22 Mayıs 2014 Perşembe

Dinler Tarihi

         


         Dinler Tarihi
         Hüseyin G. Yurdaydın, Mehmet Dağ
         Gündüz Matbaası
        
         “Dinler tarihinin görevi, ampirik dinleri incelemek ve tasvir etmektir. Betimleyici ve yorumlayıcı bir disiplindir, normatif değildir. Somut dinleri tarihsel ve sistemeatik olarak incelediği zaman görevini yerine getirmiş olur. Onun ister tümevarımsal isterse tümdengelimsel yolla olsun ideal anlamda “dinin” hakikatini ortaya koymasını beklemek, onun pratik eğitim sağlamasını beklemek gibi yanlıştır. Felsefe ve teoloji, normatif ve kehanetsel bir karaktere sahiptir; ancak dinler bu özelliği bütünüyle yok sayar. İlmi bir disiplin olarak dinler tarihi, ön kabulleri olmaksızın ilerlemesi gerekir; yani, o kendini somut olanın incelenmesiyle sınırlamalıdır. Mümkün olduğu kadar subjektif değerlendirmelerden ve felsefi spekülasyonlardan uzak durmalıdır; daha sonra tartışacağımız anlamda, bütün açık değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Bunlardan hiçbiri dinler tarihi uzmanının kişisel kanaatlerine zarar veremez/etkileyemez. Mevcut bir dini benimseyen bir bilim adamı için önyargılar olmaksızın dinler tarihinde çalışma yapmak kesinlikle mümkündür. Yalnızca bir şart vardır ki, o da dinler tarihi araştırmacısının kendisinin yeterli bir objektiflik ölçüsüne sahip olabileceğine ve gerçekten de olduğuna inanmasıdır.”
            (Arka kapak)
        
         Okulda Dinler Tarihi dersim var benim. Derste hoca bu kitabı kullandı. Aslında çoktan okudum da sınavı geçmeden yazmak istemedi canım. Bugün de final sınavını olduk, eh artık yazayım dedim.
         Kitap, yeryüzünde ilk görülen dinden/tapınmadan itibaren anlatmaya başlamış. Bence güzel bir kaynak. Sıkılmadan okudum. (Normalde ders için veriliyorsa benim için cinnet sebebidir.)

         Artık basımı yokmuş sanırım. Ben pdf formatta bulmuştum internetten. 

Soğuk Otların Altında

        


         Soğuk Otların Altında
         Ülkü Tamer
         A Dergisi Yayınları
        
         Bu aralar hiç okuyamıyorum! Bu hallerimden de nefret ediyorum doğrusu. Konuşmam bozuluyor, yazamıyorum, düşünemiyorum. Hayatım karmakarışık oluyor hatta!
         Bugün ofise götürdüm bu kitabı da bitirdim. Ha, bu arada çalışmaya başladım ben 8 Mayısta. Bugün de son final sınavımla birlikte okulum tatile girdi. 3. sınıfı da bitirdim. Üniversite de bitiyor yahu! Büyüyorum!
         Kafamın içi gibi dağınık bir yazı oldu bu da!
         Ülkü Tamer’in şiirlerini seviyor musunuz siz de benim gibi? O zaman bir cümle kalsın burada.
            “Kim açtı bilmiyorum kapısını dünyanın”
           
            Bu arada Ülkü Tamer’den imzalı bir kitap bu. :)


         Okuyunuz efenim. 

4 Mayıs 2014 Pazar

Hindistan Sıcağından Norveç Buzuluna

         


         Hindistan Sıcağından Norveç Buzuluna
         Atillâ Dorsay
         Turkuvaz Kitap

         “İlk gezi kitabım 2002’de yayınlanmış ve dört ayda dört baskı yapmıştı: Yaşam ve Ölüm Kentleri. Bu başarı görece de olsa şaşırtmıştı beni doğrusu… Acaba gezi yazıları, seyahat kitapları daha mı çok ilgi çekiyordu? Ben kendimi sinemaya adayarak ömrümü ziyan mı etmiştim? Bu yakınma şakamın içinde biraz gerçeklik payı olsa da, yapacak bir şey yoktu. Hele bu saatten sonra…
         Ama, doğrusu, yolculuktan ve yolculuklarım üzerine yazmaktan da çok zevk aldım, alıyorum. Bu kitapta, gitmeyi hep isteyip asla başaramacağımı sandığım kimi uzak kıtalar/ülkeler de var. Madrid ve Barselona dışında İspanya hep bir rüyaydı. Bu kez yaptık: Hem de tüm Endülüs’ü kapsayan dolgun bir programla… Mısır ve Tunus’tan yıllar sonra, Kuzey Afrika’nın güzel ve gözde ülkesi Fas’ı da organize bir turla çok iyi gezebildik. Hemen kuzeyimize çıkıp Ukrayna’nın başkenti Kiev’i, eski Yugoslavya’nın en geniş bölümünü oluşturan Sırbistan’ı, sonra yine o imparatorluktan arta kalan Bosna’yı ve kentleri Saraybosna ve Mostar’ı, Orta Avrupa’nın bir türlü göremediğim Çek Cumhuriyeti’nin Prag ve Karlovy-Vary adlı rüya kentlerini keşfetmek, Akdeniz’de Yunan adalarına ilk kez kapsamlı bir gezi yapmak ve bu denizin incisi Taormina’yı tanımak, ayrıca Kuzey Avrupa’da Brüksel’den Kopenhag’a özlenmiş kentlere dönmek de ancak 2000’lerde mümkün olabildi… Tüm kuzey Hindistan’ı, ayrıca Nepal’ı kapsayan 12 günlük gezi, benim için belki de hayatımın seyahatiydi. Çok etkilendim, üzerinde çok düşündüm. Hayatımda bir ülke için yazdığım en kapsamlı (ve bence en güzel) yazı dizisi, bu ülke için yazıldı. Ve ilk kez bu kitapta yer alıyor.
         Ve benim hemen hepsine âşık olduğum, kimileri hayatımı gerçek anlamda etkileyen bu ülkelerden, yörelerden, kıtalardan ve kentlerden izlenimler elinizde, artık onlar benden çıktı, sizin malınız oldu. Umarım ki yazarlığım, benim onları gezerken aldığım keyfin en azından bir bölümünü sizlere taşıyabilir.”
         (Arka kapak)

         Sonunda bitirebildim bu kitabı! Kitapla ilgili değil tabii ki, sadece ve sadece benim ile ilgili sebeplerden. Çok yoğunum ve nedense kitaplara yoğunlaşamıyorum bu ara. Zor bela bitirdim. İnşallah bundan sonra böyle devam etmez. Gerçi finallerim başlayacak bir hafta sonra ama kendimi zorlayacağım.

         Gezi kitaplarından hoşlanıyorsanız tavsiye ederim. 

Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

         


         Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı
         Stephen R. Covey
         Varlık Yayınları

         Kişisel, mesleki ve ailevi sorunların çözümünde ilke merkezli bir yaklaşım benimseyen ve toplam kalite anlayışının öncülerinden olan Stephen R. Covey, çarpıcı örneklerden yola çıkarak, aşama aşama, insana yaraşır biçimde dürüst, uyumlu, huzurlu, başarılı bir yaşam değişimine ayak uydurmanızı sağlayan alışkanlıkları belirliyor, değişimin yarattığı fırsatlardan yararlanabilmek için gerekli olan bilgelik ve güce ulaşmanın yollarını gösteriyor.
         “Liderlik konusunda son on yılın başucu kitabı bu olacak.” –Scott Degarmo (Siccess dergisinin başyazarı)
         “İlke merkezli liderlik, çok güçlü bir kavram, Covey’in liderlik ve insan ilişkileri vizyonu, bu kavramı günümüz iş dünyasının liderleri için elverişli bir program haline getirmiş. Mutlaka okumanızı öneririm.” –Nolan Archibald (Black&Decker Başkanı ve Yöneticisi)
         (Arka kapak)

         Eskiden kişisel gelişim kitabı çok okurdum. Sonra sıkıldım. Hepsi aynı şeyi anlatıyor gibi gelmeye başladı çünkü. Aslında temelde hepsi aynı şeyi anlatıyor da… Yani eksik/geliştiremediğimiz yanımızı. Ama insanız, sıkılgan bir yapıya sahibiz işte.
         Tüm bunlara rağmen ara ara bakalım artık nasıl kitaplar çıkmış diye kontrol ederim ben. Son zamanlarda da ilke merkezli liderlik konusu ilgimi çekiyordu. Sonra bu kitabı buldum bugün ve okumaya başladım. Bitirdiğimde bazı şeyleri doğru yaptığımı ama bazı şeylerde sapmalar olduğunu gördüm hayatımda.
         Kitabın 7 maddesi ise şöyle:
·         Proaktif ol
·         Sonunu düşünerek işe başla
·         Önemli işlere öncelik ver
·         Kazan/kazan diye düşün
·         Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya
·         Sinerji yarat
·         Daima baltanı bile
Çoğu kitapta bunları bulabilirsiniz tabii ki ama bunları anlaşılır ve hayatta sık karşılaştığımız örneklerle vermiş yazarı. Ben bu yüzden çok sevdim kitabı.

Okumanızı tavsiye ederim. 

11 Nisan 2014 Cuma

Gezdiklerim Gördüklerim Görüşlerim…

         


         Gezdiklerim Gördüklerim Görüşlerim…
         Özer Ertuna
         Arkeoloji ve Sanat Yayınları

         Bu gezi yazıları 1997 – 2006 yıllarını kapsayan on yıllık bir dönemde, yazarın eşi ile birlikte yaptığı yurtiçi ve yurtdışı kültür gezilerinin arkasından bir kısmının kaleme alındığı anılardır. Bu anılar gezip görülen eserlerin, güzelliklerin dile getirilmesi değil, bu kültür deneyiminin düşündürdüğü gözlemlerdir.
            … Hayatımızın bu on yıllık kesimindeki seyahatlerimizde dünyanın kültür zenginliklerini tatmaya çalıştık; yaşamı paylaştığımız insanları tanımaya, özlemlerimizi anlatmaya çabaladık…
            (Arka kapak)

         Bu aralar o kadar yoğunum ki ne doğru düzgün kitap okuyabiliyorum ne de okuduklarımı yazacak fırsat bulamıyorum. Kitap da gelip geçtikçe gözümün içine içine bakıyor haliyle. Gece geç saat de olsa yazayım dedim.
         Nedense okulun ikinci dönemi hep çok daha yoğun geçiyor üniversitede ya da kısa olduğundan bize öyle geliyor ya da programı sıkışık yapıyorlar. Bilemiyorum. Geçtiğimiz ay da sunumlarım vardı ve ben bir sunumumda Norveç’i anlatacaktım. Bu kitabı da o yüzden seçmiştim kütüphanede. Sunumu yapalı çok oldu ama ben kitabı mart sonunda bitirebildim. Yazısını ise anca yazabiliyorum. :(
         Gezi kitaplarını çok seviyorum. Bir ülkenin/şehrin özelliklerinin yanında kültürü hakkında da bir çok bilgi elde edebiliyorsunuz. Yazarın kendi düşünceleri de cabası. Bu kitabı da uzunca bir süreye yayarak sindire sindire okudum.

         Gezi/anlatı kitaplarından hoşlanıyorsanız tavsiye edebilirim. 

1 Mart 2014 Cumartesi

Yangın Yılları

         


         Yangın Yılları
         Ahmet Telli
         Aşama Yayınları

         Ne varsa eskilerde var. Ne yazıyorsa eskiler yazıyor.
         Böyle söylüyorum da ben eskiler, yeniler karışık okuyorum halbuki.
         Neyse… Demem odur ki; bu şiir kitabı, Yangın Yılları, hâlâ güncelliğini yitirmemiş şiirler içeriyor. Özellikle de siyasilerle ilgili olanları. Aynı şeyler hâlâ tekrarlanıyor günümüzde. Hâlâ acılar, yıkımlar…

         Okuyun lütfen.
         Bu arada imzalı bir kitap. Koleksiyonuma bir kitap daha eklendi. Mutluyum. :)

Bukre

         


         Bukre
         Kahraman Tazeoğlu
         Destek Yayınları

         Güzellik, bakmayı bilen gözdedir sevgilim. Artık kendime layık olanı seçebiliyorum sayende. Bir insanın gözlerine bakıp, kalbini görebiliyorum her seferinde. Eskisi gibi değilim. Neden mi senden çok daha öndeyim? Herkesin dünyası kendi gördüğü kadardır sevgilim. Sen önüne bakarken, ben uzakları ezberledim. Sen olup bitenlerle ilgilenirken, ben olmayanın izindeydim.
Çivi çiviyi sökermiş, yalnızlığı kanatan hüzünlü şarkılar, yalnızlığa iyi gelirmiş. İşte ben bu şekilde hayata karşı direndim. Keşke bana akıl vereceğine, aklımı alacak kadar beni sevseydin. Ben, bir çocukluk edip büyüdüm işte! Sen büyümüşsün ama doğmamışsın bile.
Ben, senin doğrundum sevgili. Ötekiler gelip geçerdi. Sen doğru olanı değil, geçerli olanı seçtin. Terk etmek kazanan olmaya yeter zannettin.
Bana, bir veba busesi bırakıp gittin; bak şimdi yerini başkaları aldı. Bu aşkın vebası sende, busesi bende kaldı. Seçtiğin yolda sana mutluluklar diliyorum. Unutmak alışmaktır. Unutursun demiyorum… Ama alışacaksın biliyorum.
(Arka kapak)

Bu kitabı bu kadar çok bahsedildiği / her yerde karşıma çıktığı için okudum. Sırf meraktan. Bir şey değişmedi hayatımda ama. Yani tamam, her kitap insan hayatında olağanüstü değişiklikler yaptıracak diye bir kaide yok. Ama bari bir rüzgar estirip bir yaprağı titretmesini beklerim / beklerdim en azından.
Olamadı. :)
Ortaokul 3 seviyesindeydi resmen kitap. Daha önce de okumuştum gerçi Kahraman Tazeoğlu’ndan. Biliyordum yazı tarzını da işte merak. O kadar anlatılınca da mükemmel bir şey bekliyor insan. Yok yani. Olmamış hiç.

Üzülerek söylüyorum ki vakit kaybıydı benim için. 

21 Şubat 2014 Cuma

Sevmek Zamanı

         


         Sevmek Zamanı
         Mehmet Kadri Sümer
         Ka Yayınları

         Sevmek Zamanı diye bir Türk filmi var. Kitabın isminden dolayı okumaya başladım yani, itiraf ediyorum. Daha önce bu şairi okumamıştım. Güzeldi, sevdim.
         Yazar, kitabın önsözünde sadece çokca yayınlanan şiirlerini kitaba aldığını söylemiş.
        


11 Şubat 2014 Salı

Şiirin Kızkardeşi Öykü

         


         Şiirin Kızkardeşi Öykü
         Buket Uzuner
         Everest Yayınları

         “Bugün artık o gün.
            Bugün, yıllardır karanlıkta kalmış bir haksızlığın aydınlığa kavuşturulacağı o gün!
            Biraz sonra yıllar önce yapılmış büyük bir kötülüğün kalbi sökülecek.
            Biraz ötede büyük bir iftiranın gizi çözülecek ve bunu yapacak olan kişi, şimdi sizinle konuşanın ta kendisi. Adaleti yerine getirecek olan benim!
            Bugün onu yeniden göreceğim, yıllar sonra onunla buluşacağım; çünkü bizim yazgımızda karşılaşmak var.
            Bugün işte o gün!”
            Şiirin Kızkardeşi Öykü dinamik üslubu, zengin düşgücü ve okura hazırladığı sürprizlerle bir Buket Uzuner kitabı.
            Kitabın ikinci bölümünde yer alan Cinsel Öyküler beş arkadaşın oynadığı tehlikeli bir oyundur aslında:
            “2001 yılının bir İstanbul yaz gecesiydi. Üniversiteyi beraber okumuş beş eski arkadaş yıllar sonra yeniden buluştuklarında alkolün de etkisiyle ilk bakışta çok eğlenceli ve masum görünen bir oyun oynadılar. Oyun basitti ve tek kuralı içten olmaktı: Herkes ilk cinsel deneyimini anlatacaktı.”
            (Arka kapak)
        
         Öykü kitabı okumayı çok seviyorum. Bu kitabı da adında öykü geçtiği için okumak istedim aslında. Zaten ben kitabın arkasını falan okumaktan çok hoşlanmıyorum. Bu büyük bir eksiklik, biliyorum. Ama böylesi daha eğlenceli, daha sürprizli.
         Kitaba da ismini veren Şiirin Kızkardeşi Öykü beni en çok şaşırtan öykü oldu. En çok onu sevdim içinde. Diğerleri fena değildi.
        

         

4 Şubat 2014 Salı

Eroin Güncesi

         


         Eroin Güncesi
         Kanat Güner
         MB Yayınevi

         Yaşadı, yazdı… ve öldü.
         Uyuşturucu ve adım adım yaklaşmakta olan ölüm hiç bu kadar içerden, bu kadar sahici ve alaycı anlatılmadı. “Hey, millet ben ölmeye karar verdim. Hiç kimseye hiçbir şey borçlu değilim ama son bir iletişim denemesi yapmak istedim.” diyen Kanat Güner, bu kitabı yazdıktan 13 ay sonra öldü.
         Beyoğlu’nda bir sinemanın tuvaletinde, kasığında iğne ile ölü bulunduğunda 28 yaşındaydı.
         Muş’ta doğan, Güneydoğu’nun çeşitli illerinde büyüyen zeki, duyarlı ve çalışkan Kanat Güner’in 17 yaşında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazanarak İstanbul’a gelmesiyle başlayan Eroin Güncesi’nde, sarsıcı gerçekler son derece çarpıcı bir dille aktarılıyor.
         Onuncu yıl özel baskısı için, Eroin Güncesi’nin ilk yazımında adı geçen kahramanlarımızın tamamının izi sürülmüş. Kitabın sonunda, yaşamını kaybedenlerin yanı sıra, hayatta olanların bugün nerde ve ne durumda olduklarına dair bilgi yer alıyor.
         Eroin Güncesi’nin gençler arasında kazandığı ayrıcalıklı konum, Kanat’ın ölmeden önce giriştiği son iletişim denemesinde ne kadar başarılı olduğunu kanıtlıyor.
         ***
         İnternette gençlerin Eroin Güncesi ve Kanat Güner hakkında yazışmalarından:
         Eroin Güncesi, “Dünya nasıl bir yerdir?” diye sorulduğu vakit başvurulması farz olan yapıttır… Acı hiç böylesine ironik anlatılmamıştır.
         On kere okudum ve her seferinde beni uçurumlardan kurtardığına inanıyorum. Bu kitap, okuyan herkesin hayatını değiştirmiştir bence…
         Bir eroin (wo)man’ın hayatını ve çektiklerini anlattığı kadar bu ülkeyi yönetenlere ve ailelere de (eğer okusalar) hatalarını gösterecek olan kitap… Okuyun, okuyup da etkilenmeyen fazla kişi yok.
         Eroin Güncesi, bir hayatın, o hayatın kahramanı tarafından bırakılmış özeti. Bir ömrü dolduran şeylerin bazen bir veda mektubu gibi içten, bazen bir protesto gibi sert anlatımı. Ölüme yaklaşan bir insanın son hesaplaşması.
         Kanat… Defalarca okunabilen, her okunuşta sözleriyle insanı öfkeyle şaha kaldırıp, gözyaşlarına boğan bir melek.
         Uzun zaman önce okumuştum, remen dağılmıştım kitap bitince. Şimdi ne zaman aklıma esse, açar yine okurum ve yine aynı şiddette dağılırım.
         (Arka kapak)
        
         Bağımlılık yapan her şeyden ödüm kopar benim. Sigara, alkol, uyuşturucu… Kola, cips bile bağımlılık yapıyor diye bıraktım hatta. Midem de çok ağrıyordu, orası da ayrı konu tabii.
         Birkaç gündür gözüme çarpıyordu bu kitap internette. Daha önce de görmüştüm ama eroinle ilgili başka da kitaplar okuduğumdan ve her seferinde çok yara aldığımdan bunu okumayı göze alamamıştım doğrusu.
         Fakat dayanamadım en sonunda. Canımın bu kadar acıyacağını, bu kadar dağılacağımı da biliyordum üstelik.
         Kanat Güner, 1970 doğumlu, 10 yıl boyunca uyuşturucu kullanan bir bireymiş. Bu kitabı da son bir iletişim hamlesi olarak yazmış. Hatta Reha Muhtarın sunduğu haberlere çıkmış. Beyoğlu’nda bir sinemanın tuvaletinde ölü bulunduğunda da 28 yaşındaymış. Demek ki ben o zaman 8 yaşındaydım. Ama Kanat’a dair hiçbir şey hatırlayamıyorum. Haberlere çıkışı falan…
         Çevremde de birkaç esrar falan kullanan tanıdığım olmuştu lise dönemimde. Onunla bile ne hale geldiklerini görmüştüm. Sanırım bu kitapta da ben en çok, eroini isteyerek kullanmasına, son zamanlarında özellikle gerçekten isteyerek kullanmasına üzüldüm. Ölümü bu kadar çok istemesine üzüldüm.

         Kitabın sonundaki söyleşisi ne kadar da umut dolu oysa. Gelecek için güzel planları varmış. Keşke direnebilseymiş. 

3 Şubat 2014 Pazartesi

Yaz Geçer

         


         Yaz Geçer
         Murathan Mungan
         Metis Yayınları

         Yaz Geçer
            …
            Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
            Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
            Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
            Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
                                             
            İmrendiğin, öfkelendiğin
            Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
            Geçmişim
            Dile dökülmeyenin tenhalığında
            Kaçırılan bakışlarda
            Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
            Zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
            Sense kendini hayatımda herhangi biri sanıyordun, biraz daha
            Fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
            …
                  (Arka kapak)

              Ne zamandır Murathan Mungan’ın bu kitabını okumak istiyordum. Son zamanlarda da sürekli karşıma çıkıyordu internette. Ben de “Artık vaktidir.” dedim ve okumaya başladım.
              En çok da Yaz Geçer şiirini sevdim Mungan’ın.

              Tavsiye ederim.

1 Şubat 2014 Cumartesi

Pucca Günlük #4 Ay Hadi İnşallah!

         


         Pucca Günlük #4 Ay Hadi İnşallah!
         Pucca
         Okuyan Us Yayınevi / Dizüstü Edebiyat
        
         “Ne anneler, ne eski sevgililer ne de etrafta dolanan s…tükler! Bu kez başaracam, bu kez o duvağı takcam! Hiçbir şey önüme engel olamayacak… Sen bile! Kaderimde yokmuş, falımda çıkmıyormuş, o adam bana göre değilmiş… Hiiiiiç anlamam, dinlemem, o adam buraya gelecek! Ayy hadi inşallah!”
            “İskambil kağıtlarından ev yapıyorum kendime Vale’yi saklıyorum, Kız’ı kıskandırıyorum, As’la hayaller kuruyorum. Hep bir şeyler eksik kalıyor, sayılar başımı döndürüyor. Fal bakıyorum maça aramızı bozuyor, papaz kaçıyor. Ve ben kağıttan evin içine bir türlü sığamıyorum…”
            Bu kitabın okuyucularına bir uyarısı olsaydı, o da “Pucca bu, anılarını mutlaka okuyun ama sakın ola ilişkinizde uygulamayın!” olurdu… Sosyal Medya’nın kraliçesi Pucca, 4. kitabı  Ay  Hadi İnşallah’ta yine kadın zekasını, komikliğini, sinsiliğini, şaşkınlığını ve hani o bildiğimiz, “Ne onunla ne onsuz!” aşkı en yalın haliyle yazdı… Pucca’nın günlüğünde bu kez en bilinen aşkı Ceri ile olan hikayesini okuyacağız. Her durumdan kavga çıkaran, her kavgada ayrılan, her ayrılıktan 10 dakika sonra barışan Pucca ve Ceri’yi okurken, bakalım siz hangi tarafta yer alacaksınız?
            (Arka kapak)

         Sonunda az önce dördüncü kitabı da bitirdim. :) Evet mutluyum, 4 günde 4 kitabı da bitirdim.
         Pucca’nın anlattığı adamların içinde en çok Ceri’yi sevdim. Niye, bilmiyorum. Ama bence içlerinde en iyisi oydu. Gerçi dakika başı kavga ediyorlar gibi ama olsun. Sanırım hâlâ birlikteler. Allah daim etsin. :)
         Kitapların içinden en çok Ve Geri Kalan Her Şey ile bu kitabı sevdim. En çok da Allah Beni Böyle Yaratmış da üzüldüm.

         Devamı da gelir inşallah, mutlu haberlerle birlikte tabii. :)

31 Ocak 2014 Cuma

Pucca Günlük #3 Allah Beni Böyle Yaratmış

         


         Pucca Günlük #3 Allah Beni Böyle Yaratmış
         Pucca
         Okuyan Us Yayınevi / Dizüstü Edebiyat

         Sanal alemin en iyi bilinen isimlerinden Pucca, hikayelerine kaldığı yerden devam ediyor. İlk kitabı “Küçük Aptalın Büyük Dünyası” ile bol bol güldüren, ikinci kitabı “Ve Geri Kalan Her Şey” ile yer yer hüzünlendiren Pucca, serinin üçüncü kitabı “Allah Beni Böyle Yaratmış”ta “Ayaklarına kadar uzanan simsiyah montu ile Kenan İmirzalıoğlu’nun içerisine bisiklet pompasıyla hava basmışlar gibi duruyordu” diye tanımladığı, şimdiye kadar hiç yazmadığı Ankaralı’yla ilişkisini ve üniversite hayatını anlatıyor…
            “Yediğini, içtiğini, gezdiğini, gördüğünü değil, bize başına neler geldiğini söyle” dedirten yazar olma özelliğini kimselere kaptırmayan Pucca, bu kez de ilk paragraftan itibaren onu neden bu kadar sevip merak ettiğimizi bize yeniden kanıtlıyor.
            Bu arada, bizden duymuş olmayın ama, yine çok güleceğiz!
            (Arka kapak)

         Şu üç kitabın içinde en çok bu kitapta üzüldüm. Çocukluğunda yaşadıklarına üzüldüm. O çocukla yaşadıklarına üzüldüm. Çocuğun onun canını öyle yakmasına üzüldüm. Canının yandığını bile bile, pervane böcekleri gibi; yanacağını bile bile ateşe gidişine üzüldüm. Üzüldüm de üzüldüm…
         Sanırım ben her okuduğum kitapta kendimi kahramanın yerine çok koyuyorum. Ondan bu kadar fazla üzülüyorum.
         Bu ara dördüncüsü de varmış. Onu da okuyacağım en kısa sürede. Ama üç gündür neredeyse evden çıkmadan şu üç kitabı okuyorum. Yarın bir çıkayım hava alayım artık, değil mi ama?!
         Siz de okuyun efenim. :)




                               



30 Ocak 2014 Perşembe

Pucca Günlük #1 Küçük Aptalın Büyük Dünyası

         


         Pucca Günlük #1 Küçük Aptalın Büyük Dünyası
         Pucca
         Okuyan Us Yayınları / Dizüstü Edebiyat
        
         “Aynaya son kez baktım, “Kızım Pucca, Allah kahretsin lan seni, çok harikasın lan sen! dedim.”
            Pucca çok ayıp!
            Pucca çok komik!
            Pucca aşık!
            Pucca beter bişi!
            Ve sonunda, papparaziler peşinde koşmadığı halde her şeyi anlattı…
            “Pucca, aferin iyi b*k yedin!”
            Pucca, hepimizin içinde olanı “Bunu ben yazmalıydım” ya da “Hah, evet ya ben bunu nasıl düşünemedim” dedirten bir hatun kişi… O gerçek bir devrimci. Bizim neslimizin çok sevdiği “Başkası olma Allah belanı versin, bir kere de kendin ol” akımının en iyi temsilcilerinden biri… Bu kitap tavsiyeler tavsiyesi… (İnsan, eli kalem tutan biri olarak inceden kıskanmıyor da değil bu kıveak kalemi :) Rahşan Gulşan / Habertürk
         Kitapta, belki ilişki koçlarının bile çıkaramayacağı tespitler, veremeyeceği nasihatler var. Filozaflara taş çıkartan aforizmalar, küfürler arasında kaynayıp gidiyor ama yakalayanı da inanılmaz eğlendiriyor. Hatta kitabın bazı yerlerinde artık gülmekten ne okuduğunuzu bilmez halde devam ediyorsunuz sayfaları çevirmeye… Pucca’nın hayatına giren birçok erkekte kendinizinkilerden de bir şeyler buluyorsunuz… Kitabı okurken, birçok yerde Pucca’yı alnından öpmek istiyorsunuz. Sizin için, sizin intikamlarınızı da alıyor sanki… Elif Ekinci / Radikal Kitap
         Ayrıldığı erkek arkadaşından intikam almak için blog’la fenomene dönüşen Pucca’nın artık kitabı da var. Pucca, yazdıkları için “Her kızın “Ay hayııır” dediği ama hepsinin yaptığı şeyleri anlatıyorum.” diyor. Fırat Karadeniz / Sabah Gazetesi
… onun aşk hayatı Sex & The City’de bile az görülür cinsten. Barış Akpolat / Hürriyet Keyif
         Blog dünyasının “celebrity”si Pucca,… ben olsam olsam Törkiş Bridget Jones olabilirim… diyor. Elif Berkoz Onyay / Milliyet Pazar
…bu yaz Dizüstü Edebiyat yazı olacak gibi… Onur Baştürk / Hürriyet Kelebek
(Arka kapak)

Dün de Ve Geri Kalan Her Şey’i bitirmiş ve yazısını yazmıştım. Açıkçası önce ikinci kitaptan başlamak çok büyük bir hataymış. (Zaten dikkat etmemiştim hangisi birinci diye.)
O kitapta da buradaki şahıslardan az çok bahsettiğinden; bu kitap bana ikinci posta oldu ve ilki kadar çok eğlenemedim.
Ama normal sırasına göre okusaydım eminim ki çok eğlenecektim.

Okudunuz mu siz bu kitabı? Blogunu da takip edin Pucca’nın. Çok eğleneceksiniz. :)

29 Ocak 2014 Çarşamba

Pucca Günlük #2 Ve Geri Kalan Her Şey

         

         Pucca Günlük #2 Ve Geri Kalan Her Şey
         Pucca
         Okyanus Yayınevi

         Türkiye’de blog denince akla ilk onun ismi geldi. Birçok insanın blog açma nedeni olurken, onu okuyan herkesin bazen dert ortağı, bazen de en çok güldüğü arkadaşı oldu.
            İlk kitabı “Küçük Aptalın Büyük Dünyası”, “blog” nedir bilen bilmeyen herkesin tatil çantasındaki yerini aldı. Pucca, ünlü-ünsüz, onu okuyan herkesi kendine hayran bıraktı. Yazdıklarını okuyan onunla birlikte öfkelendi, onunla birlikte ağladı, onun şapşallıklarına karnı ağrıyana kadar güldü. Okurlar, aylarca hikayenin devamını bekledi, Pucca ise hep mutlu bir sonu…
            Şimdi zamanı geldi, Pucca, merakla beklenen ikinci kitabı “Ve Geri Kalan Her Şey” le aramızda!
            İlkinin aksine, Pucca ikinci kitapta neyi, kimi anlatıyor kimse bilmiyor. Sürprizlerle dolu geri kalanlarda, Pucca’nın eğlenceli, komik, bazen de hüzünlü anlatımıyla günlüğün devamını okuyoruz. Yazarımız ikinci kitaptan sonra battaniyenin altından çıktı, farklı ve yepyeni bir dünyada yerini aldı.
            Şimdi biz de hep birlikte battaniyelerimizin altından çıkıp onun yeni dünyasına giriyoruz.
            (Arka Kapak)
        
         Bazen gerekli oluyor böyle kitaplar. Ama ben koca aptal dün gece serinin ikinci kitabından başlamışım. Olsun artık, oldu artık.
         İçimdeki üzüntüyü bir türlü atamadığımdan ve uzun zamandır da doya doya gülemediğim fark ettiğimden beri komik bir şeyler arıyordum. Pucca’nın da blogunu yıllardır takip ediyorum zaten ama kitaplarını okuyamamıştım daha nedense. Komik olduğuna adım gibi emin olduğumdan “Hah, en iyisi ben artık Pucca’nın kitaplarına başlayayım artık!” dedim ama hiç bakmadan ikincisinden başlamıştım. Anladığımdaysa çoktan yarı olmuştu kitap. Devam ettim ben de.
         Güzel bir kitaptı. Okurken hem hüzünlendim hem de delicesine eğlendim. Ve son zamanlarda hiç bu kadar gülmemiştim.
         Şimdi serinin birinci kitabını okuyacağım.
         Siz okudunuz mu hiç Pucca’yı? Okumadıysanız tavsiye ederim. Eğleneceksiniz. :)


25 Ocak 2014 Cumartesi

Elif

         


         Elif
         Zehra Yücel
         Meneviş Yayınları

         Yaşamak ve yaşatmak…
         Bir bebeğin bedenini saran kundakta kokumun olduğunu bilmek, fırının kızgın taşında ağır ağır kabaran ekmeğin hamurunda dolanmak, hamile bir kadının canının çektiği taze nohutla damarında gezinmek ve oradan bedenindeki varlığa nüfuz etmek… Böylece evrende hiç durmadan dönüp duran halkanın ilk ve son durağı olmakla gururlanmak.
         Ne güzel ve onur verici olurdu son güne kadar yaşayacağını bilmek…
         (Arka kapak)

         Yazarının notuna bakarsak yaşanmış bir hikayeden yola çıkılarak yazılmış bu kitapta beni ilk çeken şey ismi oldu, itiraf ediyorum. Benim de ismimin Elif olması ve Elif isminin içinde barındırdıkları, arkasında açılan kapılar, uzayıp giden yollar…
         Daha kitabı okumaya başlamadan böyle bir hikayesi olduğunu tahmin etmiştim sanki. O yüzden hiç şaşırtmadı beni. Genel itibariyle güzel, okunası bir kitap olsa da bazı yerleri zoraki yazılmış gibi geldi. Bir an önce geçmek istedim o sayfaları…

         Okuyunuz efenim.

22 Ocak 2014 Çarşamba

Japonca ve Altay Dilleri

         


         Japonca ve Altay Dilleri
         Talat Tekin
         Doruk Yayınları

         Dünyadaki akrabasız dillerden biri de Japonca’dır. Gerçekten Japonca’nın Ryukyu adalarında konuşulan Ryukyu dillerinden başka akrabası yoktur denilebilir. Avrupalı ve Japon dilbilimciler Japonca’nın şu ya da bu dille yakınlığını kanıtlamak için bir takım akrabalık teorileri üretmişlerdir. Ünlü Japon dilcisi Hattori Shiro’nun belirtmiş olduğu gibi, Japonca yeryüzündeki hemen hemen bütün dillerle karşılaştırılmış ve Japonca’nın Aynu, Eskimo, Aleut, Çince, Burma, Tibet, Kore, Ural, Altay, Malay-Poleneya, Fars, Grek, Bask ya da Sümer dilleri ile akraba olduğu yolunda teoriler ileri sürülmüştür. Son yıllarda Japon dilcilerden Ohno Susumu, Japonca’nın Hindistan’da konuşulan Dravit dillerinden Tamilce ile akraba olduğu savını ortaya atmıştır.
            Bütün bu teoriler içinde en inandırıcı ve kandırıcı olanı Japonca’nın Altay dilleri ailesi (Türkçe, Moğolca, Mancu-Tunguzca ve Korece) ile akraba olduğunu ileri süren teoridir denilebilir. Bu kitap, bu teorinin ışığı altında Japonca’nın ses, biçim, sözdizimi ve sözcük birliği bakımlarından Altay dillerine yakınlığını göstermek amacıyla hazırlanmıştır.
            (Arka kapak)

         Yine Osmanlıca kursum için kütüphanede saatin gelmesini beklerken buldum bu kitabı. Zaten okulda da ikinci yabancı dil olarak Japonca dersi aldığımdan hemen ilgimi çekti. Buna ek olarak da dilbilim inceleme kitaplarına ayrı bir ilgim var nedense. Türkçe için olsun ya da başka diller için olsun, seviyorum bu tür kitaplar okumayı.
         Bu kitapta da, arka kapak yazısında belirtildiği gibi, Japonca’nın Altay dilleriyle yapı olarak benzerliği işlenmiş. Ve gerçekten de benziyor. Çok ilginç.
         Yani 2,5 yıldır Japonca görüyorum okulda ben ve hep Türkçe’ye benziyor öge dizilimi falan diyorduk sadece. Ama bu kitabı okuduktan sonra farkettim ki yapı olarak da benziyor.
         Tabii daha tam olarak kanıtlanmamış. Ya da varsa öyle bir kitap, henüz benim karşıma çıkmadı. :)
         Güzel bir kitaptı. Tavsiye ediyorum. İlginizi çeker mi böyle kitaplar?


17 Ocak 2014 Cuma

Al Sevdanı Gönlümden

         


         Al Sevdanı Gönlümden
         Hüsnü Sönmezer
         Çıngı Basın Yayın Dağıtım
        
         Sevsen depremler olurdu yüreğimde
         Gökyüzünü paramparça ederdim
         Samanyolunu indirirdim avuçlarına
         Sana yıldızlardan bir saray yapardım
         Pırıl pırıl parlardım güneş gibi
         Pırıl pırıl yaşardın sevdamla
         O sarayın içinde
         İstemedin
         Eskisi gibi yalnız kaldım
         Benimle ben
         Hadi yakıp durma yüreğimi
         Al sevdanı gönlümden
         (Arka kapak)

         2013’ten yarım kalmış bir şiir kitabıydı “Al Sevdanı Gönlümden”. Ara ara, sindire sindire okudum bu kez bir şiir kitabını. Normalde hepsini bir anda okuyup, sonra o baş dönmesiyle düşünmeyi severim. :)

         Güzeldi Egeli şairin şiirleri. Fakat ben en çok “Anı”, “Akasya Ağacı”, “Al Sevdanı Gönlümden”, “Görünmek”, “Gecikebilirsin” şiirlerini sevdim. 

13 Ocak 2014 Pazartesi

Bize Kuş Dili Öğretildi

         


         Bize Kuş Dili Öğretildi
         Murat Gülsoy -  Sercan Şengül
         Alt Kitap

         Bu bir resimli kitap. Kendisini Alt Kitap’ın sitesinden indirdim. Alt kitap, bir ücretsiz e-kitap yayınevi.
         Kitapta sanki bir masal anlatılıyor gibiydi başta ama sonradan çok üzücü bir hikayenin anlatıldığını farkediyorsunuz.
         Çizimleri de çok güzel ayrıca.

         Tavsiye ederim.

12 Ocak 2014 Pazar

Orospu Kırmızı

         


         Orospu Kırmızı
         Umay Umay
         Zen Yayın – Reklam

         Bu kitapla Umay Umay’ın 5 kitabını da okumuş oldum. İçlerinde en çok da bu kitabı sevdim herhalde.
         Hem daha çok yazı var içinde hem de daha karanlık, daha çok acıtıyor. Üstelik şu son günlerdeki ruh halime de çok uydu.
         Umay Umay’ın şarkılarını çok sevdiğimden bahsetmiştim daha önce. Şimdi kitaplarını da ayrı ayrı çok sevdim. Ama işte en çok bunu sevdim. :)
         Diğer kitaplarına bakmak isterseniz:
         Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz için tık tık.
         Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli için tık tık.
         Rüya Duvarları için tık tık.

         Cevapsız Ağrı için tık tık.