21 Ağustos 2013 Çarşamba

Hani

         


         Hani
         Oruç Aruoba
         Metis Yayınları             
         Evet, bu kitap da bitti. Daha önce hiç Oruç Aruoba kitabı okumamıştım. Tamam, internette çoğu yazısını okudum ama hiç kitap olarak okumamıştım. Bazı bölümlerinin müptelası oldum diyebilirim. :)
         Zaten ince bir kitap ve yazım dili de gayet akıcı yazarın. Kolayca okuyabileceğinizi düşünüyorum sizin de. Son bölümdeki şiirli felsefeli, hayalli gerçekli kısım ise –gerçekten- yormadan okutuyor kendini.

         Ama bugün bu kitabın başka bir güzel yanı daha var benim için. Dün itibariyle yapmakta olduğum stajım bitti ve bu kitapta staj sürem boyunca (75 gün) okuduğum 17. kitap. :) Kendimi tebrik ediyor, daha fazla kitap okumayı diliyorum. :)

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Taş Kapıdan Taçkapıya: Kapadokya


Taş Kapıdan Taçkapıya: Kapadokya
         Gürsel Korat
         İletişim Yayınları

         Gürsel Korat bu önemli ve titiz çalışmasında, antik çağdan Selçuklu dönemine kadar geçen zaman dilimi içindeki Kapadokya kültürünü irdeliyor. Bu kültürün en eski zamanında, yer altı şehirlerinde kullanılan ve “tığraz” adını alan taş kapılar dururken, en yakın zamanında Selçuklu camileri ve medreselerinin giriş kapılarındaki taçkapılar yer alıyordu. 200 fotoğraf ve 40 çizimle zenginleştirilen yapıt, tarih, mimari ve din üçgeninde Kapadokya kiliseleri ve Selçuklu yapıtları konusunda hem vazgeçilmez bir başvuru kaynağı hem de gezginler için bir el kitabı olarak değerlendirilebilir.
            “Kapadokya ile ilgili kitapların en iyilerinden birisi romancı Gürsel Korat’ınki. Korat, Bizans ikonografisinin simge ve metaforlarını tutku ve yetkinlikle araştırdığı bu kitapta, daha önce yöreye hiç gelmemiş ziyaretçilere, Hristiyan mimarisini ve görsel sanatını anlamak için gereken anahtarları veriyor.”  Paul DUMONT “A propos de quelques guides de voyage publiés en Turquie”, Déparlement d’Etudes Turques, 2004

         Sonunda bitti! Yazmak için sabırsızlanıyordum resmen! Bu kitabı iyi ki okumuşum. Çok güzel bir kitaptı bence.
         Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzre ben Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği okuyorum. İşte o turist rehberliği kısmında çok güzel şeyler öğreniyorum. Bizans Sanatı dersini alırken hocamız okumamız için bir sürü kitap ismi vermişti. Bu kitap da onlardan biriydi. Ama o zaman okunacak çok kitabım olduğundan anca okuyabildim ben. Hocamız “İstanbul ya da Kapadokya taraflarında çalışmayı düşünenler bu kitabı okumalı bence.” dediğinde gözlerim parlamıştır eminim. Çünkü akşamına siparişini verdim hemen.
         Kapadokya benim çok sevdiğim, hep gitmek istediğim hatta çalışmak istediğim bir bölge. O yüzden ikinci yabancı dil olarak Japonca seçtim okulda zaten. :P (Tabii tek neden bu değil. :) ) Japonlar o bölgeye daha çok gelir bu arada.
         Neyse artık kitaba gelelim. Kitap 4 bölümden oluşuyor. Birinci bölüm Tarih ve Mimarlık başlığı altında toplanmış ve Kapadokya’nın konumu ve tarihinden başlayıp mimari özelliklerini anlatarak devam ediyor. Aynı zamanda bölgede hüküm süren Ortodoks Hristiyanlık ve Müslümanlık hakkında da bilgi verip kitaplarından ve ortak özelliklerinden de bahsediyor.
         İkinci bölüm ise Kapadokya Ortodoks Dinsel Bezeme Sanatı başlığı altında toplanmış. Kapadokya'daki resimlerin özellikleri, konuları ve dinler arası etkileşimin nasıl izler bıraktığından bahsediyor.
         Üçüncü bölüm ise Kapadokya’daki Roma ve Hristiyan Yapıları başlığını almış. Kapadokya’da bulunan hemen hemen her kilise tek tek işlenmiş bu bölümde. Özellikle bu bölüm çok hoşuma gitti. Çünkü orada bulunan kiliselerin tüm özellikleri ayırt edici özellikleriyle birlikte verilmiş. İşte tam da bu yüzden bir rehber niteliğinde bu kitap.
         Son bölümde ise Selçuklu Yapıları işlenmiş. Kitapta en zorlandığım kısım burasıydı. Terimleri bilsem de henüz Selçuklu Sanatı dersi almadım. Mimaride her yapının, her ayrıntının ayrı bir anlamı olduğu için hepsinin ne işe yaradığını bilmiyorum. Gerçi çoğunu açıklamış yazar kitapta da, benim dersi aldıktan sonra yeniden bu bölümün üzerinden bir geçmem lazım.
         Velhasıl kelam, ben bu kitabı pek sevdim. Okuyun efenim. :)


2 Ağustos 2013 Cuma

Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli

         


         Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli
         Umay Umay
         Liman Yayıncılık

Bu ara Umay Umay’ın kitaplarına takmış durumdayım kafayı.  Dün de Rüya Duvarları’nı okumuştum. Umay Umay’ın kitapları genelde özel ebatta olduğu için –yani normal kitap boyutundan daha küçükler- ve yazı sayfanın sonunda başlayıp bir paragrafçık olduğu için hemencecik bitiveriyor. Bugünkü de öyle oldu.
         Bu kitapta Atilla’dan bahsediyor Umay Umay. Kardeşi ya da kardeşi dediği biri.
         Bir de alıntı yapayım:
         “Şiddet bu ülkede inanıldığı gibi sorunları hemencecik halleden sihirli bir değnek değil. Silahlar ve bombalar masallardaki adaletli kralı ya da aşktan ölümlü kraliçeyi yaratmıyor. Şiddet ceza vermiyor. Şiddet öldürüyor. Toplumun “ölüseviciliğini” destekleyen, körükleyen bir süreç yaşıyoruz. Bir kez daha şairlerin kalemi kırılmıştır. Bir kez daha cezaevlerinin insanların diri diri yakıldığı, gömüldüğü ya da yaşayan ölü haline getirildiği yerler olduğu ispatlanmıştır. Bir kez daha birbirimize sarılamayacağımız mesafeler, duvarlar örülmüştür.”

            Rüya Duvarları'nı okumak için tık tık. 
            Cevapsız Ağrı'yı okumak için tık tık.

1 Ağustos 2013 Perşembe

Rüya Duvarları


Rüya Duvarları
Umay Umay
Liman Yayıncılık

Umay Umay’ın şarkılarını da yazılarını da çok severim. Daha önce de Cevapsız Ağrı adlı kitabını okumuştum. Yazısını okumak isterseniz burada.
Bu kitabı da çok sevdim –yine-. İçinde Mardin geçmesi beni ayrı mutlu etti tabii. Çünkü ben Mardin’e gitmeyi çok istiyorum.
Okuyun lütfen.


31 Temmuz 2013 Çarşamba

Bit Palas

      

         
         Bit Palas
         Elif Şafak
         Metis Yayınları
         Bit kadar küçük bir fikir geldi aklıma…
            “Öyle bir şey yap ki, bir daha buraya çöp dökmek istemesinler. Hadi şeker. Beynini çalıştır. Bulursun sen bir şeyler.” dedi rakısını gene benden önce bitirirken.
            Arkama yaslanıp, bir sigara yaktım. Nedense karıncalar yok bu akşam. Soluduğum duman havaya karışırken, aniden, kendiliğinden, küçük, bit kadat küçücük bir fikir geldi aklıma.
            (Arka kapak)

         Şu ara yarım kitaplarımı bitirmek için çabalıyorum. Bit Palas!a da 2009’da başlamışım. O zaman da çok sıkıldığımı hatırlıyorum bu kitaptan. Zaten Elif Şafak’ı hiç sevmem. Ha, hiç mi yok sevdiğim kitabı. Var elbet. Baba ve Piç, bir numaralı kitabıdır benim için. Aşk da fena değildi. Ama diğerleri vasat işte. Sevemiyorum. Ne yaparsam yapayım olmuyor. Sanki o iki kitabı başkası yazmış da bunları da başkası yazıyormuş gibi. Tamamen farklı dillerde kaleme alınmışlar çünkü.
         Neyse sıkıla sıkıla bitirdim sonunda. Bir de Mahrem var elimde Elif Şafak’tan ama onu şu ara okumaya katlanamayacağım doğrusu.

         *Bu arada yine imzalı bir kitap bu da. 

21 Temmuz 2013 Pazar

Aya’nın Günlüğü (E-Kitap)

     

         Kitou Aya, kendisinde Beyincik Dejenerasyonu olduğunu öğrenen liseli bir geç kızdır. Bu hastalık, kişinin bedeni üzerindeki kontrolünü kaybetmesine neden olur. Hasta,zihinsel yeteneklerini kaybetmediği için, bu hastalık bir hapishane gibidir. Çabaları neticesinde Aya, kendisini güçlendirecek ve hastalıkla mücadele etmesini sağlayacak sözleri buluyor ve sonradan bu sözler, milyonlarca okuyucunun kendi sıkıntılarının üstesinden gelmesi için esin kaynağı oldu. Bu, onun hikayesi.
         (Giriş yazısı)
        
         Aslında bu bir e-kitap değil, pdf dosyası. Bana nerden geldiğini bilmiyorum ama uzun bir süredir bilgisayarımda duruyordu. Yani uzun zamandır bir e-kitap dosyası oluşturuyordum zaten. Geçtiğimiz haftalarda bir tablet sahibi olunca Aya’nın Günlüğü ile açılışı yaptım. Ofiste ya da dışarılarda bir yerlerde yanımda kitap yoksa ya da elimdekilerden sıkıldıysam iyi oluyor.
         Dosyayı buraya yükleyemedim ama googleda aratınca bir sürü sitede çıkıyor aynı hikaye. Giriş yazısında da bahsedildiği gibi Aya’nın tuttuğu bir günlük bu. Hastalığıyla ilgili yazıyor.

         Artık bir tabletim olduğuna göre blogda okuyacağım e-kitaplara da yer vermeye karar verdim.
         Bir sonraki e-kitap yazısında görüşmek üzere.

         *Görseli pdf dosyasından alınmıştır.


20 Temmuz 2013 Cumartesi

Denemeler

       


         Denemeler “Pyrrhus ile Cinéas”
         Simone de Beauvoir
         Payel Yayınları

         Simone de Beauvoir okurlarımızın çok yakından tanıdığı ve sevdiği dünyaca ünlü bir yazar. Kadın, Konuk Kız, Bir Genç Kızın Anıları ve Kadınlığımın Hikayesi kitaplarından sonra şimdi de yazarın çok tanınmış bir başka eserini yayınlıyoruz. Denemeler Beauvoir’in felsefe ile edebiyatı başarıyla kaynaştıran ve övgüyle karşılanan bir eseridir. İçinde kişioğlunun durumu, başkalarıyla ilişkileri, eyleminin sınırları, varoluşunun koşulları ile özgürlük, bağlanma, mutluluk, tanrı, ahlâk, çevre, sonsuzluk, insanlık vb. sorunlar ele alınmıştır.
         (Arka kapak)

         Yıllar önce başlayıp da yarım bıraktığım kitaplardan biriydi. Bu ara Kuşadası’na yanımda getirdiğim yarım kitapları bitirmeye niyetlendiğimden kendisine bir şans vermek istedim. İyi de oldu, dün büyük bir kısmını okuduktan sonra bugün öğleye doğru bitti.

         Felsefe kitabı okumayı seviyorsanız tavsiye edebileceğim bir kitap. Ben hiç sıkılmadan okuyorum/okudum. 
         

         *Yazarından imzalı değil ama yazar Selim İleri'ye imzalanmış bu kitap da. Ne yazık ki imzanın kime ait olduğunu anlayamıyorum.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Kız Kulesi’ndeki Kızılderili

         

         Kız Kulesi’ndeki Kızılderili
         Sunay Akın
         Çınar Yayınları

         Bir yaz akşamı Boğaz’ın ortasındaki Kız Kulesi’nin beyaz duvarlarında Kızılderililerin vahşi olarak gösterildiği bir kovboy filmi izlediğinizi düşleyin… İşte, o an, omuzunuza konan martı kulağınıza şunalrı söyleyecektir: “Kız Kulesi’ne de bakıyorsun, Kızılderililere de… Ama gerçeği göremiyorsun… Gel benimle.”
         (Arka kapak)

         Kızılderilileri Amerikalalıların katlettiğini biliyordum ama bu kadar vahşi olabileceklerini bilmiyordum. (Niye bilmiyorsam?!) Vahşi, öldürülmesi, yok edilmesi gereken varlıklar olarak gördükleri Kızılderililerin ne kadar da “insan” olduklarını okudum bu kitapta.
         İçim çokça acıyarak okudum kitabı. Devletlerin/insanların gözünü para/altın hırsı bürümeye görsün neler neler yapabiliyorlar! Kelimeler kifayetsiz kalıyor anlatmaya bazen.
         Okuyun, sadece okuyun.

         Bu arada kendi tabiriyle “Kızılderili şair” Sunay Akın’ın okuduğum ilk kitabı. İnternetten takip ediyordum genelde kendisini.    

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Dresden Gecesi


Dresden Gecesi
Ladislav Mnacko
E Yayınları
Ladislav Mnacko, 1919 yılında Slovakya sınır bölgesinde doğdu. Genç yaşta gazeteciliğe başladı. Çekoslavak Komünist Partisi organı olan “Rude Prova” gazetesi ve “Kulyurny Zivot” dergisinde çalıştı. Edebi röportaj diye tanımlanabilecek bir tür geliştirdi. “Ölümün Adı” (e yayınları: 25) romanıyla uluslar arası bir üne erişti, kitap yirmi kadar yabancı dile çevrildi. İki buçuk milyon basıldı. “Caddeler Nerede Son Bulur” ve “Geç Kalmış Röportajlar”, komünist bloktaki aşamayı anlatan, yazarına büyük ün kazandıran kitaplardır (1962, 1963. 1968 yılında İsrail ve Kuzey Vietnam olayları üzerine bir inceleme olan “Saldırganlar” adlı eseri, ardından “Yedinci Gece” adlı romanı basılmıştır. Eserlerinin bütününde, Sovyet yanlısı statükocularla hesaplaşan “Çekoslavak” bir dünya görüşü ağır basar.
1969 yılında yayınlanan “Dresden Gecesi – Nocny Rozhovor”, iki ayrı kuşağın, yitip gidenlerle savaş sonrası doğanların hikayesi. Acı ama yazarının bütün eserleri gibi çok ilginç bir kitap.

Bu kitabı geçen yaz bir otelin resepsiyonunda çalışırken okumaya çalışmıştım. Birkaç sayfayı bile zor bitirmiştim. O zamandan beri bekliyordu kitaplığımın bir köşesinde. Bu yaz yeniden aldım elime. Yavaş akan bir kitap olmasına rağmen iyi de işlenmiş bir kitap. Almanya’daki savaş zamanını yaşamış bir adamla savaş sonrasında babası suçlu bulunup idam edilen bir genç kızın Dresden’de anlatarak geçirdikleri/sabahladıkları bir geceyi anlatıyor.

Sonuç itibariyle güzel bir kitaptı. Tavsiye ederim.

4 Temmuz 2013 Perşembe

Gece Sesleri

     


         Gece Sesleri
         Ayşe Kulin
         Remzi Kitabevi

         Dört kuşağı içine alan anne – kız ilişkileri, aile içi çalışmalar, sık tekrarlanan askeri darbelerin değişik kuşaklar üzerindeki izleri… Geçmiş araştırılırken ortaya çıkan surlar, ertelenmiş, söylenmemiş sevgi sözleri, dolayısıyla pişmanlıklar…
         Kulin, Egeli büyük bir ailenin 40’lı yıllardan başlayarak günümüze kadar gelen öyküsünü anlatıyor.
         (Arka kapak)

         Küçükken Ayşe Kulin’le Duygu Asena’yı hep karıştırırdım. Herhalde kadınları bu kadar güzel anlattıkları için. İkisi de en sevdiğim yazarlardandır bu arada. İki yazarı da okuduğumda aynı duyguyu hissediyorum bir de. “Bu kitabı daha önce okumalıydım.” duygusu geçiyor hep içimden. Yine aynı şeyi hissettim.
         Ve kitabı tam da zamanında okuduğumu düşünüyorum. 60ların olaylarından, 80lerin olaylarından ve gençlerin olaylara nasıl yaklaştığından bahsediyor. Son zamanlarda yaşadığımız Gezi Parkı olaylarıyla da bağdaştırdığım için zamanlamasının iyi olduğunu düşünüyorum.

         Hâlâ okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim. :)

30 Haziran 2013 Pazar

İzmirli Öyküler

         


         İzmirli Öyküler
         Hazırlayanlar: Hülya Soyşekerci / Ferda İzbudak Akıncı
         Şenocak Yayınları

         Bu yaz bir gemi acentasında staj yapıyorum. Gemi olmadığı zaman ofiste oluyoruz genelde. O zamanlarda da –yine genelde- kitap okuyorum bol bol. Bu da önceki okuduğum kitap bitince sabah kitaplığımdan öylesine çekip aldığım ve iki günde bitirdiğim hoş bir kitap.  Kısa kısa yirmi öyküden oluşuyor ve Kuşadası’nın rüzgar esmez, yaprak kımıldamaz sıcaklarında çok da iyi gidiyor böyle kısa öyküler. Severek okudum hepsini.
         Kitapta öyküleri yer alan yazarlar: Ahmet Büke, Ahmet Önel, Ayşe Kilimci, Canan Tan, Ferda İzbudak Akıncı, Feyza Hepçilingirler, Gülseren Engin, Handan Gökçek, Hasan Özkılıç, Hülya Soyşekerci, İnci Aral, Lütfiye Aydın, Mehmet Atilla, Muzaffer İzgü, Osman Şahin, Raşel Rakella Asal, Sadık Yemni, Sadık Aslankara, Şükran Yücel, Vicdan Efe.
        


29 Haziran 2013 Cumartesi

Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk


Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk
İskender Pala
Kapı Yayınları
Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına…
Doğu ak ejder yılında başları yirmi üç bin yıllık gizem…
Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi…
Siruş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi…
Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bunun eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi…
Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer, ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi…
Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi…
Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını, Babil uyandığı zaman?!..
(Arka kapak)
Daha önce de Od’u okumuştum İskender Pala’dan. O zaman çok önyargım vardı kendisine ve kitaplarına karşı. Ve Od’la beni çok şaşırtmıştı. Bu kitaba başlarken o kadar fazla önyargıyla gitmedi elim kitaba. Seveceğimden emindim bile diyebilirim neredeyse. Nitekim öyle de oldu. Çok çok sevdim.
Yıllardır bildiğimiz, herkesin yazdığı Leyla ve Mecnun hikayesini Fuzuli’nin kaleminden okumak ayrı bir zevk olmuştu benim için. Bu kitapta da hikayenin yazıldığı kağıdın ağzından dinledim daha çok. Kitabın içindeki gizem bambaşkaydı, arkasındaki bilgeler, katiller, alimler de…
Kısacası bu kitap benim için tam da zamanında okundu. Güzeldi. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Od'un yazısı için tık tık. 


15 Haziran 2013 Cumartesi

Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler

     


         Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler
         Maeve Binchy
         Çeviren: Zeynep Seymen
         Doğan Kitapçılık

         Maeve Binchy asla hayal kırıklığına uğratmaz. Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler de tıpkı kendine mekan seçtiği Yunan adaları gibi sıcak ve sevgi dolu. Günümüzde herkesi ilgilendiren, herkesi etkisi altında bırakan romanlar yazmayı ondan iyi bilen yok zaten… Midwest Book Review

         Kitapçı raflarında yeni bir Binchy romanı görmek, bir köpük banyosu kadar rahatlatıcı ve keyif verici. Ama köpük banyosundan daha kalıı!.. Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler’i bitirdiğinizde artık onun alameti farikası haline gelen sıcak ve çarpıcı anlatımından büyülenmiş olacaksınız. Üstelik romanın kahramanları o kadar gerçek, o kadar bizden ki, kurduğunuz bu yeni dostluktan da kolay kolay vazgeçemeyeceksiniz. Publisher’s Weekly

         Bu romanda silahlı çatışma yok, birbirini kovalayan otomobiller yok, cinayet yok… Ama her sayfası okuyucuya bir gerilim romanından daha çok kendine bağlıyor. Çünkü Maeve Binchy gerçek sorunları olan gerçek insanlar hakkında yazıyor. Karakterlerinin yüreğine bakmaya ve oradakileri yazıya aktarmayı çok iyi biliyor. Irish Times

         Dublin’de doğan Maeve Binchy, 1969’da Irish Times yazarları arasına katıldı. End of Term ve Half Promised Land adlı iki oyunu Dublin’de sahnelendi. Deeply Regretted By adlı televizyon oyunu Prag Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nğ aldı. Bütün romanları dünyanın dört bir yanında en çok satan kitaplar listesine girdi. Eserleri sık sık televizyon ve sinemaya uyarlanan Maeve Binchy’nin Yalnız Kadınlar Sokağı, İtalyanca Aşk Başkadır, Geri Döneceksin, Aşk Mutfakta Pişer, Hayatın Ta Kendisi Lokantası ve Ateşböceklerinin Mevsimi adlı romanları Doğan Kitapçılık tarafından yayınlanmıştır.
         (Arka kapak)
        
         Yaz günlerinde okunabilecek orta yollu bir kitap. Ne çok iyiydi ne de çok kötüydü yani. Kitapta farklı ülkelerden Yunanistan’ın bir adasına gelmiş 5 karakter var. Onların hayat hikayelerini anlatıyor. Ama ben daha çok 30 küsur yıl önce gelmiş Vonni’nin hikayesinden etkilendim. Direniş hikayesi muhteşem.


9 Haziran 2013 Pazar

Saatleri Ayarlama Enstitüsü


Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Ahmet Hamdi Tanpınar
Dergâh Yayınları
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumumu, fertten yola çıkarak topluma varan teknikle anlatıyor.
(Arka kapak)

Tanpınar’ın daha önce Huzur ve Mahur Beste’sini okudum. Bu üç kitaptan üçleme diye bahsedildiği için okumak istiyordum Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü de. Bildiğimiz seri kitaplar gibi değil de ortak kişileri barındırıyorlar içlerinde. Mesela Huzur’daki Müjgan’ın akrabası Mahur Beste’de de geçen ve Mahur Beste’yi besteleyen kişi. Böyle bağlantıları var yani.
Şimdi bu kitabı sevdim mi nefret mi ettim anlamadım bir türlü. Günümüz için bile çok doğru sayılabilecek tespitler var içinde medeniyet geliştirme süreci için. Ama bir o kadar da absürd adamın içine düştüğü durumlar. Bir insan bu kadar mı talihsiz, bahtsız olur kardeşim?! Bilemedim gitti. Nefretle aşk arasında bir yerlerde bu kitap bende.

Hala Huzur 1 numarada anlayacağınız.

6 Haziran 2013 Perşembe

Brida

        

         Brida
         Paulo Coelho
         Çeviren: Seçkin Selvi
Can Yayınları
“Ruh eşimi nasıl tanıyacağım?”
Wicca, Brida’ya “Riske girerek” dedi. “Başarısızlık, hayal kırıklığı risklerini göze alacaksın. Arayışına devam ettiğin sürece sonunda zafere ulaşacaksın.”
Brida, güzel bir İrlandalı kızın ve onun bilgiye erişme çabasının öyküsü. Brida, ona korkularının üstesinden gelmeyi öğreten bilge bir erkekle ve dünyanın gizli müziğine ayak uydurarak dans etmeyi öğreten bir kadınla karşılaşır. O iki kişi Brida’da Tanrı vergisi bir yetenek olduğunu görür; ama yeteneğini kendisi bulabilmesi için genç kızı kendi içine doğru bir keşif yolculuğuna yönlendirirler.
Brida kendi yazgısını ararken, kişisel ilişkileri ile kendini dönüştürme isteği arasında bir denge kurmaya çalışır.
Usta romancıdan çarpıcı aşk, tutku, gizem ve esriklik öyküsü.
(Arka kapak…)

Bu kitapla ilgili önyargılarım vardı daha önce okuduğum yorumlar yüzünden. Ama o sabah işe gitmeden önce kitaplığımın önüne geldiğimde elim bu kitaba gitti nedense. Geç kalıyordum, çok düşünmeden attım çantama. Ne zaman başladım ne zaman bitirdim, çok hatırlayamıyorum o kısmını. Ama kitabı okurken sabırsızlandığımı ve çok heyecanlandığımı hatırlıyorum. Ve elimden bir türlü bırakamadığımı da…
Coelho, sevdiğim bir yazardır ama hep beni hayal kırıklığına uğratır. Nedenini tam olarak tanımlayamıyorum ama kitaplarını okurken nedense bri eksiklik duygusuna kapılıyorum. Sanki bazı şeyleri yazmıyor da kendisine saklıyor gibi yazar. Sanki kitap daha devam etmeliymiş de o bizden kıskanıp yazmamış gibi… Bilemiyorum.
Kitabın beni bu kadar heyecanlandırmasının sebebi büyücülük, cadılık falan dedil elbette. Tam da bugünlerde üzerinde düşündüğüm “ruh eşi” meselesi. Yazmaya çalıştığım –yeni- bir roman var ve birikimli olarak ilerlemiyor. Parça parça, başka başka bölümleri yazıyorum ruh halime göre. İşte geçen hafta tam ruh eşi meselesini düşünürken bu kitabı okumam beni çok heyecanlandırdı işte. Çünkü ben kitapların kendilerini doğru zamanlarda okuttuklarına inanıyorum.
Yani bende çok farklı bir yer edindi bu kitap. Kafamdaki bazı sorulara da cevap oldu, güzel oldu. Ayrıca içinde “Gölgeler Kitabı”ndan bahsetmesi de ilginç bir tesadüf oldu. Okumayı bitiremediğim, yine aynı konulardan bahseden ve aynı isimli başka bir kitabım var.

Not: Bu kitabı geçen hafta Perşembe günü bitirdim. Hatta Cuma günü başladığım kitap da bitmek üzere. Ama ülkemizin şu anki durumu malum. Herkes gibi ben de bir twitter bir facebook bir olayları gösteren kanallara bakayım derken aklımı yitirdim neredeyse. Tez zamanda güzel günler görmek dileğiyle. Bu direnişle ilgili bir yazı yazıyorum, yayınlar mıyım bilemiyorum ama zaten yeri bu blog değil. Diğer bloglarımdan birinde yayınlarım muhtemelen.

Kalın sağlıcakla. 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Dadı

        


         Dadı
         Ali H. Neyzi
         Karacan Yayınları
         Ali H. Neyzi 1927 yılında, İstanbul’da doğdu. 1946 yılında Robert Koleji Erkek Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’mü bitirdi. Amsterdam’da gemi şantiyesinde çalıştı. Londra (B.B.C.) radyosunda Türkçe çevirmenliği ve spikerlik yaptı. Askerlik görevini yerine getirdikten sonra, bu kez Ankara Radyosu’nda, İngilizce çevirmeni ve spiker oldu. 1950 yılında evlendi, İstanbul’a yerleşti ve sigortacılığa başladı. 1955 yılında burs kazanarak Harvard Üniversitesi’nin İşletme Bölümü’nde eğitim gördü. Ankara’da Pazar Postası ve İstanbul’da Vatan Gazetesi’nde tiyatro eleştirileri yayınladı. Sigorta Enstitüsü’nde ve Robert Koleji’nde öğretmenlik yaptı. Sigorta konularında basılı makaleleri, çevirileri ve kitapları vardır. Yurt içinde ve dışında bir çok sigorta konferansına katılmıştır. İki çocuğu oldu ve ikinci torununu bekliyor.
            (Arka kapaktan…)

         Balıkesir’de ikinci el kitap satan bir dükkandan, 1 TL sepetlerinden bulup almıştım bu kitabı. Alalı 2 yıl kadar olmuştur ama okumak bu zamana kısmet oldu.

         Ali H. Neyzi, yazlık anılarını anlatıyor kitapta. Kitabı genel olarak sevdim ama çok fazla kısa cümle vardı. Hele ki ilk iki bölümü okurken patlayacaktım neredeyse. Normalde kısa cümleleri severim oysaki. Ama burada tüm bölüm böyle olunca okumayı zorlaştırıyor resmen. Sevemediğim tek yönü bu oldu kitabın. 

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Sevdalinka


      

         Sevdalinka
         Ayşe Kulin
         Remzi Kitabevi
         Postane binasının yanısıra, Milli Tiyatro, Hukuk Fakültesi ve civardaki binalarda yanıyor, yeni patlamalarla bu ateş dansına eşlik ediyorlardı. Rüzgarda uçuşan kızıl saçlar gibi savrulan alevleriyle har har yanıyorlardı. Yandıkça, kırmızı bir fona çizilmiş, simsiyah iskeletlere dönüşüyorlardı.
            Nimeta, taş kesilmiş, geçmişini seyrediyordu alazların ötesinde. Çocukluğu, ilk gençliği, anıları, sevinçleri, kederleri incelip uzayarak, bükülerek alevlerin arasında göğe yükseliyor, Saraybosna külleriyle birlikte sağa sola savruluyordu.
            Bosnalı bir gazeteci olan Nimeta, dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından birinin yaşandığı Bosna savaşının ortasında kendisi ve ailesi için yaşam mücadelesi verirken, içinde kıyasıya süren bambaşka bir savaşla da başetmek zoundaydı…
            (Arka kapak)
         Ayşe Kulin sevdiğim yazarlardan biridir. Kitaplarını okurken hep bambaşka tatlar almışımdır. Sevdalinka’yı ise yıllardır okumak isteyip bir türlü edinememiştim. En sonunda dernekte karşıma çıktı. Hemen okumaya başladım. Ve yine bir kitaba ne kadar geç kaldığımı farkettim.
         Bosna’da yapılan soykırımı tüm acısıyla gözler önüne seriyor kitap. Aynı zamanda Nimeta’nın ailesiyle aşkı arasında verdiği iç mücadelesini de anlatıyor.
         Benim gibi okumakta geç kalanınız varsa okumanızı tavsiye ederim. 
         Yine imzalı bir kitap. Ayşe Kulin, isimsiz olarak imzalamış. Koleksiyonuma bir parça daha. :) Bu arada imzalı kitap biriktiriyorum ama bazı imzalı olan kitaplar benim değil ne yazık ki. Onların da fotoğraflarını çekip biriktiriyorum. 


25 Nisan 2013 Perşembe

Sabun Adam



         Sabun Adam
         Ahmet Önel
         Şenocak Yayınları

         Zaman bazen eğik durur, bazen teğet geçer, bazen de dikey vuru insan yaşamına. Işıklar yansırken yavaş yavaş gölgeler kaplar ömür patikasını. Gölgeyi yaratan ışığın kendisidir; ışıksa zaman içinde süren yaşam… Zaman dalga dalga gölgenirken, kapılar ölüme doğru açılırken, sorgulamalar başlar gece gündüz… Bitiş, kaçınılmaz bir geceye açılmaktadır; yeniden başlamaksa bir gizem içinde pusanan düştür yalnızca…
         Bu öyküler bizi insanın iç dünyasındaki karmaşık labirentlerinde dolaştırıyor. Yaşamın, bizim ona yüklediğimiz anlamlar sayesinde kendi varlığını ve iç dengelerini oluşturduğunu gösteriyor. Yaşamına anlam arayan tek varlık olan insan, bütün derinliği ve çelişkileriyle öykülerin odak noktasında yer alıyor.
         Okudukça yaşamdaki anlamların sürekli çoğaldığını duyumsayacaksınız…
         Hülya Soyşekerci
         Edebiyat Eleştirmeni
         (Arka kapak)

Pazar günü İzmir’e 18. Kitap Fuarına gittim. Bir sürü kitap aldım. Zira bu fuarı bekliyordum, yazdan beri fuara kadar kitap almayacağım diye kural koymuştum kendime. Ama çok uyguna 3 kitap bulmuştum. Onları aldım. Bir de okulda hocalarımızın okumamızı istediği kitapları aldım. Ama onları saymıyorum. :) Ha bir de erkek arkadaşımın aldığı kitaplar var. Onları da saymıyorum, ben almadım o aldı. :P Yani genel olarak başarılı oldum diyebilirim.
İşte bu öykü kitabı ve 2 tane daha öykü kitabına 5 TRY verdim fuarda. Fiyatı çok uygun geldi bana.
Ahmet Önel’i ilk kez okuyorum ama çok sevdim. En çok da “Sabun Adam” ve “Genel Prova” öyküsünü beğendim.
Kitapta “Kıyıdan”, “Çığlık”, “Nereye Gidiyoruz”, “Teğet Zaman”, “Yara”, “Genel Prova”, “Dikey Zaman”, “Amca İtiraf Ediyor”, “Eğik Zaman”, “Aklın Ermediği”, “Beklenmeyen”, “Bir Adım, Bir Adım Daha”, “Ekinoks” ve “Sabun Adam” öyküleri var.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Cevapsız Ağrı


         


         Cevapsız Ağrı
         Umay Umay
         Altıkırkbeş Yayın
        
         Umay Umay’ı ilk kez lisedeyken dinledim. Liseden sonra bağımlısı haline geldim. Sonradan öğrendim ki kitapları da varmış. Ama Balıkesir’de değil kitaplarına, Cdlerine bile ulaşamadım. Sonra bir tanıdığım İstanbul’dan bulup Naylon isimli albümünü yollamıştı, sağolsun. Bulamamıştım ama aramaktan da vazgeçmedim. En sonunda bu yıl erkek arkadaşımla tüm kitaplarını aldık.
         Bu okuduğum ilk kitabı. Birkaçını internette bulup okumuştum. O yüzden tarzına alışığım. Yine de onu okumak bildiğim sokaklarda yürümek gibi. Fazlasıyla tanıdık. İçten.
         Şimdi geriye kaldı 4 kitabı.
         Onu hâlâ dinlemediyseniz mutlaka dinleyin. Ve kitaplarını da okuyun. 

2 Nisan 2013 Salı

Ziyan


      
         Ziyan
         Hakan Günday
         Doğan Kitap
         “Beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. Adları da var. Ama onlar birer heykel. Çağırınca gelmiyorlar artık. Cennetin kapısını bekliyorlar. Karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! Öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. Bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. Havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. Beyaz ağzı etimizle dolu. Bu yüzden sessiz bir ayaz var. Saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. Gazete kağıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz. Cennetten kovulmayı. Bembeyazız. Soğuk. Donmak. Çözülmek. Tekrar donmak. Daha fazla hiçbir şeye gerek yok. Filleri çekmeye bile. Herkes kalsın yerinde. Bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. Yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. Aksın içlerine hayatımın zehri. Yirmi adet mermi. Muhteşem! Hepinizi geberteceğim! Ama hepinizi!”
            (Arka kapak…)

         Hakan Günday ilk kez Kinyas ve Kayra’sını okuduğumdan beri hep en sevdiğim yazarlardan biri oldu. Neden bilmiyorum ama son 10 yıldır beni etkileyebilen kitap çok nadir karşıma çıkıyor. Ama Hakan Günday’dan ne okusam bir yerlere dokunuyor bende.
         Bu kitabı da güzeldi ama bence ben bu kitap için yanlış bir zaman seçtim. Çünkü çok çok uzun zamandır elimde. Bitirmeye çalışıyordum. Araya da vize sınavlarım falan girince daha fazla zorlamamak adına bir kenara bıraktım. Sınavlardan sonra elime alınca bir çırpıda bitti. Dediğim gibi benden kaynaklı zamanlama hatası vardı.
         Yine çok ilginç bir kitaptı. Her zamanki gibi tahmin edilenin aksine tamamen farklı bir sonla bitirmiş Günday.
         Bu da bittiğine göre okumadığım sadece 2 kitabı kaldı. Zargana ve Piç. Yakın zamanda onlar da okunacak.

        İmza koleksiyonuma bir kitap daha. Bu kez erkek arkadaşıma imzalı. Ama ben el koydum. :)

         Kinyas ve Kayra’nın yazısını görmek için tık tık.
         Az’ın yazısını görmek için tık tık.
         Malafa’nın yazısını görmek için tıktık.
         Azil'in yazısını görmek için tık tık.