap ise başka bir kitabıyla birlikte Aşk'ın çıktığı zaman geçmişti elime. Millet nasıl kırılıyor Aşk'ı okumaktan, birden Türkiye'nin yarısı Elif Şafak hayranı olmuştu hatta. Liseden bu yana bir sürü kitabını okudum Şafak'ın ve anladım ki gerçekten bana hitap etmiyor. Bir kere tasavvuf, mitoloji, din konularını sürekli işlemeye çalışmasını çok yapmacık buluyorum. Kendisi gibi birkaç yazar daha var. Baktılar satıyor kitaplar, her yazdıklarına biraz serpiştiriyorlar. Ama ol-mu-yor. Olmuyor işte. Harmanını mı güzel yapamıyorsunuz artık bilemiyorum ama homojen olmuyor hiçbiri. 
Görmeye ve görülmeye dair bir roman diye yazılmış arka kapağa. İki farklı olay örgüsü var kitapta. İkisi de görmeyle alakalı. Ama sinir olduğum şey o iki olayın birbiriyle alakasızlığı. Sonunda birbirine bağlayacak herhalde diyorum ama yok. YOK. 
Sevmedim yine. Ama kitap imzalı. İmza koleksiyonuma bir nefer işte. 😊

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Oyun Dürtüsü


         


         Oyun Dürtüsü
         Juli Zeh
         Çeviren: Itır Arda
         Metis Yayınları 

         “Bu, lanet olası bir aşk romanı değil!”
         “Ne peki?”
         “Sıradan hayat.”
         Kartallar ve Melekler ile tanıdığımız Juli Zeh bu romanında, fikirlerin, ideolojilerin, dinlerin, barışa inancın, insan haklarının ve demokrasinin yerine pragmatizmi koyan iki özel okul öğrencisinin öyküsünü anlatıyor. İnsanların kalan son varoluş şeklinin de bu oyun olduğunu düşünen Alev ile “nitelik edinmeyi” gereksiz bulan, aptallığa duyduğu nefreti zehir gibi sözlerle dile getiren Ada’nın öyküsünü...
         Juli Zeh, “iyi-kötü” ayrımının yerini “işlevsel-işlevse olmayan” ayrımına bıraktığı, ahlakın bir endüstri normuna dönüştüğü ve gerçekliğin kendi kopyalarını taklit ettiği çağımızda, insani bir şey hissedebilmek için kalp piline gerek duyan neslin bu iki üyesini anlatırken, bir yandan da Greenpeace ile El Kaide, Hollywood ile 11 Eylül arasındaki paralelliklere işaret ederek dünyamızın bugünkü durumuna, toplumların yapısına ve insanlar arasındaki ilişkilere alışılmışın dışında bir bakış açısı sunuyor. Hukuk eğitimi de görmüş olan ve gerek analiz yeteneği gerekse üslubu ile eleştirmenlerin takdirini kazanan yazar, kitabında değişen zaman karşısında değerler ve yasaların konumunun yanı sıra adalet, hukuk, dil ve gerçeklik kavramlarını da sorguluyor.
         (Arka kapaktan...)

         Bu kitabı en son ayrıldığım iş yerinden bir arkadaşım hediye etmişti. Hep okumak istiyordum ama kalın diye de bitiremezsem diye de bir korkum vardı. Nitekim öyle de oldu. Nisan ayında okumaya başlayıp mayısta bitirebildim.
         Uzun zamandır çok sevemediğim kitaplar okuduğum için bu kitaba başlayınca biraz şaşırdım. Hatta büyülendim diyebilirim.
         Ada ve Alev’in hikayesini anlatıyor kitap. Aklınıza gelebilecek her türlü düşüncenin, ideolojinin yerine pragmatizmi koyuyor bu çocuklar. Ve bunun yanında da müthiş bir umursamazlık hakim hallerinde.
         Her eylemi bir oyun dürtüsü olarak gören Alev yüzünden bazı işlere kalkışıyorlar ve sonu biraz değişik bitiyor. Aslında tam olarak da böyle planlanıyor ama yine de insan başka bir şey olur da o son yaşanmaz diye bekliyor nedense.
         Ve son bölümde de harika bir savunma vardı Ada tarafından yapılan. En çok o kısma bayıldım desem yalan olmaz. Yani neredeyse 16 yaşına girmiş olan kızdan böyle bir savunma gelmesi. Harikaydı. Tek kelimeyle harikaydı.


27 Mart 2018 Salı

Öteki Rüzgar


         


         Öteki Rüzgar
         Ursula K. Le Guin
         Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
         Metis Yayınları

         “Yerdeniz’e yeniden gidip onu hala hatırladığım haliyle bulmak, ama değiştiğini ve değişmekte olduğunu görmek beni çok memnun etti.” Ursula K. Le Guin
         Yerdeniz’in son kitabı Tehanu’nun yazılışından on yıl sonra tanıdık topraklara dönüyor Ursula Le Guin. Kaldığı yerden devam ediyor hikayesine ama bir yandan ta başından başlıyor. Öteki Rüzgar’da yepyeni karakterlerle tanışırken bildiğimiz karakterlerin de bilmediğimiz yönlerini öğreniyoruz. Le Guin’in aşinayı yabancı, olağanı olağanüstü kılan yazarlık gücü sayesinde büyü üzerine, sonsuzluk üzerine, sonra daha basit şeyler, mesela yaşam ve ölüm üzerine uzun bir yolculuğa çıkıyoruz.
         (Arka kapaktan...)

         Metis Yayınları’ndan altı kitap olarak çıkan bu seriyi bitirdiğim için çok üzgünüm. Gerçekten sonsuza kadar okuyabilirdim bu seriyi. Belki Ursula’yı kaybetmemiş olsaydık yine yazardı ama işte... Ursula da artık hür.
         Bu kitapta yaşamla ölümü bir arada görüyoruz. Diğer beş kitapta da aynı eksen üzerinde ilerliyordu ama bu kitap bambaşkaydı. Bir kere farklı karakterler dahil oldu kitaba ve çok değişik birleşmeler oldu. Çok büyük bir merakla okudum yine.
         Ursula, bundan sonra hep hayatımda olacaksın canım. Senin için bilimkurgu kitaplarına bile alışabilirim sanırım. :)

22 Mart 2018 Perşembe

Yerdeniz Öyküleri


         


         Yerdeniz Öyküleri
         Ursula K. Le Guin
         Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
         Metis Yayınları

         Ursula K. Le Guin’in klavuzluğunda, Yerdeniz Takımadaları’nda yeni bir geziye çıkıyoruz. Yerdeniz dizisinin son kitabı olan Tehanu’dan on iki yıl sonra yayımlanan bu beş öykü, takımadaların dört bir yanında dolaştırıyor bizi; Roke’taki Büyücülük Okulu’nun kurulmasından başlayıp, Ged’in gidişinden sonra Okul’da gerçekleşen değişimlere kadar geniş bir zaman yelpazesinde, Yerdeniz’in erkekleri, kadınları ve ejderhalarına dair, isimlere ve büyülere dair yepyeni masallar okuyoruz Yerdeniz Öyküleri’nde...
         (Arka kapaktan...)

         Bu kitap çok geniş bir alana yayılmış. Tüm takımadaların hikayaleri bile diyebiliriz bence bu kitaba.
         Büyücülük Okulu’nun nasıl oluşturulduğunu falan çok merak ediyordum. Her şeyin başlangıcını yani. Yine çok severek okudum. Ama bana biraz az geldi. Keşke biraz daha uzun olsaydı. Yani daha fazla hikaye olsaydı içinde.
         Artık seriye ait son bir kitap kaldı elimde. Ama okumak ve okumamak konusunda çok kararsızım. Okumak istiyorum çünkü deli gibi merak ediyorum. Ama bir yandan da bitmesin diye okumamak da istiyorum. Bir değişik ruh halleri işte.

9 Şubat 2018 Cuma

Tehanu


        


         Tehanu
         Ursula K. Le Guin
         Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
         Metis Yayınları
        
         “Yerdeniz Üçlemesi’nin son kitabı En Uzak Sahil, düşlemeyi bıraktığım bir düş gibiydi. Ve düşlemekten uzun süre vazgeçmedim. Tehanu böyle ortaya çıktı: Ged’in kendi hayatının nasıl sona ermesi gerektiği konusunda yanıldığını ve bana Yerdeniz’in gerçekten son kitabında klavuzluk edecek kişinin Tenar olduğunu keşfetmek çok hoş bir sürpriz oldu. Üçleme’ye eklediğim bu yeni sona “Olsun da Geç Olsun” adını da koyabilirdim.” – Ursula K. Le Guin
         (Arka kapaktan...)

         Şubat ayında Sabit Fikir Okuma Grubumuz ile Ursula K. Le Guin’in başka bir kitabını okuyacağımız için Yerdeniz serisine bir ara vermek istemiştim. Ama o kadar çok merak ediyorum ki diğer kitaplarda ne olacak diye, dayanamayıp dördüncü kitap Tehanu’ya da başladım. Aslında Ocak sonunda başladım ama Le Guin’in ölüm haberini alınca açıkçası çok elim gitmedi bir ara. Sonra yeniden başladım.
         Yine çok heyecanlı bir kitaptı bence. Üstelik de sonu çok şaşırtıcıydı. Şimdi de beşinci kitabı çok merak ediyorum ama okuma grubumuzun kitabı pek ilerlemediğinden başlamak da istemiyorum. Karışık duygular içindeyim.

29 Ocak 2018 Pazartesi

En Uzak Sahil


         


         En Uzak Sahil
         Ursula K. Le Guin
         Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
         Metis Yayınları

         “En Uzak Sahil ölüm hakkında. Onun diğerlerinden daha zayıf kurgulu, daha tutarsız ve eksik olması da bu yüzden. İlk iki kitap yaşadığım ve anlattığım şeyler hakkındaydı. En Uzak Sahil’de konu edilen şeyi ise yaşayıp atlatamazsınız. Bu bana genç okurlar için  çok uygun bir konu gibi gelmişti, çünkü çocuk yalnızca ölüün varolduğunu değil –çocuklar ölümün yoğun bir biçimde farkındadırlar- kendisinin de ölümlü olduğunu, öleceğini anladığı anda, çocukluk biter ve yeni hayat başlar. Bu da büyümedir, ama daha geniş bir bağlamda.” – Ursula K. Le Guin
         (Arka kapaktan...

         Kendimi durduramıyorum. Sürekli bu seriyi okumaya devam etmek istiyorum.
         En Uzak Sahil beni hem çok geren hem de çok korkutan bir kitaptı. Deli gibi bir merakla ama çok da korkarak, kötü bir şey olmasın diye dua ederek okudum. Ursula’nın da dediği gibi bu kitapta çocuk ölüm ile tanışıyor. Tam olarak tanıyor yani artık.
         Seriyi hala çok merak ediyorum. Okumaya devam edeceğim.
        


19 Ocak 2018 Cuma

Atuan Mezarları

         

         Atuan Mezarları
         Yerdeniz II
         Ursula K. Le Guin
         Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
         Metis Yayınları

            “Atuan Mezarları’nın konusu tek kelimeyle söylemek gerekirse cinselliktir. Kitapta bir sürü simge var, tabii ki yazarken bunları bilinçli bir şekilde çözümlemedim; bu simgelerin hepsi cinsel simgeler olarak okunabilir. Daha açık söylemek gerekirse kitabı bir kadının büyümesi olarak okuyabilirsiniz. Temalar, doğum, yeniden doğum, yıkım ve özgürlük.” – Ursula K. Le Guin
            (Arka kapaktan…)

         Yerdeniz Büyücüsü’nü bitirince büyük bir merakla Atuan Mezarları’na başladım. Bu kitap serinin ikinci kitabı. Fakat ilk kitap büyük bir tempoyla giderken Atuan Mezarları daha ilk sayfadan çok durgun gideceğini açık etti. Durgun da demeyelim de sanki karanlıkta kalmış, soğukmuş gibi bir his sarmıştı içimi.
         İsmiyle ve konusuyla bağlantılıymış diyorum şimdi. Baştan sonra doğru değilde sondan direkt olarak bütüne bakınca güzel bir kitaptı bu da. Büyücü, Atuan Mezarları’nda dolanıyor bu kez desem kesinlikle spoiler olmaz bence çünkü zaten seri Yerdeniz serisi. :) Ama itiraf ediyorum ki hem çok acayip hem de çok ürkünç bir yermiş burası. Bu kitapta daha fazla korktum. İlk kitapta beni korkutan o his/şey bu kitapta daha yoğun ve güçlüydü.

         Açıkçası serinin üçüncü kitabına başlayıp başlamama konusunda kararsızım şu an. Çünkü şubat ayında da Le Guin’den (bu seriye ait olmayan) başka bir okuma daha yapacağım. Birden bire bu kadar çok okursam bu beni yorar mı diye endişeleniyorum. Çünkü şubat ayındaki o okuma katıldığım bir kitap kulübü için olacak. Açıkçası şimdi sıkılıp o zaman zora düşmek de istemiyorum. Kararsızım yani. /

Yerdeniz Büyücüsü

         

         Yerdeniz Büyücüsü
         Yerdeniz I
         Ursula K. Le Guin
         Çeviren: Çiğdem Erkal İpek
         Metis Yayınları

            “Sanırım Yerdeniz Büyücüsü’nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yaşımda tamamladım  -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek.” – Ursula K. Le Guin
            (Arka kapaktan…)

         Ali bu Yerdeniz serisini okudu. Altı kitaptan oluşan fantastik bir seri bu.
         Ben çok fazla sevmiyorum bilim kurgu ya da fantastik kitaplar okumayı ama yine de merak etmekten de kendimi alamıyorum. Bu seriyi okurken mesela meraktan öldüm diyebilirim. O yüzden başladım ben de artık okumaya.
         Yerdeniz Büyücüsü, Le Guin’in de dediği gibi Büyücü’nün büyüme hikayesini anlatıyor. Büyücü oluşunu ve büyümesini.
         Kitabın başlarında bir olay yaşanıyor ve kitabın sonuna kadar o olay devam ediyor ya da etkileri insanın peşinden gelmeye devam ediyor diyeyim. Benim his ya da görsel olarak korktuğum bazı ögeler vardır. Stephen King’in kitaplarında da zaman zaman yaşarım o duyguyu ve o yüzden de korkarım. Beni huzursuz eder. Bu kitapta da o olay yüzünden biraz korktum. Belki de bilinçaltımda bir yerlere değindi bilemiyorum.
         Aslında kitap bir sonuca bağlanarak bitmiş olsa da seri olduğundan sonrasında ne olacağını merak ediyorum. Çok merak ediyorum.

         

12 Kasım 2017 Pazar

Can

         


         Can
         Andrey Platonov
         Çeviren: Günay Çetao Kızılırmak
         Metis Yayınları
        
         “Biliyorum o halkı ben, orada doğmuştum,” dedi Çagatayev.
            “Bu yüzden gönderiyorlar ya seni oraya,” diye açıkladı sekreter. “Ne denirdi o halka, hatırında mı?”
            “Bir şey denmezdi,” diye yanıtladı Çagatayev. “Ama kendi kendisine kısa bir ad vermişti.”
            “Nasıl bir ad?”
            “Can. Ruh ya da tatlı hayat anlamında. O halkın, ruhundan ve kadınların, anaların ona bağışladığı tatlı hayatından başka hiçbir şeysi yoktu – halkı doğuran analardır çünkü.”
            Sekreter kaşlarını çattı ve kederlendi.
            “Demek varı yoğu göğsündeki yüreğiymiş, o da çarptığı sürece…”
            “Sırf yüreği,” dedi Çagatayev onaylayarak, “bir tek yüreği; vücudunun dışında kalan hiçbir şeye sahip değildi. Zaten hayat da onu sayılmazdı, yaşadığını sanırdı sadece.”

            Gerek dili gerekse dünyaya bakış açısıyla sadece çağının değil tüm zamanların edebiyatında apayrı bir yere sahip olan Platonov’un bu kısa romanı, “İnsan ne için yaşar?” sorusu üzerine derin, sarsıcı ve özgün bir tefekkür niteliğinde. Hayata duyulan inancın dönüştürücü gücünün öyküsü Can; açlığın, yokluğun, unutulmuşluğun ve süreğen acının hissizleştirdiği bir halkın uyanışının öyküsü. En tanıdık konuyu bile ilk kez ele alınıyormuşçasına ilginç kılan ve tüm eserleri sadece insana değil, bir bütün olarak doğaya yönelik muazzam bir sevgi ve şevkatle ışıldayan Platonov’un Can’ı, edebiyatseverleri derinden etkileyecek güçlü bir roman.
            (Arka kapaktan…)

         Bu kitabı bir başka kitap ile birlikte iş arkadaşım hediye etmişti. Oldukça merak ederek okudum.
         Adına Can denilen bir halkın hikâyesi anlatılıyor kitapta. Sovyet Birliği’ni övücü söylemler geçse de severek okuduğum bir kitap oldu. Çölde geçiyor olması ise beni asıl çeken noktalardan biriydi. Çünkü ben Sahra Çölü’nü fotoğraflamak istiyorum. Evet, öyle değişik değişik yerleri fotoğraflama hayallerim var. İkincisi ise çevirinin muhteşemliği oldu.
         Aslında bu kitabı okuyalı çok oldu ama yazmayı hep erteledim. Aklımda yazacak çok fazla şey olmasına rağmen şu an fark ettim ki kitap ile ilgili bir çok şeyi kendime saklamak istiyorum. Kitap hala bende bitmemiş ve onu yaşamaya devam ediyorum.





                    

8 Eylül 2017 Cuma

Bazuka

         


         Bazuka
         Aşk, yalnızlık ve şiddete dair hikayeler
         Murat Uyurkulak
         Metis Yayınları

         “İnsanlar çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki o dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor…”
            İki romanından, Tol ve Har’dan sonra Murat Uyurkulak bu kez hikayeleriyle okur karşısına çıkıyor: Tutkular Kitaplığı, Kurtuluş On İki, Kuş Yuvası, Pembe, Şarap, Derviş, Kırmızı, Gülsüm ve kitabın ismine esin veren Aşk, Yalnızlık ve Bazuka.
            (Arka kapaktan…)

         Metis Yayınları’ndan bir alışveriş yaptık geçen gün. Kampanyalı kitaplara bakarken Bazuka’yı gördüm. Murat Uyurkulak da okumak istediğim bir yazar olunca hemen sepete ekledim.

         Hikaye kitabı okumayı çok sevdiğimden bu kitabı da seveceğimi düşünmüştüm. Öyle de oldu zaten. Tek sıkıntım kitabın çabucak bitmesiydi. Güzel hikayeler vardı içinde.

5 Mart 2017 Pazar

Pulbiber Mahallesi

         


         Pulbiber Mahallesi
         Didem Madak
         Metis Yayınları

         Öyle çok şimşek çaktı ki gece
     Ben sonu Z harfi olarak düşündüm
     Son harf olarak
     Ben Zeni düşündüm ahbap.

     Bu basıma eklediğimiz “Ardından” bölümünde şairin kitaplarında yer almamış şiirlerine yer verdik.
     (Arka kapaktan)

         İnsan ne diyeceğini, ne yazacağını bilemiyor. Pulbiber Mahallesi’nin her hüzünlü sokağında ayrı ayrı dolaştım okurken. Didem Madak’ın hüznü tam olarak karşısındakinin içine işlemesi gibi bir yeteneği var bence.
         Bir de kitabın sonuna eklenen “Ardından” bölümünü de çok sevdim. Özellikle de “Yağmur ve Çilingir” şiirini.
         Diğer Didem Madak kitapları için tıklayınız.


3 Mart 2017 Cuma

Ah’lar Ağacı

         


         Ah’lar Ağacı
         Didem Madak
         Metis Yayınları

         Güçlü bir el silkeledi beni sonra
     Sanırım tanrının eliydi,
      Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan
      Çok şey görmüşüm gibi,
      Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
      Ah dedim sonra,    
      Ah!

      İç ses, diye söylendim
      Gel!
     Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.
     (Arka kapaktan)
        
         Mart ayının ilk kitabıyla merhaba;
         Didem Madak’ın daha önce de Grapon Kağıtları isimli şiir kitabını okumuştum. Onun yazısını da buradan okuyabilirsiniz.
         Bu kez de ikinci kitabı olan Ah’lar Ağacı’nı okudum. Diğer kitapta da olduğu gibi Madak’ın hüznünü iliklerinize kadar hissettiğiniz bir kitaptı.

         Didem Madak severler eminim ki çoktan okumuşlardır bu kitabını ama hala okumayanınız varsa tavsiye ederim.

2 Kasım 2016 Çarşamba

Grapon Kağıtları



         
         Grapon Kağıtları
         Didem Madak
         Metis Yayınları

         Bu kitapta yer alan şahıs ve mekanların gerçekle alakaları tamdır. Kahramanları hep yanlış ata oynayanlardır. Kediler, kadınlar, muhabbet kuşları, gözyaşları… hepsi sahiden vardır ve bir dönem yaşamışlardır. Şiirden hazzetmeyenler, Grapon Kağıtları’nı yılbaşı ve diğer ehemmiyetli günlerde evi süslemek için kullanabilirler ya da bir ruh çağırma seansında, inatçı ruhlara seslenen uyduruk şarkılar olarak mırıldanabilirler.
                                                                                              -Didem Madak
            (Arka kapaktan)

         Didem Madak ile tanışma kitabım oldu bu kitap. Elbetteki birkaç şiirini okumuştum orada burada. Ama çok bilgim yoktu açıkçası.
         Şiir ve hüznü seviyorsanız doğru yerdesiniz.
         Diğer kitapları da var elimde. Onları da okuyunca buraya yazısını yazarım.

         Öptüm!

3 Şubat 2014 Pazartesi

Yaz Geçer

         


         Yaz Geçer
         Murathan Mungan
         Metis Yayınları

         Yaz Geçer
            …
            Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
            Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
            Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
            Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
                                             
            İmrendiğin, öfkelendiğin
            Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
            Geçmişim
            Dile dökülmeyenin tenhalığında
            Kaçırılan bakışlarda
            Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
            Zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
            Sense kendini hayatımda herhangi biri sanıyordun, biraz daha
            Fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
            …
                  (Arka kapak)

              Ne zamandır Murathan Mungan’ın bu kitabını okumak istiyordum. Son zamanlarda da sürekli karşıma çıkıyordu internette. Ben de “Artık vaktidir.” dedim ve okumaya başladım.
              En çok da Yaz Geçer şiirini sevdim Mungan’ın.

              Tavsiye ederim.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Hani

         


         Hani
         Oruç Aruoba
         Metis Yayınları             
         Evet, bu kitap da bitti. Daha önce hiç Oruç Aruoba kitabı okumamıştım. Tamam, internette çoğu yazısını okudum ama hiç kitap olarak okumamıştım. Bazı bölümlerinin müptelası oldum diyebilirim. :)
         Zaten ince bir kitap ve yazım dili de gayet akıcı yazarın. Kolayca okuyabileceğinizi düşünüyorum sizin de. Son bölümdeki şiirli felsefeli, hayalli gerçekli kısım ise –gerçekten- yormadan okutuyor kendini.

         Ama bugün bu kitabın başka bir güzel yanı daha var benim için. Dün itibariyle yapmakta olduğum stajım bitti ve bu kitapta staj sürem boyunca (75 gün) okuduğum 17. kitap. :) Kendimi tebrik ediyor, daha fazla kitap okumayı diliyorum. :)

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Bit Palas

      

         
         Bit Palas
         Elif Şafak
         Metis Yayınları
         Bit kadar küçük bir fikir geldi aklıma…
            “Öyle bir şey yap ki, bir daha buraya çöp dökmek istemesinler. Hadi şeker. Beynini çalıştır. Bulursun sen bir şeyler.” dedi rakısını gene benden önce bitirirken.
            Arkama yaslanıp, bir sigara yaktım. Nedense karıncalar yok bu akşam. Soluduğum duman havaya karışırken, aniden, kendiliğinden, küçük, bit kadat küçücük bir fikir geldi aklıma.
            (Arka kapak)

         Şu ara yarım kitaplarımı bitirmek için çabalıyorum. Bit Palas!a da 2009’da başlamışım. O zaman da çok sıkıldığımı hatırlıyorum bu kitaptan. Zaten Elif Şafak’ı hiç sevmem. Ha, hiç mi yok sevdiğim kitabı. Var elbet. Baba ve Piç, bir numaralı kitabıdır benim için. Aşk da fena değildi. Ama diğerleri vasat işte. Sevemiyorum. Ne yaparsam yapayım olmuyor. Sanki o iki kitabı başkası yazmış da bunları da başkası yazıyormuş gibi. Tamamen farklı dillerde kaleme alınmışlar çünkü.
         Neyse sıkıla sıkıla bitirdim sonunda. Bir de Mahrem var elimde Elif Şafak’tan ama onu şu ara okumaya katlanamayacağım doğrusu.

         *Bu arada yine imzalı bir kitap bu da.