15 Temmuz 2017 Cumartesi

April Çizgi Klasik: O. Henry


April Çizgi Klasik: O. Henry
April Yayıncılık

“Klasik, herkesin okumuş olmayı istediği, ama kimsenin okumak istemediği şeydir.”                                                                                                                                                     Mark Twain

Çizgi romanların ve çizgi roman okurlarının çok revaçta olduğunu biliyorum. Birçok kişi Youtube’da çizgi roman okuyor bence. Ben pek çizgi roman sever bir insan değilim aslında. Daha çok bir kitabın çizimleştirilmesini okumaktan hoşlandığımı fark ettim. Kitabı, Ali kitap fuarından almıştı. Normalde benim çok dikkatimi çekmezdi herhalde.
Kitapta O.Henry’nin hikâyelerini birçok çizer kendine göre yorumlayıp çizmiş. Daha önce O.Henry’nin kitaplarını okumuştum o yüzden tarzına alışığım. Ama bilmeyeniniz varsa bence Yeşilçam sineması tadında bana göre.

Hatta Hülya Koçyiğit’in oynadığı bir film var. Çok hasta kendisi ve yattığı yatağın karşısındaki camdan bir ağacı görüyor. Mevsim sonbahar herhalde ki yapraklar dökülüyor. Kadın sürekli ağacın son yaprağı da düşünce öleceğini söylüyor. Ağaçta tek bir yaprak kalıncaya kadar direniyor. Öldüğü gün o son yaprağa zum yapılıyor. Bir bakıyoruz ki yaprak dala bağlanmış! İşte bu hikâye O.Henry’nin Son Yaprak kitabındaki hikaye. :)

9 Temmuz 2017 Pazar

Ağustosböceğinin Sekizinci Günü

         


         Ağustosböceğinin Sekizinci Günü
         Mitsuyo Kakuta
         İngilizceye çeviren: Margaret Mitsutani
         İngilizceden çeviren: Güneş Becerik Demirel
         Doğan Kitap

         Bir kadın, kaçırıp adını değiştirdiği çocukla Japonya’nın çeşitli kentlerini dolaştıktan sonra, tüm varlığını bağışlayarak, bir tür tarikat olan Melekler Evi’ne yerleşir.
            Üç yıl sonra, insanları orada alıkoyduklarına ilişkin haberler üzerine yerleştiği evle ilgili bir soruşturma açılınca, oradan kaçar. Ancak yakalanır, hapse atılır ve çocuk da elinden alınarak ailesine teslim edilir.
            Kaçırılan çocuk artık genç bir kadındır ve kendisini kaçıranla ilgili bildikleri, onun da sevgilisinden hamile kaldığı, çocuğu aldırmaya zorlandığı ve aldırdıktan sonra bir daha çocuğunun olmadığıdır. Bu genç kızın kendisi de sevgilisinden hamiledir ve bebeğini aldırmayacaktır!
            Japonya’nın tanınan yazarlarından Mitsuyo Kakuta 1967’de doğdu. Seksenin üzerinde eseri olan yazar Vaseda Üniversitesi’nde edebiyat eğitimi aldı. Ağustosböceğinin Sekizinci Günü, Chuuoo Kooron Ödülü’nü aldı. Romandan uyarlanan film Japonya’da büyük beğeni topladı.
            (Arka kapaktan…)

         Bir önceki kitapta instagram ya da youtubedan görüp de okuduğum kitaplar hep beni mutsuz etti demiştim ama bu kitabı da instagramda gördüm. Paylaşan kişi arka kapak yazısını da paylaşmıştı ve okuyunca benim de ilgimi çekti ve ertesi gün gidip kitabı aldım.
         Kitabı çok severek okuduğumu söylemek isterim öncelikle. Bunda konunun ilgimi çekmesi birincil sebep olsa da Japon kültürüyle de ilgilenmem de etkili oldu. Japonca öğrenmeye devam ettiğim için kültüre çok yabancı değilim zaten.

         Haruki Murakami okuduysanız eğer onun kadar yavaş akan bir dili yok diyebilirim bence. Daha hızlı akan ve kolay okunabilir bir kitaptı bu. Murakami de olaylar hep çok yavaş akıyor ama kitapları hep çok güzel oluyor. Sadece kitabın son kısmında biraz yavaş aktı bana göre. Tabii bunda ben bir kitabı bitiremeyince cinnet geçirme seviyesine gelmemin de bir etkisi olmuştur. 

Kul

         


         Kul
         Seray Şahiner
         Can Yayınları
        
            Seray Şahiner’in yeni romanı Kul, sayfalardan çıkacakmışçasına canlı bir karakterle tanıştırıyor bizi… Bu karakterle birlikte İstanbul’u bir umut haritası eşliğinde yeniden keşfediyoruz. Arnavut kaldırımlardan havalanıp cemevlerine, camilere, kiliselere varan; dilek ağaçlarına bağlanmış çaputlarla rüzgara salınmış umutlar…
            İnsan eliyle kurulmuş çelişkilerin ancak Tanrı eliyle değişebileceğine inananlar, dayanacak kimsesi olmayınca ayakta duramayanlar, dünyaya gölgesinden başka kök salamayanlar, ölülerden başka can yoldaşı bulamayanlar konuşuyor Kul’da.
            Görülmeden yaşayan bir insanın gördüklerinden bir yaşam kurma özlemi…
            (Arka kapaktan…)

         Ne zaman instagram ya da youtubeda çok konuşulan bir kitap görsem merak ediyorum. Çoğu zaman almıyorum ama Seray Şahiner’in kitaplarını okumayı çok istiyordum çünkü çok fazla övülüyordu. Herkes Antabus kitabını övse de kitapçıda elime bu kitabı denk geldi. Konuşacak halimin bile olmadığı bir gün olduğundan Kul’u alıp çıktım.
         Açıkçası okurken çok fazla sıkıldığım bir kitaptı. Kitapta o kadar çok Mercan ismi tekrar ediyordu ki bunaldım resmen. Konusuna gelecek olursak anne olamayan ve kocası evi terk eden Mercan’ın hayatını anlatıyor kitap. Mercan, apartman merdivenleri silerek yaşamını devam ettiriyor ve hayatı apartman merdivenleri, camiler ve dua edilebilecek her yer ile evi arasında geçiyor.
         Benim için vasat bir kitaptı ama yazar hakkındaki merakım hala devam ediyor. Bir gün Antabus’u da okuyacağım.

         

30 Haziran 2017 Cuma

Karanlığın Günü

         


         Karanlığın Günü
         Leyla Erbil
         Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

            “1959’da okuduğum ilk kitabı Hallaç’tan bu yana Erbil’in yazarlığına hayranım. Türkçemize, pek az yazara nasip olan devrimci üslup ve görkemli imgelem getirdi. Yapıtlarının bazılarında James Joyce’a benzer biçimler, Faulkner’i andıran biçem öğeleri vardı. Camus gibi, başkaldırıyı bir tür yaratıcı sanat düzeyine çıkardı. Marx’tan ve Freud’dan esintiler, Beckett’ten sesler getirdi. Ama, hiçbirini taklit etmedi. Leyla Erbil, yaratıcı serüveninde daima özgün kaldı. Türk öykü ve romanının olağanüstü bir özgünüdür o.
            Adındaki harflerle başlayan terimler ne berrak tanımlıyor yazar kimliğini:
            L- Lirik
            E- Etik, estetik, efsane, evrensel
            Y- Yenilik, yürek, yanardağ
            L- Lav
A-   Aşk, akıl, adalet, ahlak, anıt
E- Efsunlu, erdemli, ebemkuşağı
R- Rengârenk, ruhi
B-   Bireysel, bağımsız, bilinçli, bilge, büyüleyici,
İ- İçli, idealist, insan
            L- Liyakatli, her övgüye layık

Leyla Erbil, edebiyatımızın tahtındadır, başımızın tacıdır. O, “Tuhaf Bir Kadın”… “Karanlığın Günü’nü aydınlattı. En güzel “Mektup Aşkları”nı yazdı. “Eski Sevgili”leri yeniden aşık etti. “Gecede” ve gündüzde okurlarını yüceltti. Kötülükleri ve haksızlıkları “Hallaç” pamuğu gibi attı. Kendini dev sanan nice yazarlar, onun yanında “Cüce” kaldı. Aklımızdan ve kalbimizden uçurduğu “Zihin Kuşları” için minnettarız ona…”
                                                                                                                      Talat Sait Halman

Ankara’ya Japonca sınavına giderken yanıma almıştım bu kitabı. İlk 50 sayfasını çok merak ederek okusam da sonrasında cinnet geçirme seviyesinde okudum diyebilirim. Bu aralar sonu bir yere bağlanamayan kitaplardan yana gidiyor şansım. Bu da öyleydi bana göre ve açıkçası çok da zevk almadım bu okumadan. Kitap bana göre sanrılardan ibaretti. Sevmediğim bir okuma oldu açıkçası.
         Ayrıca yazarın kendince geliştirdiği imla kuralları da –bence- gereksizdi ve benim okumamı biraz yavaşlattı.
        

27 Haziran 2017 Salı

Mavi Sürgün

         


         Mavi Sürgün
         Halikarnas Balıkçısı
         Bilgi Yayınevi

     “Karakolda ona, “İstiklal Mahkemesi’ne gideceksin.” Denir. Niçin İstiklal Mahkemesi’ne gittiğini bilmez. İki jandarma ile kelepçeli olarak İstiklal Mahkemesi’ne sürüklenir. Mahkemenin bulduğu bir suç vardır. Sonunda cezasının idam olacağı anlaşılır. Sabırlık ve tarlakuşu eller, göğüste kavuşturulmuş, idamı bekler. Sürgün edileceksin denir. Sürgün yeri Bodrum bir muammadır, bir karanlıktır. Ama işte apansız karanlık kalmaz. Bu Mavi Sürgün yazısı, bu işin nasıl olduğunu anlatacaktır.”
     (Arka kapaktan)

         Eğer öte taraf varsa ve bir gün hepimiz buluşacaksak tanışmak istediğim ender insanlardan biri Balıkçı. Kitaplarını oku oku doymuyorum. Her ay da bir kitabını okumaya çalışıyorum.
         Hatta Bilgi Yayınevi’nden çıkmış bu Bütün Eserleri serisini de sahaflardan tamamlamaya çalışıyorum. Yani keşke Bilgi Yayınevi bana seriyi yollasa. :D
         Bu kitap Balıkçı’nın sürgününü, Bodrum’u ve Bodrum’un Bodrum oluşunu anlatıyor. Ben Balıkçı’nın kitaplarını ilk okumaya başladığımda –tabii hikayesini tam bilmediğimden- İstanbul’dan Bodrum’a gidişin bu kadar uzun ve acılı olmasına çok şaşırmıştım. Ama dönemin şartlarını ve bürokrasinin saçma sapan prosüdürlerini düşünürsek biraz normal geliyor.

         Ben kitapta en çok Balıkçı’nın Bodrum’a ulaştığı, o denizle buluştuğundaki hislerini sevdim. Tabii onun haricinde Bodrum ile ilgili anlattığı her şey de çok güzeldi. Bodrum bugün Bodrumsa Balıkçı sayesindedir zaten. O getirttiği tohumlar bile yeter bence. 

18 Haziran 2017 Pazar

Deliduman

         


         Deliduman
         Emrah Serbes
         İletişim Yayınları
        
         Tek başıma da kalsam, dünyanın bütün hükümetleri ve onlara oy verenler bana karşı da olsa, dünyanın bütün hükümetlerine karşı ayaklananlar ve onlara destek verenler bana karşı da olsa; bütün dünya, yedi milyar küsur insan tek tek bana karşı da olsa…
            On yedi yaşındaki Çağlar İyice konuşuyor. Kız kardeşi Çiğdem’i, onu meşhur etme ümitlerini, belediye başkanı dayısını, yakın arkadaşı Mikrop Cengiz’i, taşra muhabbetlerini, depresyonun eşiğindeki annesini, hiç unutamadığı dedesini, hatırlarken katlettiği babasını anlatıyor.
            Deliduman, dermansız ve güdük bir ilçeden haykırmaya başlıyor, İstanbul’a uzanıyor. Çocukluğumuzun, hatıralarımızın ve bütün sokaklarımızın üzerinden dangır dungur geçen imar ve para iştahına lanet! Riyakâr dünyaya, Allahsız sermayeye, martılara, küçük bir kızın kalbini kıranlara isyan ediyor. Barikatların arkasında, soluk soluğa, yapayalnız, erken kaybeden bir delidumanın öfkesini çemkiriyor.
            Emrah Serbes, zamanın ruhunu, Gezi’nin isyancılarını, hürriyetleri için öksürenleri, yerinde duramayanları, küfredenleri, ağlamayı unutmak için yumruğunu sıkanları resmediyor.
            Deliduman, büyük zamanın ve her zaman kenarda kalanların romanı.
            (Arka kapaktan…)

         Çağlar İyice’yi dinliyorsunuz kitap boyunca. Günümüz gençlerinin haleti ruhiyesini ve günümüz aile yapısını anlayabilmek için önemli olduğunu düşünüyorum.
Ben kitapta Gezi’ye dair daha fazla şey okuyacağımı düşünmüştüm ama o kadar fazla değinilmemiş. Zaten Çağlar İyice’nin yaşadığı Kıyıdere’den başlayıp sonra İstanbul’a uzanıyor.

Kitap oldukça akıcıydı bu arada. Yolda işe gidip gelirken okumama rağmen hemen bitti. 

16 Haziran 2017 Cuma

Black Beauty

           

         Black Beauty
         Anna Sewell
         Scholastic Publisher

            A horse is a horse of course unless of course the horse is Black Bauty. Animal-loving childeren have been devoted to Black Beauty throuhout this century, and no doubt will continue through the next. Although Anna Sewell’s classic paints a clear Picture of turn-of-the-century London, its massege is universal and timeless: animals will serve humans well if they are treated with consideration and kindness. Black Beauty tells the story of the horse’s own long and varied life, from a well-born colt in a pleasant meadow to an elegant carriage horse for a gentleman to a paintfully overworked cab horse. Throughout, Sewell rails- in a gentle, 19th-century way- against animal maltreatment. Young readers will follow Black Beauty’s fortunes, good and bad, with gentle masters as well as cruel. Children can easily maket he leap from horse-human relationships to human-human relationships, and begin to understand how their own consideration of others may be a benefit to all.
         (Arka kapaktan)
        
         Bu ayın e-kitabı ve İngilizce kitabı olarak sayıyorum kendisini. Aslında geçen ay başlamıştım ama yoğunluktan bitiremedim.
         Kitabı oldukça sevdim. Sonradan Black Beauty ismini alan bir atın hayatını anlatıyor kısaca tanımlayacak olursak. Aslında daha çok at ve insanlar arasındaki ilişki üzerinden insanın insanla olan ilişkisinden bahsediyor.
         Kitabın seviyesine bakmadım ama kolay okunur bir kitaptı. Muhtemelen seviye 2 ya da 3 falandır. O yüzden az çok İngilizce bilen birinin rahatlıkla okuyabileceğini düşünüyorum.
         Normalde her ay bir İngilizce kitap bitirme projem var kendimce –evet,ben uydurdum- ama her ay okuyamadığım da bir gerçek. Yine de bu düşümden vazgeçmeyerek kendimi zorlamaya devam edeceğim.


11 Haziran 2017 Pazar

Adam ve Oyun

         


         Adam ve Oyun
         Ali Ulvi Özdemir
         Alter Yayıncılık
        
         Dünyamız büyük güçlerce kaleme alınmış. Son derece planlı ve organize oyunların hemen her yerde oynandığı bir arenaya dönüşmüştür.
      Bu büyük oyunlar her şeyden habersiz milyonlarca masum insanın gündelik yaşamlarını derinden etkilemekte ve onların ızdırap çekmelerine neden olmaktadır.
    (Arka kapaktan)

         Kitap, üniversitede istatistik hocası olan adamın hikâyesi. Daha doğrusu hayatının birkaç gününden bir kesit var içinde. Adam sürekli hesaplamalar yaparak yaşadığından çoğu zaman yaşamayı bile ıskalıyor bana göre. Ve kitabın yine sonu yok! Sonu olmayan kitaplardan hoşlanmıyorum. Bu kitap da bir sona bağlanmıyor işte. Ama normalde çok akıcı bir kitaptı.

         Kararsızım hala kendisi hakkında. 

3 Haziran 2017 Cumartesi

Pesimisyon

         


         Pesimisyon
         Aşk Yasaklı Kelime
         Erdi Karadeniz
         Cinius Yayınları

         Hayat, zamanın parçalara bölünmüş hali. Bölünen parçalara eylemlerimizi sığdırmak, bunun için mücadele vermekse yaşamın ta kendisi. İşi çetrefilli bir hale sokmanın anlamı yok, bu kadar basit. Ve zaman kısıtlı. Ve zaman yok. Ve yolun sonu yakın, çok…
            Ve dedim ki:
            Hayatı orijinal kılmak adına;
            Marjinal davranışlara ihtiyaç duyacaksın!
            Kim ne derse dedin…
            (Arka kapaktan)

         Erdi benim arkadaşım. Daha önce blogda okuduğum başka bir kitabını da anlatmıştım. Arama kısmından ismini yazıp ulaşabilirsiniz.
         Pesimisyon’u bilerek okumayı erteliyordum çünkü bunu da okuyunca elimde kitabı kalmayacaktı Erdi’nin. Hakan Günday’da da aynı şey olmuştu. Tüm kitaplarını okudum, şimdi adam kitap yazsın diye bekliyorum. Zor oluyor.
         Kitabın ilk kısmında şiirler var ve bence çok güzeller.
         İkinci kısımda ise deneme ve hikâyeler var. Onlar da ayrı güzel.
         Ama benim için kitabı mükemmel kılan bir cümle var:
         “Hüzün;

         Çekiştirme saç diplerimi”

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Valla Kız Değilim

         


         Valla Kız Değilim
         Füsun Önal
         İnkılap Yayınları

         Bu kitabımı, 5 Temmuz 1995’te yitirdiğimiz dünya insanı, büyük yazar, gerçek bir Türk aydını olan, çok sevdiğim ve hep seveceğim Aziz Nesin’in çok değerli anısına adıyorum.
            Füsun Önal
            (Arka kapaktan)

         Eğer Aziz Nesin kitapları okumayı seviyorsanız bu kitabı da seversiniz bence.
         Kitap birkaç hikayeden oluşuyor. Tarzı gerçekten Aziz Nesin’in tarzına benziyor. Anladığım kadar Önal ve Nesin çok yakınlarmış. Benzemesi de normal bu durumda.


25 Mayıs 2017 Perşembe

Türk ve Batı Kültürü Üstüne Denemeler

         


         Türk ve Batı Kültürü Üstüne Denemeler
         Tanrı-İnsan-Mekan Kavramları
         Aydın Kezer
         Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

         Türk ve batı kültürü üstündeki incelemelerin ikincisini teşkil eden bu küçük kitap, temas edilen kültürlerdeki ideal ayrılıklarının bir bölümünü ihtiva eder. Temelde özdeş olmayan bu iki düşünce sistemi arasındaki fark, öncelikle insan anlayışından kaynaklanır. Bu düşünceler gerek fert, gerek toplum bazında farklı değerlendirmelere yönelirler. İki ayrı anlayıştan birinin temelinde Yusuf Has Hacib’in, diğerinde Nicolo Machiavelli’nin sistemleştirdiği fikirler yatar.
            Evreni maddeden; kendi dışındaki insanı, toplumu sömürü alanından; ister fert, ister toplum bazında olsun, insanlararası ilişkileri çıkardan ihanet sayan, materyalist bir dünya görüşü ile insanı “eşref-i mahlûk”, toplumu “Tanrı vediası”, insanlararası ilişkileri, insan oluşumuzun farklı değerlerine bağlayan bir başka dünya görüşü arasında ayrılıklar, hatta aykırıklar olması tabiidir.
            Bu farklı eğilimler, Tanrı/İnsan/Mekân kavramlarını nasıl oluşturmuştur?
            Türk düşüncesindeki “sorumlu insan” ile batıdaki “sorumsuz insan”; Türk düşüncesindeki soyut, sonsuz güçlü, insan-üstü Tanrı kavramı ile, batının insanlaşan Tanrı’sı veya tanrılaşan insanları ve bütün bunların taşlaşarak, mekana yansıması ve sebepleri, elinizdeki kitapta, tartışma konusudur.
            Bu arada, Türk’ü sanatsızlığa, göçebeliğe, barbarlığa mahkûm eden; hatta yok sayan görüşlerin, çeşitli perspektiflerden ele alınarak, gündem maddelerini oluşturmalarını, olağan karşılamak gerekir. Aslında sebep-sonuç ilişkisi içinde, konuyu başka türlü açıklamak da mümkün değildir.
            (Arka kapaktan)
        
         Bu kitap ile geçenlerde yeni keşfettiğim bir kitapçının kapı önündeki sepetinde karşılaştım. İlgim ve mesleğim gereği Türk kültürü üzerine okuma yapmayı seviyorum.
         Açıkçası kitabı alırken daha geniş konular üzerine denemeler okuyacağımı düşünmüştüm ama kitap sadece Osmanlı’daki mimari ve hatta Topkapı ile ilgili.
         Osmanlı’da camiler daha anıtsal iken saraylar daha küçük ve yalındır. Kitap bu konu etrafında dönüyor ve Batı dünyası ile karşılaştırmasını yapıyor.
         Hatırladım, aydınlandım diyeyim.

         Tavsiye ederim.

14 Mayıs 2017 Pazar

Suni Teneffüs

         


         Suni Teneffüs
         Ricardo Piglia
         İngilizceden Çeviren: Şen Süer Kaya
         Ayrıntı Yayınları

         Suni Teneffüs, Arjantin edebiyatının son yıllardaki en çarpıcı örneklerinden biri ve Ricardo Piglia’nın da Türkçede yayımlanan ilk kitabı. 1981’de, faşist cuntanın binlerce Arjantin yurttaşını “kaybettiği” bir dönemde yayımlanan kitap, kısmen ülke tarihinin baskı, terör ve dehşet dolu en trajik kesitinin bir yansıması. Ancak roman salt devlet terörü üzerine bir kurgudan ibaret değil… Suni Teneffüs bir arayışın romanı; aynı zamandı bir felsefi roman; edebiyat üzerine bir edebiyat eseri; siyasi bir gerilim romanı; artık modası geçmiş bir tarzda, “mektup” tarzında yazılmış bir roman.
            Ödüllü bir roman olarak Suni Teneffüs, baskı ve şiddet dolu acılı tarihi boyunca Arjantin’in hayatına yön vermiş çok çeşitli etkenleri, değişik gizem katmanlarını çözümlemeye çalışarak inceliyor. Romanın anlatıcı konumundaki yazar Renzi, ortadan kaybolan dayısını bulmaya çalışmaktadır. Aile içinde yıllardır kulak verdiği ve hepsi de birbiriyle çelişen hikâyelerden ve yazışmalarından tanır sadece bu adamı. Mektuplarından dayısının, 19. yüzyılda yaşamış Enrique Ossorio üzerine bir araştırma yaptığını öğrenir. Arjantin diktatörü Rosas’ın özel sekreteri olan Ossario, diktatörün baş düşmanına bilgi sızdıran iki taraflı bir casustur. Renzi’nin arayışı ve dayısının çalışmaları üzerine araştırmaları sürerken, edebiyat düşkünü satranç arkadaşıyla yaptığı sohbetlerin de yardımıyla Arjantin’in edebiyatı, tarihi ve Avrupa’yla, demokrasiyle ilişkisi gibi temaları serilmeyerek gelişen dopdolu bir roman buluruz karşımızda. Romanın doruklarında biri, Kafka adında bir Çek entelektüeli ile Hitler adında Avusturyalı bir asker kaçağının Prag’daki bir kahvede karşılaşmasıdır. Bu karşılaşma, romandaki keşif serüveninin asli hedefini gösterir bize: Tarih ile edebiyat arasındaki ilişkidir bu; çünkü edebiyat, tarihin boğucu havasında bir suni teneffüstür.
            “Asla unutamayacağınız bir entelektüel deneyim…” Ariel Dorfman

         Bu kitap yıllardır kitaplığımda bekliyor. Birkaç kez okuma girişimim de oldu hatta ama nedense birkaç sayfadan öteye gidemedim hiç. Bu yıl da #kitaplarkitaplıkbeklemesin etiketiyle kitaplarımı okumaya devam ettiğim için yeniden bir şans vermek istedim kitaba. Nisan başlarında falan başlamış olmalıyım ama daha bugün bitirebildim.
         O kadar çok sıkıldım o kadar çok sıkıldım ki kendimi paraladım resmen kitabı bitirebilmek için. Çok sıkıcı bir kitaptı ve aşırı yavaş akıyordu. Kitaptan genel itibariyle çok sıkıldım ve hiçbir zevk almadım. Sadece son 20 sayfa ilgimi çekti. Orası da ilginç geldi doğrusu. Kafka ile Hitler’in karşılaşmalarından bahsediyor o kısımda da.
         Sondan anlatmaya başladım ama kitapta Renzi isimli bir şahıs var ve sadece etraftan duyduğu dayısını ve onun çalışmalarını araştırmaya başlıyor. Onunla buluşmak için gittiği yerde de dayısının arkadaşıyla hem dayısını bekliyor hem de sohbet ediyorlar. Edebiyat, sanat, felsefe, siyaset üzerine bir sürü konuşuyorlar.
         Kitap mektup tarzında yazıldığı için de okumakta biraz zorlandım ben. Bir de bazı paragraflar sayfalar sürüyordu.
         Dayı… Dayı ile ilgili gerçek kitabın en sonunda. Şimdi söylemeyeyim. Belki okumak isteyen olur. Ama kitap bana Godot’u Beklerken’i anımsattı. :)

         Siz bu kitabı okudunuz mu? Okuduysanız beğendiniz mi?

16 Nisan 2017 Pazar

Zarf

         


Zarf
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınevi

AÇIK CÜMLE
Bazen hiçbir şey çıkmaz zarftan
Hiçbir cümle doldurmaz bir mektubu
Ne günışığı sızar ne akşama ermenin saadeti
Kapalı bir yara gibi gezer öyle mektuplar
Kim açsa, kim dokunsa eli yanar
Bazen sözler boşa gider mektuplar boşa
Bazen bir cümleden mektup yanar
(Arka kapaktan)

Haydar Ergülen, tanışma şerefine eriştiğim ve sohbet ettiğim yazarlardan. 2013 İzmir Tüyap Kitap Fuarı’ndan almıştık kitaplarını ve epeyce de sohbet etmiştik. Daha önce de Üzgün Kediler Gazeli’ni okumuş ve çok beğenmiştim.
Zarf’ı da çok sevdim. Kitabın hepsi zarf ve mektup temasının etrafında dönüyor bu arada.
Ama benim için kitabın en güzeli en sonunda karşıma çıktı kitapta.
“… Bir sırrı yurt tutmayacaksın
Onu unutmak için dolaşacaksın
Dünyayı, durmayacaksın, durursan
Ruhundan olursun hani kardeşin olan,
Ruhuna gövde ve gövdene komşu
Duran ahşabı uykusundan edersin,
Görmediği rüyalarla göz göze bırakması
Gibi gelir bu hayatın insanı
Yorulur ahşap, acır, şiiri de yorar

(Ahşap Mektup şiirinden, S: 117)


3 Nisan 2017 Pazartesi

O Adam Babamdı

                

         O Adam Babamdı
         Altay Öktem
         Esen Kitap

            “Daha önce hiç görmediğim babamla karşılaşınca, mecburen kendi hayatımla da yüzleşmek zorunda kaldım, diyor Altay Öktem. “Bu kitapta anlatılanlardan dolayı hepinizden özür diliyorum. Ama unutmayın: Haydar Bey’in hayatına giren insanlardan biri, sizin anneniz, babanız, dedeniz ya da uzak bir akrabanız olabilir. Paniğe kapılmayın. Sakin olun ve ipuçlarını yakalamaya çalışın.”
            Hatay kasap ayaklanmasından bugün adını bile hatırlamadığımız sosyalist Esat Adil’e, Kızılcahamam Islahevi’nden Bakırköy Akıl Hastanesi’ne, Balya’nın Çınar sinemasından Karaağaç ormanlarına uzanan duygusal, bir o kadar da kanlı bir macera. Yolları hep kesişen, kesiştikçe yara alan insanlar… Hepsinin merkezinde de maalesef Haydar Bey var!
            Haydar Bey size göre azılı bir katil ya da iflah olmaz bir sapık olabilir. Asında o, gerçek bir beyefendi. O benim babam.
            (Arka kapaktan)

         Altay Öktem’i hangi dergiden tanıyorum hatırlamıyorum ama O Adam Babamdı kitabını çıktıktan sonra fuardan almıştım ve 2015’ten beri de kitaplıkta bekliyordu. Sonunda okumaya başladım iki gün önce ve kendimi kaptırdım resmen.
         Kitabın baş kahramanı Haydar Bey resmen kibar kibar işlediği cinayetleri anlatıyor! Tüyler ürpertici bir kitap bence, aynı zamanda da harika. Çok beğendim kısacası.


31 Mart 2017 Cuma

Yazı Odasında Yolculuklar

         


         Yazı Odasında Yolculuklar
Paul Auster
Çeviren: Taciser Ulaş Belge
Can Yayınları

Bir yatak, bir yazı masası ve bir iskemleden başka bir şey bulunmayan, tek kapılı, tek pencereli bir oda. Yaşlı bir adam, bu odada belleğini yitirmiş olarak uyanır. Kim olduğunu, buraya nasıl geldiğini anımsamaz. Odaya gelen belli belirsiz kişiler, Baş Boş’a anımsayamayacağı suçlar yöneltirler, kimliği ve geçmişine ilişkin örtük sözler ederler. Tavana gizlenmiş bir kamera durmadan fotoğrafını çeker, bir mikrofon odadaki her sesi kaydeder. Biri izlemektedir sanki. Günümüz Amerikan edebiyatının en yaratıcı yazarı Paul Auster’in yeni romanı Yazı Odasında Yolculuklar, gizemli metinleri, bilmece kimlikleri, kahramanının gizli geçmişi ve belirsiz işkencecisiyle belki de yazarın en tuhaf romanı. Ama Bay Boş’un dünyasının bizim dünyamızdan çok da farklı olmadığını düşünürsek, belki de o kadar tuhaf değil. Bay Boş’un kurmaca yaşamı, Kafka, Beckett ve Borges’in yarattıkları dünyadaki yerini alırken, günümüz gerçekliğini tüm ürkünçlüğüyle sezdiriyor okura.
(Arka kapaktan)

Merhabalar,
Mart ayının son kitabı ile sendeyim bilog.
İlginç bir kitaptı Yazı Odasında Yolculuklar. Bay Boş, hafızasını yitirmiş bir şekilde uyanıyor bir gün. Bir odanın içinde ve pencere kilitli. Kapının da kilitli olup olmadığını bir türlü anlayamıyor. İçeri insanlar girip çıkıyor ve ona çeşitli suçlar yöneltiyorlar. Kitap bu şekilde ilerliyor.
Dediğim gibi kitabı ilginç buldum ve son sayfalarına kadar çok sevdim. Ama sonunu hiç sevmedim. Sanki yazar ters köşe yapmaya çalışmış da yapamamış gibi, bir fıkra anlatmış da kimse gülmemiş gibi ya da. Bütün kitabı o sonu okumak için mi öğrendik yani?!
Neyse, okuduk artık. Bu da en az beş yıldır kitaplık bekleyen bir kitaptı. Canım Can Yayınları’ndan bir kitap okumak istediği için okuyayım dedimdi, çıktı aradan.
Bu arada instagramda kitaplık bekleyen kitaplarımı #kitaplarkitaplıkbeklemesin etiketiyle paylaşıyorum. İnsragram kullanıcı adım: @elif_ayvaz.

11 kitapla Mart ayını kapatmış oldum. Daha çokları Nisan’ın başına. 

27 Mart 2017 Pazartesi

Merhaba Anadolu

         


         Merhaba Anadolu
         Halikarnas Balıkçısı
         Derleyen: Şadan Gökovalı
         Bilgi Yayınevi

         Anadolu… Evrenselliğin eşsiz simgesi… Ve Halikarnas Balıkçısı… Gerçek bir Anadolu uzmanı, bir Anadolu sevdalısı. Yalnız öykü ve roman yazarı değil, engin kültür sahibi bir düşünür.
            Balıkçı’nın kitaplaşmamış yazılarından derlenen bu yapıt, bir yandan yurdumuzun tarih, sanat ve uygarlığını sergileyen, öte yandan Anadolu birikiminin nesnel temellerine ışık tutuyor.
            Kitapta ayrı bir bölüm oluşturan Anadolu efsaneleri ise, okuru, Önasya insanının gizlerine götüren bir keşif yolculuğu olacaktır.
            (Arka kapaktan…)

         Balıkçı’nın bu Bilgi yayınevinden çıkan kitaplarını tamamlamaya çalışıyorum. Geçen yıl İzmir Kitap Fuarı’ndan aldım bir çoğunu ama daha yeni okuyorum. Balıkçı’yı çok seviyorum ve özlüyorum işin doğrusu. Okurken hep hüzünlendiğimden biraz yavaş tutuyorum okumayı.

         Merhaba Anadolu, muhteşem bir kitap. İçinde öyle bilgiler var ki herkes okumalı bence. Turist rehberleri ya da rehber adayları ise içmeli hatta. Ben şimdi bu kitabı bitirdim ya yine dönüp okurum. Okumam lazım. Herkesin okuması lazım. 

23 Mart 2017 Perşembe

Dante's Peak

         


         Dante's Peak
         Dewey Gram
         Pearson Education Yayıncılık

         Scientist Harry Dalton knows about volcanoes. His boss Paul Dreyfus, send him to Dante’s Peak, a small town in the Cascade Mountains, because one of the mountains is moving. Can Harry hep the town’s people before the volcano explodes? Why is Paul stopping him? How much time have they got?
         (Arka kapaktan)

         Yılbaşında her ay bir İngilizce kitap bitirme kararı almıştım ama anca Mart ayında okuyabildim bir tane. Dante Yanardağı adından da anlaşılabileceği üzere bir yanardağı anlatıyor, yıllar sonra harekete geçen bir yanardağ.
         Güzel bir hikayeydi ama bana göre kısaydı. Daha detaylandırılabilirdi. Yine de sevdiğimi söyleyebilirim.


18 Mart 2017 Cumartesi

Yalnız Kızların 41 Kuralı

         


         Yalnız Kızların 41 Kuralı
         Canan Saka
         Nemesis Kitap

         On dakika özene bezene gözlerime kalem çekmeme erkek yorumu: “Nabtın, yüz nakli mi yaptırdın üç saattir!” İşte biz de bu kalaslar için süsleniyoruz ya kızlar, Allah bizim de cezamızı versin!
            Yalnız kızların en çok karşılaştığı durumlar var bu kitapta. İlk gecede seksten, ayrılık sendromuna, tek gecelik ilişkilerden, sosyal medyaya, iş yerinde aşktan, eski sevgililerin dedikodusuna, yas tutmaktan, aşık olmaya, acaba ne demek istedi’den, yalnız kalmaya, içmeye, kusmaya dair kızların yaşadığı ya da dinlediği her şey…
            “Bir gün gelir, sevgilinin kutsal eşya muamelesi yaptığın evde kalmış tişörtünü, toz bezi yaparsın. Aşk biter. İçinizi acıtan her detay zamanla unutulup gider…” cümlesi sizi yanıltmasın. Kalan detaylar ve büyük eğlence kitaptaki kurallarda saklı!
            (Arka kapaktan)

         Uykumun kaçtığı bir gece telefonumdaki e-kitapları karıştırırken buldum Yalnız Kızların 41 Kuralı’nı. Nereden bulmuşum da yüklemişim telefona bilmiyorum. Normalde hemen okuyabileceğim çerezlik bir ciklet kitap arıyordum. Bulamazsam çocuk kitaplarından birini okurum diye geçiriyordum içimden ki bu kitabı gördüm. Belki güzeldir deyip okumaya başladım.
         Ama doğrusunu söylemek gerekirse çok zorlama buldum ben bu kitabı. Tüm bunlar için kitap yazmaya ne gerek vardı düşüncesi hakimdi kafamda hep okuduğum süre boyunca. Bir de küfürler falan aşırı iticiydi bana göre. Kısacası sevemedim yani.
         Belki yalnız olmadığımdan, uzun süredir devam eden ve evliliğe giden bir ilişkim olduğundandır diyeceğim ama ben aşk acısı çekerken bile böyle şeyler hissetmemiştim ya da yapmamıştım. Yapmam deyip de büyük konuşmak istemiyorum tabii ki çünkü her şey insan için. İşte bu nedenledir ki her şey gelir geçer, yaşanır biter. Bir gün en büyük acılar bile unutuluyor, en büyük yaralar kapanıyor. Çok da şey yapmamak lazım yani.
         Benim için vakit kaybıydı. Artık ciklet kitaplar konusunda eskisi gibi düşünmüyorum halbuki. Keyifli vakit geçirtiyorsa tamamdır ama bu hakikaten olmamış.


17 Mart 2017 Cuma

Ormandan Gelen Ses

         


         Ormandan Gelen Ses
         Jack London
         Çeviren: Nihal Önol
         Altın Kitaplar Matbaası

         Jack London ile tanışmam sekizinci sınıfa tekabül eder. O günden beri çok severek okuyorum kitaplarını. Ama tüm kitaplarını henüz bitiremedim.
         Bu kitabı da Yeniköy İlkokulu’nun kitaplığından almıştım. Köyde Şenlik Var Projesiyle (ÇYDD’nin projesi) okulu yenilerken kitaplığını da yenilemiştik ve eski ve çocukların yaşlarına uymayan kitapları okul müdürü almamıza izin vermişti. (Çünkü birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar eğitim vardı) Bu kitap da hem oradan hatıra kaldı bana hem de Jack London’un bir kitabını daha okumuş oldum.
         Kitapta iki hikaye var. İlki kitaba da ismini veren Ormandan Gelen Ses isimli hikaye. Buck isimli bir köpeğin yaşadıklarını kendi ağzından okuyoruz. Buck çok güçlü bir köpek. Yaşadığı sıcak yerlerden ve sahibinden alınıp kuzey kutbuna götürülüyor ve kızak çekmeye başlıyor. O günden sonra da hayatının nasıl değiştiğini, nasıl güçlendiğini ve o genlerinde yatan vahşi doğasına nasıl döndüğünü görüyoruz.
         İkinci hikaye ise Ateş Yakmak. Bu hikayede de bir adamın eksi elli dereceden fazla soğukta geçirdiği bir günlük yolculuk anlatılıyor. Donmak üzereyken ateş yakmak için verdiği mücadele anlatılmış. Ama bu Ormandan Gelen Ses kadar uzun değil. Yirmi sayfalık kısa bir hikaye.

         Bu kitap çocuk kitabı olarak geçse de 14-15 yaşa falan öneririm ben. Tabii büyükler de okuyabilir. Tavsiye ederim. 

14 Mart 2017 Salı

Eski Dünya Seyahatnamesi

         

            Eski Dünya Seyahatnamesi
         İlber Ortaylı
         Timaş Yayınları

            “Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginiz vazgeçemediği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor.”
İlber Ortaylı
            Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya hem okuyup hem de gezme imkanı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Balkanlarsan Avrupa’ya, Akdeniz’den Uzakdoğu’ya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylı’ya eşlik etmek isterseniz ESKİ DÜNYA SEYAHATNAMESİ tam size göre!
            Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Girit, Berlin, Japonya, Kafkasya, Hindistan, Bosna… Günümüzün Evliya Çelebi’si İlber Ortaylı’nın henüz Avrupa, Balkanlar ve Ortadoğu’nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerine eşlik ederken ülke ve şehirlerin büyülü zamanlarına gidecek ve seyahat notları üzerinden, artık değişen, izleri silinmeye başlayan Eski Dünya’nın kapılarını aralayacaksınız.
            Atalarımızın Anadolu’ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hala da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği Ortadoğu’dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokan Balkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz’den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu’dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren, sanatın ve tarihin merkezi Avrupa’ya kadar bir uçtan bir uca muhteşem bir yolculuk…
            (Arka kapaktan…)

         İlber Ortaylı ile tanışma kitabım oldu Eski Dünya Seyahatnamesi. Yani tabii ki İlber Ortaylı’yı biliyorum. Hatta üniversitedeyken Ayasofya ile ilgili bir belgeselini izletip sınavda sorumlu tutmuştu Bizans Sanatı dersine giren hocamız. Aslında sevdiğim, takip ettiğim bir kişi ama kitaplarını nedense hiç okumamıştım.
         Eski Dünya Seyahatnamesi’ni sevdim ben açıkçası. Gezip gördüğü ülke ve şehirleri bildikleri ve gözlemledikleriyle harmanlamış Ortaylı.
         Bazı platformlarda kitabın çok yüzeysel tutulduğu yönünde yorumlar okudum ama bana öyle gelmedi. Bence gayet doyurucu ve akıcı bir kitaptı.
         Okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.